Uzaya ilk ‘özel’ sefer 30 Nisan’da

Uzaya ilk ‘özel’ sefer 30 Nisan’da

ULUSLARARASI Uzay İstasyonu’na (UUİ) özel sektörün ilk ve deneme niteliğindeki seferinin 30 Nisan’da yapılması kararlaştırıldı. Özel sektörün ilk uzay seferini yapacak SpaceX (Space Exploration Technologies Corp.) şirketi, 7 Şubat’ta ilave testler yapmak için ertelediği fırlatma işleminin 30 Nisan’da yapılacağını açıkladı. Uzay ve havacılık tarihinde yeni bir sayfa açacak, aynı zamanda yörüngedeki uzay istasyonuna ticari yük taşınması alanında yeni bir döneme girilmesini sağlayacak SpaceX Dragon uzay aracının deneme seferi, UUİ’nin astronotları tarafından da heyecanla bekleniyor. ABD’nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral Hava Kuvvetleri Üssü’nden SpaceX Falcon 9 roketiyle fırlatılacak Dragon uzay aracı, uzay istasyonuyla sağ salim ve güvenli bir şekilde kenetlenebileceğini ispat etmekle yükümlü bulunuyor. Şayet bir aksilik olmazsa, deneme seferinden sonra bir yıl içinde, ikmal malzemesiyle tam yüklü bir Dragon uzay aracı UUİ’ye gönderilecek. Uzay mekiklerinin emekliye ayrılmasından sonra ABD’nin uzay istasyonuna göndereceği ilk ikmal uzay aracı olacak Dragon kapsülünün UUİ’ye ulaşması birkaç günü bulacak. “PayPal”ın kurucusu Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX firması, bir yıl önce Dragon kapsülünü dünyanın yörüngesine başarıyla yerleştirmiş ve daha sonra kontrollü olarak Büyük Okyanus’a indirmişti.

Türk halkı hayatından memnun!

Habertürk’ün Konsensus’a yaptırdığı “Türkiye Gündemi Araştırması- Mart 2012: Uludere ve Yüz Nakli” araştırmasının üçüncü ve son bölümü çarpıcı sonuçlar ortaya koydu.

HABERTÜRK’ün Konsensus’a yaptırdığı “Türkiye Gündemi Araştırması- Mart 2012: Uludere ve Yüz Nakli” araştırmasının üçüncü ve son bölümü, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, Meclis’te tartışmalara neden olan 4+4+4 kademeli eğitim teklifi ve MİT yöneticilerinin KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrılması gibi konulara ayrıldı.

Konsensus, 23 Şubat- 3 Mart tarihleri arasında 81 ilde 745’i erkek, 760’ı kadın toplam 1505 kişiye “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin siyasal tartışmaya açılmasını onaylıyor musunuz?” sorusunu sordu.

Ankete katılanların yüzde 61.8’i “Onaylamıyorum” yanıtı verdi. “Kesinlikle onaylamıyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 18.5 oldu. “Onaylıyorum” diyenlerin oranı da yüzde 11.3’te kaldı.

Hayat pahalı ve eşit değil’

ANKETE göre Türkiye’nin en önemli sorunları arasında yüzde 46.4 ile üçüncü sıraya yerleşen “Enflasyon/ Hayat pahalılığı” ve yüzde 31.8 ile dördüncü sırada bulunan “Gelir dağılımındaki eşitsizlik” yer alıyor. Konsensus’un araştırmasına göre Eylül 2011’de yüzde 28.4 olan “Enfasyon/ Hayat pahalılığı” oranı, Aralık 2011’de yüzde 48’e çıktı.

‘Hayatımızdan memnunuz’

“Hayatınızdan ne derece memnunsunuz?’’ sorusuna yanıt verenlerin yüzde 78.2’si memnun olduğunu belirtti. Aralık ayına göre memnuniyet oranı 4.4 puan arttı.

