Bu “OVP” ile birinci sınıfta çakar bunlar…

Bu “OVP” ile birinci sınıfta çakar bunlar…
Yalçın Doğan

“Tulumbada su bitti”.

Bu cümle bir kaç ay önce söyleniyor. Söyleyen Recep Tayyip Erdoğan.

Ne demek bu cümle? Para bitti, demek. Madem tulumbada su bitiyor, o zaman tulumbayı doldurmak üzere, pamuk eller cebe. Şimdi o tulumbaya “su” doldurmak üzere, hepimiz yeni ve ağır vergilerle karşı karşıyayız.

Adına “2018-2020 Orta Vadeli Program” diyorlar, kısaca “OVP”, aziz milletimizin büyük çoğunluğu bu teknik deyimden bir şey anlamasın diye.

Türkçesi, “orta vadeli kazık”.

Bol bol, yeni vergiler, maksat “tulumba dolsun”.

Peki, tulumbayı aziz halkımız mı boşaltıyor? Yooo.. Ama, AKP kendi boşalttığı tulumbayı doldurmak görevini halka yüklüyor.

Yine torba yasa

Adı üstünde, “orta vadeli program”. Yani, önümüzdeki iki yılı kapsayan halkın refahını arttıran ya da öyle olmasını gerektiren bir program. Sanayileşme, daha yüksek bir büyüme hızı, işsizliği azaltan, yatırımlara hız veren, ihracatı arttırmayı öngören bir program. Yani, öyle olması gerek.

Oysa, ağır bir fatura ile karşılaşıyoruz. “Tulumbayı doldurmak” üzere.

CHP milletvekili Faik Öztrak’ın dün bir toplantıda yaptığı değerlendirmeyle, “su biten tulumba vatandaşın cebine bağlanan hortumla doldurulacak”.

Nasıl doldurulacak?

“Motorlu taşıt vergisinden gelir vergisine kadar uzanan geniş bir yelpazede”.

AKP bunu nasıl yapıyor?

Kim bilir kaç kez, “bir daha yapmayacağım” dediği, torba yasayla. Torba, içinde ne ararsan var.

Halkın geliri artıyor mu? Hayır. Ama, geliri artmadan, vergisi artıyor. Maksat tulumba dolsun, AKP de istediği gibi harcasın.

Vergi furyası

– Ağır vergiler arasında motorlu taşıtlar vergisi önde geliyor. Yüzde 40 artıyor. Yeni satın alınacak binek otomobillerde aracın değeri arttıkça, vergi miktarı yüzde 10-20 oranında artıyor.

– Şans oyunlarında kazanılan ikramiyelerde halen yüzde 10 vergi alınıyor. Bu oran yüzde 20’ye çıkartılıyor. Haftanın her günü boşuna şans oyunları ve at yarışları yok ya… Hatta, bazen aynı günde iki at yarışı bile var. Aziz halkımız nasıl olsa, kaderini şansa bağlamış, oynuyor da oynuyor, şans topu, süper loto, sayısal loto, piyango, v.s

– Şu anda kolalı gazozlardan alınan yüzde 25 oranındaki ÖTV bütün meyveli gazozları da kapsayacak ölçüde genişletiyor. Hani, “çocuğuma çilekli gazoz alayım” derseniz, bundan sonra biraz daha fazla düşünmeniz gerekecek.

– Gelir vergisi tarifesinin “üçüncü diliminde” bulunanların vergi oranı yüzde 27’den yüzde 30’a yükseliyor. Üçüncü dilimde olanlar kim? Ücretleri 30 bin lira ile 70 bin lira arasında olan kamu personeli, sözleşmeli personel, üretim teşvik primi alan kamu personeli ve bazı KİT çalışanları. Tulumbayı doldurmakla görevlendirenler arasında üçüncü dilime giren ücretli kamu personeli de var.

