Bir hikayem var çocuklar…

Bir hikayem var çocuklar…
Erkut Can

Ömrüm boyunca Türkiye’de çok olay yaşadım. Aklımın erdiği 6-7 Eylül olaylarından başlayarak, ihtilaller, muhtıralarla. Asla bitmeyen siyasi kavgalar ve ekonomik sıkıntılar içinde bu yaşa geldim. Ama inanın, son yıllarda yaşadıklarımızı hayal bile edemezdim. Yaşattılar. Daha neler yaşayacağımız da belli değil.

Serzenişle başladım yazıma. Biraz güldüreyim bari. Eminim kimse bilmiyordur. Ama o biliyormuş. E, tabii bilecek. Koskoca profesör. Neymiş bildiği Kuzu Hoca’nın: “Reza Zarrab, baştan beri Amerikan ajanıydı.” Peki Kuzu’nun bu tespitine rağmen biz ne yaptık? Adamı, Bakanlar Kurulu kararıyla ayrıcalıklı Türk vatandaşı yaptık. Ama bir gün Türk polisi onu yakaladı. Hapse girdi. O, gir-çık yaptı ama, onu yakalayan polisler üç yıldır içeride. Hayırsever bir iş adamını yakaladıkları için.

Gel zaman git zaman o hayırsever büyüdü de büyüdü. Haa, bu arada gözbebeğimizle evlenip, baba oldu. Çaktırmadan cari açığımızın yüzde 15’ini kapatıp, bir de rekortmen ihracatçı oldu. Bakanlardan plaket aldı.

Ve bir gün, ölüm korkusu ağır basınca, danışıklı döğüşle güya Miami’ye gezmeye gitti. Gidiş o gidiş. Pazarlık etmişti ya, aldılar içeri. O yatarken Amerikalılar da boş durmadı. 2005’ten beri yaptıklarını yapıp, tapesinden tıpasına kadar toplayıp durdular. Eksikleri de 1,5 yıl boyunca o tamamladı.

Biz ise önce “Bizi ilgilendirmez” dedik. Nedense sonra ilgilendik. Çünkü o, hayırsever bir vatandaşımızdı. Biz anlayamadık nota bile verdik ama o anladığı için yırttı. Sanıktı, itibarlı bir tanık oluverdi. Şimdi, hakimin, savcının, jürinin önünde ötmeye başladı. İkinci gün hapishane tulumunu çıkarıp, ceketini giyerek. Yükümlülüklerini de şöyle sıraladı. Gerçekleri söylemek, Amerika ile işbirliği yapmak.

Çünkü hapisten çıkmanın en hızlı yolunun bu olduğunu biliyordu. O bunu söylerken düşündüm. Keşke, zamanında Türkiye’de yargılasaydık. Ama 20 Ocak 2015’te mecliste 264 kahkahalı oyla akladığımız gibi siyasiler değil, yargıçlar karar verici olsaydı diye. Bugün kulakları New York’ta daha kime milyonlar verdiğini söyleyecek diye heyecan içinde beklemezlerdi.

Evet, Zarrab ötmeye başladı. Bakanlardan bürokratlara kadar verdiği paraları mahkemeyi şaşırtacak şekilde kuruşu kuruşuna söylüyor. Görünen şu; o, hakimin soracağı soruyu biliyor, hakim de alacağı cevabı. Çünkü hepsi derslerine iyi çalışmışlar. Bu bir ayda olacak iş değil. Aylarca çalışılmış anlaşılan. Ve işin acı tarafı daha ikinci günde, zamanın başbakanı, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın adı da mahkeme tutanaklarına bir şekilde girdi. Çok yazık. Gerçekten yazık. Mahkeme 3-4 hafta sürer diyorlar. Bakalım daha neler duyacağız?

RÜŞVETİN BELGESİ OLURMUŞ
Hikayeyi yazarken aklıma geldi. Özallı yıllarda ‘Civangate’ olarak tarihe geçen bir dava vardı. Dönemin Emlakbank genel müdürü Engin Civan, iş adamı Selim Edes’ten 120 milyon dolarını ödemek için 3,5 milyon dolar rüşvet istemiş. Civan’ın “İspat et” lafına da Edes, “Rüşvetin belgesi mi olur p…venk” diye karşılık vermişti.

Demek ki, o zaman etik öyleymiş. Baksanıza Reza Efendi, Çağlayan’a verdiği rüşvetin miktarını, para çeşidini tek tek mahkemeye sundu. “O kadar çok rüşvet dağıttım ki, birbirine karışıyordu” dedi.

Hakan Atilla’ya ise hiç rüşvet vermediğini özellikle belirtti. “İstemedi” dedi. Aboov.

YANARDAĞ LAV PÜSKÜRTÜYOR
Enteresan bir ülke Türkiye. Her gün heyecan verici, adrenalin artırıcı bir olay var. Batı’nın bir yılda yaşamadığını, biz bir haftada yaşıyoruz. Öncesi de var ama boşverin. Malta’dan başladık, yüzerek taa Britanya’ya Man Adası’na ulaştık.

Bu arada boş zamanlarımızda da taciz, tecavüz, kadına şiddet, hayat pahalılığı gibi çıtır çerez işlerle uğraşırken, New York yanardağı beklenmedik bir şiddette Zarrab kraterinden lav püskürtmeye başladı. Bu dünyada artık uzak kavramı olmadığı için, ülkenin büyük bir bölümü lavların yolunu izliyor.