‘Dindar nesil söylemini doğru bulmuyoruz’

KONSENSUS, geçtiğimiz günlerde tartışma yaratan “Dindar nesil yetiştirmek” konusunu mercek altına aldı ve ankete katılanlara “Başbakan Erdoğan’ın ‘Dindar nesil yetiştirmek istiyoruz’ sözlerini onaylıyor musunuz?” diye sordu. “Onaylamıyorum’’ diyenlerin toplam oranı yüzde 52.3 çıktı.

‘MİT yöneticilerinin ifadeye çağrılmasını onaylamıyoruz’

KONSENSUS’un “KCK soruşturması kapsamında MİT’in üst düzey yöneticilerinin ifadelerinin alınması için savcılığa çağrılmasını onaylıyor musunuz?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 51.2’si “Onaylamıyorum”, yüzde 30.4’ü ise “Onaylıyorum” dedi.

‘Aylık gelirimizle geçiniyoruz’

PEKİ aylık gelirinizle geçinebiliyor musunuz? Bu soruya “Evet geçinebiliyorum’’ diyenlerin oranı yüzde 76.5 çıktı. Bu oran aralık ayına göre 12.8 puan arttı.

4+4+4 teklifi ikiye böldü

KONSENSUS, araştırmasında son günlerde en çok tartışılan 4+4+4 kademeli eğitim teklifini de mercek altına aldı. Konsensus, ankete katılanlara; “Hükümetin hazırladığı ve 4+4+4 olmak üzere zorunlu eğitimi 12 yıla çıkartmayı amaçlayan yeni Milli Eğitim Yasası’nı onaylıyor musunuz?” sorusu yöneltti. Teklifi onaylayanların toplam oranı yüzde 45.9 olurken, onaylamayanların oranı yüzde 40.8’de kaldı. Peki tartışma yaratan 4+4+4 teklifine eğitim durumuna göre kimler destek veriyor, kimler karşı çıkıyor? Araştırmaya göre üniversite mezunlarının yüzde 53’ü 4+4+4 teklifine karşı çıkıyor. Yüzde 36.6’sı ise teklife destek verdi

Vatan Gazetesi

Şık’ın cezaevi çıkışındaki sözlerine soruşturma…

Şık’ın cezaevi çıkışındaki sözlerine soruşturma

Geçtiğimiz hafta yargılandığı Odatv davasında tahliye olan Ahmet Şık hakkında cezaevi çıkışında söylediği ”Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek” sözleri nedeniyle soruşturma açıldı
Oda TV davasının 12 Mart’ta yapılan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşmasında tahliye olan gazeteci Ahmet Şık hakkında Silivri Cezaevi çıkışında hâkim ve savcılara yönelik sözleri nedeniyle soruşturma başlatıldı.

Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında Savcı Muammer Akkaş’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden Şık’ın cezaevi çıkışındaki sözlerinin yer aldığı görüntüleri istediği öğrenildi.

Sabah gazetesinin haberine göre, hâkim ve savcıları terör örgütlerine hedef göstermek ve tehdit etmek suçlaması ile başlatılan soruşturma kapsamında Şık’ın önümüzdeki günlerde ifadeye çağırılacağı kaydedildi.

Şık, cezaevi çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada “Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmeyecek. Sadece benim davamda 5 tutuklu var, 100 civarında gazeteci hâlâ içeride. İfade özgürlüğü meselesi sadece gazetecilerin sorunu değil. 600 civarında öğrenci var. Bunun mücadelesine devam edeceğiz. Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, o çete bağlantılı adamlar buraya girecek” demişti.

Vatan Gazetesi

Çobana konser…

Çobana konser: Bu kadar komik olmak zorunda mısınız?
Can Ataklı

Gazetelerde harika bir fotoğraf vardı. Gerçi televizyonlarda görüntüsünü de izledik ama bazen bir fotoğraf akan görüntülerden çok daha fazla şey ifade edebiliyor.

Fotoğraf şuydu: Dağın başı. Bir çoban kepeneği ile bir tabureye oturtulmuş. Karşısında bir klasik müzik orkestrası. Bir şey çaldıkları anlaşılıyor.