– Şirketler de vergi yükü artışından nasibi alıyor. Bankalar ve finans sektöründeki diğer şirketlerin Kurumlar Vergisi yüzde 20’den yüzde 22’ye çıkıyor.

Dolar kuru

Programın en tutarsız yanlarından biri dolar kuru tahmini.

Dolar Türk Lirası karşısında sadece bu yıl içinde yüzde 18.5 değer kazanıyor. Buna karşılık, programda:

Üç yılda dolar kurunda artış yüzde 12.3 olarak hesaplanıyor. Böyle bir hesap programın çökmesi için yeter de, artar bile.

2017 için tahmin edilen milli gelirde ortalama dolar kuru 3.56 TL olarak alınıyor. Oysa, programın açıklandığı 27 Eylül günü dolar 3.57’lerde geziyor.

1 Ocak-27 Eylül 2017 arasında ise, ortalama dolar kuru 3.60 lira.

2017’de programdaki ortalamayı tutturmak için yılın geri kalan Ekim, Kasım ve Aralık ayları ortalamasının 3.50 lira olması gerekiyor.

Bu hesap nasıl tutacak, bunu ancak programı hazırlayanlar biliyor olmalı.

Kişi başına gelir

Program 2018-2020 arasında, üç yılda her yıl yüzde 5.5 oranında büyüme öngörüyor. Buna göre, kişi başına gelir bu yıl 10.579 dolardan 2020’de 13 bin dolar aşmayı hedefliyor. Tam olarak, 13.024 dolar.

Devamı var:

Daha önce atılan nutuklarda 2023’te kişi başına gelir 25 bin dolar olarak ilan ediliyor.

2020’de 13 bin dolar, 2023’de 25 bin dolar!..

Üç yıl içinde 10.579 dolardan ancak 13 bin dolara yükselecek olan kişi başına düşen gelir, sonraki üç yılda dört nala kalkacak ve 13 bin dolardan 25 bin dolara katlanacak, yani iki misli artacak!..

Bu programı hazırlayanları ekonomi fakültelerinde birinci sınıfta çaktırırlar.

Para bitmiş, şimdi bunu nereden çıkartacağız telaşıyla, çek bir Orta Vadeli Program, hesaplar tutuyor tutmuyor, fark etmiyor.

Aziz halkımız nasıl olsa, on beş yıldır kazık yemeye alışmış bulunuyor.

Rezillik kimseyi vezir etmez, kesin bilgi!

Rezillik kimseyi vezir etmez, kesin bilgi!
Gülse Birsel

BU ara filmin çekimleri yüzünden sabahtan akşama kadar sokaklardayız. Beyoğlu’ndan Üsküdar’a gezip duruyoruz. Yakalayan “Ne olacak bu ülkenin hali?” diyor büyük bir karamsarlıkla. “Siz ne düşünüyorsunuz, ne yapmalı bu ruh halinde?” filan diye soruyor.

“Valla” diyorum, “Biz harika bir film çekmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Dünyanın her yerinde seyredilebilecek, gurur duyacağımız bir komedi filmi. Yani kendi bildiğimiz değerlerle, ahlak, çalışkanlık, azim, vs ile işimizi iyi yapmaya uğraşıyoruz ve gelecek hayalleri kuruyoruz. Siz de öyle yapın.”
Zira pompalanan, şiddet yanlısı, daha çok bağıranın kazanıyor gibi göründüğü, hakaret ve palavranın diz boyu olduğu, gerçek erdemlerin prim yapmıyor gibi göründüğü bir ortamda, biz ve çocuklarımız nasıl hayatta kalacağız endişesi içinde insanlar.

Çünkü artık burun buruna geldiğiniz aracın şoförü yol verdiyse bütün gün eşe dosta bunu anlattığınız bir ülke oldu burası.
Bir fikir tartışmasında iki taraf birbirine nezaket gösteriyorsa şaşkınlıktan dilimizi yuttuğumuz bir ülke oldu burası.
Esnafın biri, paranız çıkışmayınca “Sonra getirip ödersin abla, aşkolsun” dediyse gözlerimizin dolduğu bir atmosfer oldu burası.

