21. yüzyılı bilim şekillendirecek…

21. yüzyılı bilim şekillendirecek…
Özlem Yüzak

Bugün Türkiye için en ciddi açık, öyle döviz açığı falan değil, insan kaynağındaki açık.
Biliyorum, Türkiye’nin yolsuzluklar, ekonomik istikrarsızlık ve siyasi dalaş ortamında her iki cümle de buharlaşacak. Gündem acımasız. Ama bugün ne kadar gerçek ise yarın da o kadar gerçek. Ve yarının taşlarını bugünden döşeyemezsek yine aynı girdabın içinde savrulup duracağız. Geçen hafta 2 gün boyunca beyin fırtınası yaptık, Prof. Dr. Bilsay Kuruç’un önayak olmasıyla başlayan ve Ankara Üniversitesi’nin desteğiyle bu yıl üçüncüsü düzenlenen “21. Yüzyıl İçin Planlama Kurultayı”nda… Acaba içinde bulunduğumuz yüzyılda bizleri neler bekliyor? Toplumları ne şekillendirecek? Ülkeler buna hazır mı? Peki, ya Türkiye?

Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarının bir araya geldiği kurultaydaki tüm sunumlar “21. yüzyılı bilimin şekillendireceği” üzerineydi ve Türkiye için bir yol haritası niteliği taşıyordu. Zaten 20 yüzyıl, kuvantum, bilgi işleme ve biyomoleküler olmak üzere 3 büyük devrime sahne olmuştu. Bugün bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hıza, genetik, nanoteknoloji alanındaki gelişmeler de eklenince, gelecek de bir anlamda şekilleniyordu.
Akıllı giysiler, optik okumalar, dijital sistemler, sensörler, tıbbi cihazlar, karbon elyaf gibi teknolojik ürünler; hepsi şimdiden yaşamlarımızın içinde. Bunu kimler yaptı? Bilimin gücüne inananlar, üniversitelerinde, Ar-Ge merkezlerinde üretilen temel yetkinlikleri teknolojiye dönüştürüp kendi ürünlerinde kullananlar… Tıpkı sanayi toplumuna geçişte olduğu gibi burada da ana yönelim, belirleyici ülkelerde, zengin ülkelerde ortaya çıktı ve oradan dalga dalga dünyaya yayılmaya başladı. Bu aslında bir fırsattı. Çin, Güney Kore, Hindistan gibi zengin Kuzey’in dışındaki kimi ülkeler bilgi toplumu içinde yer almayı kendine hedef olarak benimsedi, kimi ülkeler ise süreci yönetmek yerine kendi akışına bıraktılar. Sonuçta aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkeler, bilgi toplumlarının ürettikleri teknoloji ve ürünleri satın alıyor…

İş geliyor, geleceği planlamaya dayanıyor. Teknolojiyi satın almak, cari açığı altından kalkılamayacak boyutlara getirmek, işin bir boyutu. Ama bir diğeri daha var. Teknoloji hızla insan gücünün ve insan üretiminin yerini alıyor. Ve karşımıza sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı ilgilendiren bir soru daha çıkıyor? İnsan gücünün yerini kademeli olarak akıllı makinelerle doldurma artan yapısal işsizliğe mi yol açacak? Yoksa yeni işler yaratmanın ve bu işleri üstlenenleri yeterli ölçüde ücretlendirmenin yollarını mı bulacağız?

The Economist bile sordu
Bir de düşünmemiz gereken bir soru daha? Kapitalizmi sermayeden yana değil de emekten yana planlamak mümkün mü? İngiltere’de yayımlanan The Economist dergisi son sayısında, “Bugünün teknolojileri yarının işgücüne ne yapacak” diye sorup kapağına taşımış. Ana hatlarıyla özetleyeyim:
“Oxford Üniversitesi’nde yeni bir araştırmaya göre, önümüzdeki 20 yıl içinde günümüzdeki işlerin yüzde 47’si otomasyona geçecek. Bu, insanın yaptığı işlerin makine ve robotlar tarafından yapılması anlamına geliyor. Çarpıcı bir örnek: Popüler fotoğraf paylaşım sitesi Instagram 2012 yılında Facebook’a 1 milyar dolara satıldı. 30 milyon müşterisi ve sadece 13 çalışanı vardı. Birkaç ay önce iflasını isteyen bir dönemin fotoğraf devi Kodak’ta 145 bin kişi çalışıyordu.”

Liberal ekonominin sesi olarak da bilinen The Economist’e göre teknolojinin işgücünde yaratacağı değişimin sosyal etkileri çok büyük olacak. Ortalama ücretler sabit kalırken gelirler arası uçurum artacak… Artan eşitsizliğin yol açtığı öfke büyüyecek ama siyasetçiler buna bir çözüm getirmekte zorlanacak. 20. yüzyıla damgasını vuran unsurlardan biri de orta sınıfın yükselişi olmuştu. Göreceli olarak refahı ve beklentileri artan bir orta sınıf şimdi ciddi bir işsizlik sorunu ile karşı karşıya. 21. yüzyıl ise insanların sayılarla olmaktan çok, nitelikleri ile sahneye çıktıkları bir yıl olacak. Ve ne yazık ki ülkeler buna hiç hazır değil… Çözüm yollarından biri eğitim sistemlerinin bu doğrultuda yeniden yapılanması. Tabii tek başına bu da yeterli değil…
Gelelim gelişmiş ülkeler bile buna hazır değilken Türkiye’ye…

Bakıyoruz son birkaç yılda 1300 imam hatip ortaokulu açılmış. 8 yıllık eğitimde 64 bine düşen imam hatipli öğrenci sayısı 700 bine çıkmış. AKP iktidarı, 4+4+4 ile çocukları özellikle de kız çocuklarını örgün eğitimden uzaklaştırıyor, lisede evliliğin yolunu açıyor, çok çocuk doğurun söylemi ile yetinmiyor, parasal teşvikler veriyor. Eğitimin kalitesi ise tartışılmıyor bile.
Bilimden uzaklaşıyoruz. Üniversitelerin talep yok gerekçesiyle temel bilimler fakültelerini kapatması, teorik matematik ve fizik araştırmalarının yapıldığı Feza Gürsey Araştırma Merkezi’ni kapatması… Bir bakanın “ara eleman ülkesiyiz” konuşması… Hepsi bilgi toplumunun tam tersi bir zihniyetin dışavurumları…
Nüfusumuzun yarısı kadın. Ekonomiye entegre etmek yerine uzaklaştırıyor, evin içine hapsediyoruz.
Tüm bu gerçekler dururken geleceği nasıl planlayacağız?