Çobanın etrafını şehirli giyimli kişiler sarmışlar. Çoban şaşkın. Çevresindekiler çok önemli bir iş yapıyor olmanın mutluluğu ile çobanı hayranlıkla izliyorlar.

Komik, absürd bir görüntü.

Neymiş Kültür Bakanlığı’nın senfoni orkestrası Anadolu’da konser vermeye gidiyormuş.

Yolda bir koyun sürüsü ve onları otlatan çoban görmüşler.

Hemen inmişler otobüsten, aletlerini almışlar. Çobanı da otobüsten getirdikleri bir tabureye oturtmuşlar, başlamışlar klasik müzik konseri vermeye.

Güler misiniz ağlar mısınız?

Anadolu insanının klasik müzikle tanıştırılması olarak nitelemişler durumu.

Oysa korkunç bir şey.

İşgüzarlık mı diyeyim, saçmalık mı, aptal popülizm mi yoksa Kültür Bakanlığı’nın klasik müzikle alay etmek için bulduğu dahiyane bir yol mu?

Hepsi. Ama en ağırlıklısı sonuncu şık gibi geliyor bana. Bugünkü iktidar zihniyetinin klasik müzikle ilgisi olmadığı gibi aslında karşılar da.

Ama ne çare ki tümden yok edemiyorlar.

İşte bu yolla küçük düşürmeye alay etmeye çalışıyorlar.

Sadece o görüntü bile klasik müzikle ilgisi olmayan kesimlerde sadece kahkaha attırır.

Kendini aydın sanan, iktidarın güdümünde menfaatlerini kollamak için Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılan klasik müzik faaliyetlerini alaya alanların bile aklına bu kadar saçmalık gelmemişti.

Hukuk Adres Sormuyor!

Hukuk Adres Sormuyor!

Hukukun her alanda çok tartışıldığı bir dönemin içinden geçiyoruz.

Bunun temel nedeni şu:

Hukuk artık ilkeler bütünü değil, operasyonel güç haline geldi.

Evrensel bir bilim olarak hukuk, gelişmiş – gelişmemiş dünyanın pek çok
ülkesinde erozyona uğramakta. Ancak Türkiye’de bunun daha da
katmerlenmiş olduğunu görüyoruz.

İktidar, hukuku sadece siyasal değil, aynı zamanda ekonomik bir güç olarak da görüyor ve kullanıyor.

Hukukun yerleşik bir değer olarak kabul edildiği ülkelerde özellikle
temel yasalar değiştirilirken çok geniş bir toplumsal mutabakat
aranıyor. örneğin yasa çıktıktan sonra iki yıl “sonuçlarını tartışma”
süresi koyan ülkeler var. Yasa bu süreçten sonra yürürlüğe giriyor.

Bizde yasa önce uygulamaya konuyor, sonuçlarına “hayatın içinde” bakılıyor.

Bu, uçağın bakımını havalandıktan sonra yapmak gibi bir şey.

***

Bu sütunda genellikle ceza hukukunda yaşananları kaleme alıyoruz. Daha
geniş ölçekte bakıldığında ekonomiden medyaya, iç barıştan siyaset
yelpazesine kadar her alanda “hukuk merkezli karmaşa” yaşandığını
görüyoruz.

Hukuka güvenin kaybolmasına neden olacak tehlikeli bir gidiş…

Son zamanlarda özellikle Ticaret Kanunu’ndan kaynaklanan sorunlarla birlikte ekonomi sayfaları da genel karmaşadan payını aldı.

özelleştirmelerin ardından devlet ekonomiden çekildi. çekildi deniyordu
ama, “hukuk silahı” ile birlikte ekonominin her alanında varlığını
hissettirmekten öte adeta dayatıyor.

Bunu yaparken standart bir yasa çıkarıp onun kurallarına göre de oyun kurmuyor.

Dikkati çeken üç yöntem var:

1- Yasayı muğlak çıkarmak.

Böylece nasıl uygulanacağı belirsiz hale geliyor. Yürütme gücünü elinde bulunduran da yasayı işine geldiği yönde kullanıyor.

2- Birbiriyle çelişen yasalar çıkarmak.

