Hayali bile güzel…

Hayali bile güzel…
Güngör Mengi

Hafta sonundaki yazım, Economist dergisinde çıkan kötü bir Türkiye kritiği ile bitiyordu:

“NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, Irak, İran ve Suriye’ye komşuluk eden, Ege, Karadeniz ve Akdeniz’le çevrili olan fakat donanmasına komuta edecek kimsesi bulunmayan ülke…”

Ben de son sözümü söylerken hüküm cümlesi yazmadım, dilekte bulundum:

“İnşallah durum dışarıdan göründüğü kadar kötü değildir” dedim.

Sorunlarımız dualarla çözülecek gibi görünmüyor. Nitekim bir okurumuz durumun, görünenden bile kötü olduğunu değerlendirmiş..

Manzaranın 1. Dünya Savaşı’ndan sonra dayatılan Mondros Mütarekesinin 5’inci maddesindeki duruma çok benzediğini söylüyor.

Beşinci maddeyi hatırlamak gerekirse…

“Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında Osmanlı Ordusu derhal terhis edilecektir!”

Terör aşağı adalet yukarı

Uluslararası gözlemciler Suriye krizinin bir savaşa dönüşmesi riskinin gün geçtikçe arttığını düşünüyor.

İsrail’in Şam’a yönelik son hava saldırısı kaba bir tahrikti.

Yaramaz çocukların cephanelikte ateşle oynamasına benziyor olay.

Bölge bir anda cehenneme dönebilir.

Türkiye’nin hazır olması lâzım.

Bölücü terörü bitirmek için başvurulan alışılmadık yöntemler, ancak her türlü kötü ihtimale hazırlıklı olmanın icabı sayılarak mazur görülebilir.

Şartlar iki mecburiyet dayatıyor:

1. Bölücü teröre son verilecek;

2. Ordu savaşa hazır hâle getirilecek.

Kimse kendini kandırmasın, bu iki mecburiyetin muhatabı da AKP iktidarıdır.

Müzakereyi devletin yaptığını söylemek ve Ordu’yu perişan eden haksızlıklara yargı bağımsız diye müdahale edilemediğini iddia etmek, çocuklara masaldır.

Türkiye’nin geleceğini gözünü kırpmadan bebek öldüren bir terör örgütü ile müzakereye bağlamak, taşınması kolay olmayan bir sorumluluktur.

Kırmızı çizgilere saygı

Toplumun bir kanadı “şehitleri kabirlerinde ters döndürmeyelim” derken öteki kanadı “40 bin hayatın sönmesi yetmedi mi? Kaçıncı şehit bizi durduracak?” diye soruyor.

Herkes bunu merak ediyor!

İmralı’daki müzakerenin işe yarayabileceği görünür hâle geldiğine göre bu şans sonuna kadar kullanılmalıdır.

Ama dikkat! Halkın koyduğu kırmızı çizgilere saygı gösterilerek…

Alınacak belli. Karşılığında ne verilecek?

Hükümet “müzakereyi devlet yapıyor” diyerek saklanamaz.

Uzlaşmanın devlet tarafı iktidardır.

İktidar verdiği şeyi korkmadan, ayıplı duruma düşmeden söyleyebilmelidir.

Aksi halde Kürt sorunu çözülmediği gibi yeni bir sorun, “Türk Sorunu” çıkar karşımıza.

Bir de şöyle bir alternatif: Terörü bitirmiş, adaleti ayağa kaldırmış bir Türkiye.

Ne kadar güzel bir hayal!

Bugünlerin de geçeceğini biliyorum…

Bugünlerin de geçeceğini biliyorum…
Sanem Altan

Hayat bazen birden garipleşir, sanki masalsı bir ışığın içinde çıplaklaşıp kaybolur…

Siz, bütün yaşadıklarınız, hatta yaşamakta olduğunuz o an kaybolur gider o ışığın içinde.

Geçmiş gelecek kendi zamanlarını kaybeder, var oldukları andaki renklerinden kokularından soyunur…

Hep birlikte o ışığın koynuna girip erirler…

Zamanı kaybedersiniz.

***

Akşamları yürüyüş yapmayı sever oldum bugünlerde…

Aslında korkuyorum da bir yandan…

Şehirde akşam sokaklarda olmak ürkütüyor insanı nedense…

Biraz da bu korkumu yenmek için korka korka da olsa yürüyüşe çıkıyorum…

Yürüdükçe,yürüdükçe korkum kayboluyor.

***

Geçen akşam ışıkların yeni yeni yanmaya başladığı saatlerde eski bir bahçenin önünden geçtim…

Yıkılmaya yüz tutmuş konakta, bakımsız bahçede, boyaları dökülmüş parmaklılarda hem karanlığı hem aydınlığı içinde taşıyan tuhaf bir ışık vardı.

Başka bir çağa aitmiş gibi gözüken bir ışık.

İçinde geçmişten görkemli hayaller taşıyan bir ışık.

Hüzünlü bir ışık.

***

Onu gördüğüm anda bir zamansızlık sardı her yanı sanki…

Bir anda zaman incecik bir çizgi oldu önündeki ve arkasındaki tüm zamanları içine aldı…

Hayat ve ben kaybolduk o zamansızlığın içinde…

O garip ve masalsı ışık beni içine doğru çekti…

Başka bir aleme geçtik…

Gerçeklerden uzak…

Belki de bu yüzden sihirli ve saf bir başka alem.

Bugünle gelecek arasında ikisine de ait olmayan bir başka alem.

***

Sonra dün canımın sıkılacağı bir kaç haber aldım…

Sanırım bugün siz de duyarsınız bir kaçını…

Öfkeliyim aslında…

Bugün benim canımı sıkıyor, öfkelendiriyor beni…

***

Ama öyle sihirli ışıkların içinden geçtiğimde bugünün sonsuz olmadığını, bugünün de geçeceğini biliyorum.

Dün geçtiği gibi bugün de geçecek.

Başka, belki hiç umulmayan bir gelecek gelecek.

***

Bugün sıkıcı, bunaltıcı, öfkelendirici…

Ama bitecek bu günler.

Bugünler de eski bahçelere karışacak ama bir ışığı olmayacak bugünlerin…

Karanlık bir leke gibi kalacak geçmişin içinde…

***

Akşamları yürüyorum bazen…

Eski bahçelerin, sihirli ışıkların içinden geçiyorum.

Geçmiş, bana bugünlerin de geçeceğini haber veriyor.

O ışıkların içinde kayboluyorum.