Espri bir yana, bu davayla aramıza mesafe koymamız lazım. En önemlisi de bu davayı iç politika malzemesi yaparak, Türkiye’ye bağlayıp sahiplenmememiz lazım. Hele bir gelişimine bakalım, sonunu bekleyim bakalım. Ondan sonra konuşuruz.

RED ARAŞTIRILMASIN
Ak Parti, şimdiye kadar her araştırma önergesini olduğu gibi, hadi geçtik HDP’nin verdiği önergeyi, CHP’nin verdiği offshore hesap dekont ve belgeleri araştırılsın önergesini de oy çokluğu ile reddetti. Başbakanın sanki görmüş gibi, “Üzerinde oynanmış, değiştirilmiş belgeler” sözüne dayanarak herhalde. Peki kim araştıracak bunu? Sen onları Cumhuriyet Savcısına ver, suç duyurusunda bulun deyip çıktılar işin içinden. CHP, vermeyince Ankara Başsavcısı istedi. Pazartesi ıslak imzalılar Başsavcıya verilecek. Ve sonra, kimin, kimlerin başına çorap örüleceğini göreceğiz. Ya herro ya merro dedikleri bu olsa gerek.

Ah ulan Rıza…

Ah ulan Rıza…
Yeliz Koray

Günlerdir aç olan işsiz genç, bir marketin camını kırarak 2 poğaça ve iki meyve suyu çaldı. Polisler peşine düştüğü genci, parkta poğaçaları yerken yakaladı. Market sahibi şikayetçi olmadı ama mala zarar verme, konut dokunulmazlığı ve hırsızlıktan dolayı hakkında 4 yıldan 12,5 yıla kadar dava açıldı.

Rıza Zarrab’ın şoförü ve yardımcısı, Türkiye’den Rusya’ya bavullarla 150 milyon dolar taşırken yakalanıp gözaltına alındılar. İkisi de serbest bırakılıp “Bize ne olur” der gibi balya balya paralarla fotoğraf çektirdiler.

2008 yılında 14 yaşında olan iki çocuk başka bir çocuğun dondurma parasını çaldı. 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuksuz yargılanan çocuklara 8 yıl sonra 13,5 yıl ceza verildi. Üniversite okuyan gençler, çocukluk hatalarının bedelini üniversiteden çıkıp hapishaneye giderek ödedi.

Değersiz maden olarak beyan edilip İran’a gideceği söylenen madenlerin 30 milyon değerinde 320 külçe altın olduğu ve Dubai’ye gittiği tespit edildi. Rıza Zarrab’a ait olduğu tespit edilen altınlar için soruşturma açılsa da takipsizlikle sonuçlandı.

24 ve 25 yaşındaki 2 genç, bir evin kapısının önünden kullanılmış 4 çift ayakkabı çaldı. İkisini giyip ikisini satacaklardı ama yakalandılar. 4 çift ayakkabıya 21 yıl hapis cezası verildi.

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a kolundaki 700 bin lira değerindeki saati ne karşılığında Zarrab’ın hediye ettiği soruldu. Çağlayan önce fatura gösterdi. Faturanın sahte olduğu ortaya çıkınca parayı elden verdim dedi. Saatin gümrük vergisinin ödenmediği yani kaçak olduğu ortaya çıktı.

Mardinli genç adam, kendisiyle aynı isim ve soy ismi taşıyan birinin vatandaşlıktan çıkarılmasının kurbanı oldu. İsim benzerliğini ispat etmek için senelerce uğraşan genç, yeniden vatandaşlık alana kadar anası ağladı.

Rıza Zarrab, babası ve kardeşi için İçişleri Bakanlığı talimat verdi. Hayırsever iş adamı! ve ailesi, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşı oldu. Reza’ya Rıza adı verildi.

Ege Üniversitesi’ne giden AB Bakanı Egemen Bağış’a Yumurta atan öğrenci 5 yıl, slogan atan gençler de 2 yıl hapis cezasıyla yargılandı.

Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar gibi adı yolsuzluk ve rüşvete karışan Egemen Bağış’ın Yüce Divan’da yargılanması için TBMM’ye verilen önerge oy çokluğuyla reddedildi. Bakanlar yargılanamadı.

PKK’nın döşediği mayınlar yüzünden iki bacağını kaybeden Gazi Uzman Çavuşa 57 bin TL tazminat verildi. Bu parayla ev alan gaziye ‘pardon’ diyen İçişleri Bakanlığı dava açarak faiziyle birlikte 120 bin TL istedi. Gazi, parayı ödeyemeyince evine haciz geldi.

17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda el konulan; Rıza Zarrab’a ait 1 milyon TL, 800 bin AVRO, 2 kilo altın ve 600 bin dolar ile bakan Muammer Güler’in oğluna ait 400 bin TL, 90 bin dolar ve 320 bin AVRO faiziyle birlikte geri verildi. Zarrab çok hayırsever! olduğu için 55 bin TL faizi Kızılay’a bağışladı.

***
İran’ın idam istediği, ABD’nin neredeyse ömür boyu hapisle yargıladığı Rıza’nın nasıl bir çarkın maşası olduğunu anlamak için yukardakiler yetmiyorsa bizimkilerin telaşına bakmak yeter.

Hukukun üstünlüğü, üstünlerin hukukunu yenerse vay halimize!
O zaman ne diyordu Yusuf Hayaloğlu, “Nasıl da güvendim bu hergeleye…
Ah ulan Rızaaaa
Senden ayrılacağımı sanma. Birkaç güne kalmaz ben de gelirim.”