Yeni çıkan bir yasa daha önce yürürlüğe girmiş kimi yasalardan 180
derece farklı hükümler içerebiliyor. Bu durumda istediğiniz kesime
istediğiniz yasayı uyguluyorsunuz.

3- çok ağır sonuçlar doğuran yasalar çıkarmak.

Böylesi yasaların hedefi olan kişi ya da kurumun yaşaması olanaksız.
çare iktidarın affa benzer bir mekanizma ile onu kurtarması. Tabii
sonuçlarına da katlanması!

Bunlar günlük gelişmeleri izleyen bir kişinin çıplak gözle görebileceği şeyler. Ayrıntıları uzmanlarının işi.

***

Hukuk yıpranmaya başladığında bundan sadece siyaset, iç barış değil,
yukarıda çizdiğimiz genel çerçevede olduğu gibi her alan etkileniyor.
Bunun yasalar eliyle “terörist üretme”, “terör örgütü oluşturma”
boyutunu bu sütunlarda sıklıkla dile getiriyoruz.

Türkiye’de artık her düşüncenin, her sosyal hareketin bir “terör örgütü” de oluşmuş vaziyette.

Cervantes’in o ünlü sözünü şöyle de değiştirebiliriz:

Bana düşünceni söyle, senin hangi terör örgütüne üye olduğunu söyleyeyim!

Basit bir otopark paylaşımından bile “çıkar amaçlı suç örgütü” çıkaran yargımız, Dink cinayetinde tam tersi bir karar verdi.

Bütün bunları yan yana koyunca akla şöyle bir çağrışım geliyor:

Hukuk adres sormuyor!

Mustafa Balbay/Cumhuriyet

FİLMLERE TAŞ ÇIKARTACAK DOLANDIRICILIK

FİLMLERE TAŞ ÇIKARTACAK DOLANDIRICILIK

Güncel – 17 Mart 2012 15:19
İcralık otobüsleri adım adım takip edip, müthiş vurguna imza attılar
İstanbul ‘da, değme film senaryolarına taş çıkartacak türden bir dolandırıcılık organizasyonu ortaya çıkarıldı. İcralık otobüsleri adım adım izleyen çetenin yöntemi şöyle işletildi:

İcralık olan otobüsün sahibi ile anlaşıldı. Araç üzerindeki değerli parçalar çıkarıldı. Daha sonra trafikteki araç hakkında ihbarda bulunularak araç yakalatıldı. İcradan satışa konulan aracı 15-20 bin liraya kendileri aldılar; ellerinde bulunan malzemeleri tekrar araca taktılar ve aracı 150-200 bin liraya sattılar.

Türkiye genelinde faaliyet yürüten çetenin işleri, yakayı eve verdikleri ana kadar bu şekilde sürdü. Ağırlıklı olarak İstanbul ‘da faaliyet gösteren ‘çete üyeleri’ Oto Hırsızlık Büro Amirliği ekiplerinin operasyonu sonrası yakalandı. Beş kişilik ekip Emniyet ‘teki sorgularının ardından dün Adliye ‘ye sevk edildi.

hurriyet.com.tr ‘ye konuşan Emniyet kaynakları, gelen şikâyetler sonrası, söz konusu ekibi üç ayı aşkın bir süreden beri takip ettiklerini söyledi. Yapılan operasyon sonrası ikisi lüks otomobil ile 12 otobüsün ele geçirildiği ifade edildi. Çete üyelerinin elde ettiği haksız kazancın miktarı ise yapılacak detaylı inceleme sonrası ortaya konulabilecek.

BÜTÜN SÜRECİ ONLAR YÖNETTİ!

Yüz binlerce liralık haksız kazanç elde ettikleri tahmin edilen çetenin faaliyeti şu şekilde sürdü: Şebeke elemanları dolandırıcılık sırasında, önce üzerinde icra kararı bulunan otobüs ve otomobilleri tespit etti.