İşini yaptırmak için tanıdık-torpil aramayanın, kapı önüne su kabı koyanın, yoksul komşusuna yemek götürenin, cinsiyet ayırımcılığı yapmayanın, iş ortağına güvenenin, gerçek sınavlarla kalifiye eleman seçenin, kanunlara uyanın, emeğiyle, yeteneğiyle bir yerlere gelenin bizi hayrete düşürdüğü bir memleket oldu.
Kadınların akşam sokakta rahatça yürüdüğü sokakların, çocuklara bedava tiyatro kursu veren ilçelerin, tarikatsız-şeyhsiz-şıhsız, sadece komşuluğun egemenliğindeki mahallelerin, terör estirip kabadayılık taslamayan dayıların, vatanseverliğin önce birbirimizi sevmek olduğunu bilen gençlerin mumla arandığı bir yer oldu.

Hödüklüğün güç sanıldığı…
Riyakârlığın zekâ zannedildiği…
Yalancılığın yetenek gibi sunulduğu…
Cahilliğin içtenlik muamelesi gördüğü…
Başarılı, azimli, yenilikçi herkesin kafasına vurmanın halk olmak diye yutturulmaya çalışıldığı…
Gözünü kırpmadan iftira ve çamur atmanın iğrençliğinin unutulduğu, ateşli taraftarlıkla karıştırıldığı bir yer haline geldi burası.

Bu üstte saydıklarım vasıf değil, bildiğiniz rezilliktir!
Böyle insanlara bu topraklarda aslında tepeden bakılır, müstehzi ifadeyle gülünür, eş dost arasında dalga geçilir. Bu reziller asla vezir olmaz, herkes de yüzyıllardır bunu bilir. Zira en sağlam gerçekler aslında anaokulunda öğrendiklerinizdir: İyi beslen, erken uyu filan dışında ahlaklı ol, arkadaşlarına kibar davran, yalan söyleme, senin olan şeyleri etrafınla paylaş, çalışkan ol!

Bu topraklarda insanların çoğu, aynı anaokulunda öğrettikleri gibi, ahlaklı, akıllı, fikirli, gelişim, ilerleme yanlısıdır. Geleneklerimiz eşitlik, adalet, zarafet, saygı temellidir. Yüzyıllardır alkışı bilimin, sanatın, icatın aldığı bir yerdir burası. Aileler çocuklarının zengin, başarılı, evli, mutlu, çocuklu filan ama en çok da “okumuş, bilgili” olmasını ister!

Son yıllarda sosyal medyada ve basın başlığı altında geçen kâğıtlarda bağıranlara, çamur atma modasına, yaratılan sahte atmosfere bakmayın. Ki kimsenin bakmadığı satışlardan da belli de… Karamsarlığa kapılıp “Biz nasıl insanlar olduk, nereye gidiyoruz, ülke ne hale geliyor, bu nasıl yozlaşma” filan demeyin. Hâlâ iyiler iyi, kötüler açıkça kötü ve herkes de her şeyin farkında!

Bu topraklar çok sağlam topraklardır.
Burada insanların en yüzeyseli, bırakın iç huzurunu, duygusallığı, en basitinden, en pragmatik bakış açısıyla, aslında hayatta nezaketin en büyük güç, bilginin en önemli ihtiyaç, liyakatın vazgeçilmez, çalışkanlığın ise para ve başarı demek olduğunu gayet iyi bilir.

O yüzden…
O müessesenin fabrika ayarları, bunun mizacı, şunun mayası…
Boş verin. Çürük elmaların aşırı görünürlüğü ve yaygaracılığını koy bir yana, bu milletin fabrika ayarları sapasağlamdır!
Rahat ol. Gülümsemeye ve gelecek planı yapmaya devam et!