Daha sonra bu araç sahipleriyle irtibata geçen ve onlarla anlaşan şebeke, otobüs ya da otomobili Tuzla ‘da bulunan tamirhanelerine çektirdi. Bu tamirhanede işe yarayan motor, şanzıman, koltuk gibi parçaları alınan araç daha sonra geriye kalan şase kısmının bir sokağa terk edildi.

Hazırlanan plan gereği, araca icra koyan icra müdürlüğünü telefonla arayan zanlılar aracın bulunduğu yeri tam tarif etti. Adeta hurda haline getirilen araca icra müdürlüğü tarafından el konmasının ardından şebeke elemanları bu kez bu araçla ilgili açılacak satış ihalesini takip etmeye koyuldu. İcra ihalesinin yapıldığı gün ihaleye alıcı olarak katıldılar.

15 BİNE ALIP 200 BİNE SATTILAR

İhalede otobüs ve ya da binek aracı 15 ile 18 bin lira karşılığında alan zanlılar daha sonra aracı aynı tamirhaneye getirip söktükleri parçaları bu kez yeniden takmaya başladılar. Kısa sürede aracı eski haline getiren zanlılar otobüsleri 150 bin ile 200 bin lira arasında pazarladı.

ŞEHİRLER ARASI OTOBÜS DE VAR

Oto Hırsızlık Büro Amirliği tarafından yapılan soruşturmada zanlıların bu yöntemle sattıkları iki lüks otomobil ile 12 şehirlerarası yolcu otobüsüne ulaşıldı. Gözaltına alınan turizm şirketi sahibi Yıldıray K. ile Yıldıray B., Ali B., Mehmet Y. ve Osman B. hakkında polis tarafından çete kurup nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla işlem yapıldı. Zanlılar işlemlerinin ardından mahkemeye sevk edildi.

http://www.aktifhaber.com/filmlere-tas-cikartacak-dolandiricilik-572918h.htm?utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter

‘Ölseydim de bu günleri görmeseydim’ Oktay Akbal

‘Ölseydim de bu günleri görmeseydim’

Ahmet BAYRAK / MUĞLA

TÜRK edebiyatının tanınmış isimlerinden, gazeteci-yazar Oktay Akbal, ülkenin çok kötüye gittiğini belirterek, “Atatürk’ü unutturmak isteyen niyetler var. Eğitim sistemini bozmak, gençleri dinden uzaklaştırmak istiyorlar. Sivas katliamı yok sayılıyor, askerler ve gazeteciler hapse atılıyor. Türkiye çok kötüye gidiyor. Ölseydim de bu günleri görmeseydim” dedi.

Muğla’nın Ula ilçesi Akyaka Beldesine yerleşen öykü ve roman yazarı, 89 yaşındaki gazeteci Oktay Akbal, geçirdiği rahatsızlıktan sonra dinlendiği evinde DHA’nın sorularını yanıtladı. Hasta yatağında gençlere ve Türk halkına uyarılarda bulunan Akbal, Atatürk’ün unutturmak isteyen niyetlerin olduğunu söyledi. Akbal, “Atatürk’ün bize verdiği görev asıl şimdi başlıyor. Yaşım 90’a geliyor. Beni seven kadar sevmeyen de vardır. Ben bildiğimi, hayatımı yazdım. Cumhuriyet çocuğuyum, 1923’te doğdum, Cumhuriyetle birlikte büyüdüm. Türkiye Cumhuriyeti’nin çok yücelmesini isterim. Ülkeyi yönetenler, yanlış yollara sapıyorlar Cumhuriyeti, başka türlü bir hallere sokmak istiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri vardır. Atatürk’ü vardır. Atatürk’ün temelleri vardır. Kurtaran O’dur. O bakımdan Atatürk’ün bütün eserlerinin birer birer yok edildiğini görmek beni çok üzüyor. Elimden geldiği kadar yazılarımda da iktidardakileri uyarmaya çalıştım” dedi.

BAŞBAKAN’A BABA NASİHATI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yazılarında bir baba gibi nasihatte bulunduğunu belirten Akbal “Sayın Başbakan’a ’Sen benim oğlum yaşındasın dikkat et. Bu gidiş iyi değil, her gidişin bir sonu vardır, yarın ne olacağını bilmek gerekir, bugün olursun ama yarın olamazsın’ diye nasihatinde bulundum. Türkiye’nin birtakım yanlış meseleleri var. Dört dört dört getirerek eğitim sistemini bozmak ve gençleri dininden ayırmak istiyorlar. Gençleri şimdiye kadar dinlerinden kimse ayırmadı. Bizi de ayırmadı. Ben dindar değilim, ama dine saygılı bir adamım. Ayrıca bilime ve ilime saygılı olmak lazım. Önce ilim ve bilim geliyor, din zaten bilime dayanır” dedi.

TOPLUM BOZULDU

1946 yılında ’Önce Ekmekler Bozuldu’ adlı romanını yazdığını kaydeden Okbal, “Şimdi görüyorum ki toplum bozulmuş. Ülkenin başına gelen arkadaşlar yanlış yola saptılar. Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrıldılar. Bu gidişleri de hiç iyi görmüyorum. Daha önce 10 senelik iktidarların birden bire kül gibi dağıldığını gördük. Dikkatli olmak gerekir. Türkiye’nin bir çizgisi vardır, ananesi vardır, bir geleneği vardır. Türk milleti asker millettir. Binlerce yıldır asker millettir. Asker milletin askerlik ruhunu öldürmemek lazım gelir” dedi.

SİVAS’TA BEN DE ÖLEBİLİRDİM

Sivas katliamına da değinen Akbal, “Uludere olayı yeni yaşandı. Sivas olayı ise unutturulmak isteniyor. Sivas’ta yapılan toplantıya ben de davetliydim. Son anda işlerimin yoğunluğu nedeniyle gitmekten vazgeçtim. İyi ki gitmemişim, gitseydim ölür müydüm kalır mıydım bilmiyorum. Felaketten kurtuldum ama pek çok yakın tanıdığım arkadaşım, dostlarım ve insanlar öldüler. Başbakan diyor ki mesele kapandı. Mesele böyle kapanır mı onlarca ölüm var. Sivas katliamı kapanmaz ve ebediyen yaşatılacaktır. Çok yanlış yaptılar, bu başbakanın büyük hatasıdır. Dava bitti halloldu, nasıl olur, hallolmaz. Cinayetler hallolmaz, cinayetler yaşar. Cinayetler nesiller boyu yaşar” diye konuştu.

Askerler ve gazetecilerin hapse atıldığını da hatırlatan Akbal, “Türkiye çok kötüye gidiyor. Ölseydim de bu günleri görmeseydim” dedi

4+4+4= ?

4+4+4= ?

Müge İplikçi –

Yaşı çok genç. Nicedir okumak istediğim kitabını nihayet bitiriyorum Aytuğ Akdoğan’ın. “Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm”, 2012 yılının Türkiyesi’nde kimlikleri usulca sorgulayan bir mercekle bizlere genç bir insanın yaşamından ara kesitler veriyor. Onun satırlarını modernizmin bireye getirdiği özgürlük vaadiyle birlikte, bu vaadin peşisıra gelen yalnızlığın izini takip ederek okuyorum. Bakın ne diyor kitabında:

“Ben bir Alman, Yahudi, Hristiyan, İtalyan değil, dünya vatandaşıyım diyen Wilhelm Reich gibi beni de ben yapan değerler ırkım, cinsiyetim, tenim ya da göz rengim değil. Ben bütün dünyanın taşra ve kırsalını seviyorum ama bana ihtiyacı oldukları dolayısıyla değil, vicdan yani belli bir inanç sahibi olduğum için seviyorum. Yatırımın en güzeli insana yapılan değil midir? Ve dünya çok yönlü bir mucizedir.”

Genç meslektaşım haklı. Kuşkusuz yatırımın en güzellerinden biri insana yapılanı ve elbette bunun ardından gelecek olan mucize. Ancak burada yatırımdan ne anladığımız da çok önemli. Modern toplumdaki bir bireyin, sistemin ve bürokrasinin kilitleriyle bir tutsağa dönüştürülmesiyse yatırım, o zaman her şeyi yeniden düşünmek gerekiyor. Yatırım, iktidarların bir toplumdaki insanların yaşamı ve yaşamı sürdürmeleri hakkında verdikleri kararlarsa, bir kez, bir kez daha düşünmek. Dahası, bu kararlar beş yılda bir oy pusulalarına mühür basma şansı olan bir kitleye yönelikse, iyice anlamalı bu yatırım denilen şeyin ne olduğunu.

Örneğin 4+4+4’ün komisyondan mal kaçırırcasına geçmesi bu ülkenin gençleri üzerine nasıl bir yatırım yapılmakta olduğu konusunda hepimizin kafasını karıştırdı! Geleceğimizi ilgilendiren bir kararın ışık hızıyla kendine yol bulmuş olması insanı bir kez daha çaresizliğe ve yalnızlığa itiyor. Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren bir kararın bu biçimde “akması” birilerini mutlu etmiş olabilir. Ancak o birileri “herkes” değil, bunun anlaşılmasında yarar var! Sonuç olarak bu hızın verdiği tek mesaj vardır: “En iyisini biz biliriz.” Tüyler ürpertici!

Bu arada yalnızlığa terkedilen bir genç nüfus olduğunu fark edebiliyor muyuz peki? Onları bir sınav tutsağı haline getirmiş olan sistemi düzeltmek konusunda neler yapılacak? Düşünmenin bir suç olmadığını ne zaman anlatacağız onlara? Eşitlik ve demokrasi fikrinin her anlamda müfredata girmesi mümkün olabilecek mi? Sıralar arasında uzayıp giden ırkçı söylem ne olacak?

Kısacası ak ve karalardan değil, grilerden, katmanların arasına sıkışmış olanlardan haberdar mıyız?

4+4+4! Bu gençlere insan olmanın erdemini verebilecek mi? Vicdan sahibi olmanın yolunu gösterebilecek mi? Kendi gibi olmayanı, farklı olanı sevmesine olanak sağlayabilecek mi? Kısa yoldan meslek sahibi olmak insanlara yaşamlarına sahip çıkabilme kudretini de verebilecek mi? Farklılığa, renge, çoğulluğa saygı duymak, insanları sevebilecek kadar cesur olmak 4+4+4’ün neresine denk düşecek? Doğrusu buradaki “insana olan” yatırımın bu yanını pek merak ediyorum. Bu kadar dayatıcı bir biçimde başlayan bu yenileşmenin, şimdiden eskimeye başlayan yüzündeki asıl gerçeği görmek istiyorum.

Gençler…

Bakmayın siz şu hedefi önceden saptanmış anketlerin sonuçlarına. Toplumu olduğu gibi gençleri de bir güruh şeklinde göstermeye meyilli, genç insanı güce ve iktidara tapan bir model biçiminde göstermeye çalışan şu anketlere. İşin rengi daha farklı!

Üniversitedeki öğrencilerimden biri bakın ne diyor? Onun bu sözünü Meclis’teki sağduyulu milletvekillerine ithaf ediyorum:

“Yapısı gereği modern toplumda her zaman bir öteki, her zaman bir farklı ve her zaman dışa itelenen biri olacaktır. Sağduyu, erdem ve bilinç, devlet ve benzeri kurumların yapısına zarar verecek etkenler oldukları için bir sürü kurum yaratılmıştır. Bu sayede devlet, bireyi sistemin içinde tutmayı ve sürüleştirmeyi hedefler.”

Türkiye’deki eğitim öncelikle insanlara sürü psikolojisini dayatmaktan vazgeçmelidir artık.

12 Türk askeri Kabil’de Şehit Düştü!

NATO’nun Afganistan’da faaliyet gösteren Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF) çerçevesinde Türkiye’nin komuta ettiği Kabil Bölge Komutanlığı emrinde görev yapan Sikorsky tipi bir helikopterimiz 16 Mart 2012 günü yerel saat ile 10.25’te kaza kırım geçirmiştir.

Helikopterde bulunan 12 askeri personelimiz şehit olmuştur.

networked blogs