Neden kadın bedeni?

Neden kadın bedeni?
Müge İplikçi –

Son günlerdeki hararetli açıklamalardan sonra bu soru düştü aklıma. Soruyu sorduktan sonra da bir filmi hatırladım. İtalyan yönetmen Ettore Scola’nın bir filmini. Özel Bir gün (Una Giornata Particolare). Filmin konusu kürtaj ya da sezaryenle ilgili değil. Hatta bunlarla doğrudan hiçbir ilişkisi yok, ancak çağrıştırdıkları düşünmeye değer.

Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’nin karşılıklı döktürdükleri 1977 yapımı eski bir filmdir Özel Bir Gün. Konusu Hitler’in Roma’yı ziyaret ettiği ve dolayısıyla ‘kankası’ Mussolini’yi ziyaret ettiği bir güne odaklanmıştır. Zaman İkinci Dünya Savaşı’dır. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki ‘muzaffer komutan’ günleri. Hemen herkesin Hitler ve Mussolini’yi bir gurur tablosu eşliğinde çılgıncasına alkışladığı, bu deli zaferde kendine yer açmaya, yer bulmaya, yandaş ve taraftar olmaya çalıştığı günler. Ama o da ne? Arka plandaki bu şaşalı güne odaklanacağını umduğunuz kamera tam tersini yapar, herkesin büyük bir coşku, gurur ve kendinden geçerek gittiği kutlamalara katılmayan bir ev kadını ve komşusu arasında geçenleri anlatır.

Ev kadını (işte burası biraz bizim kürtaj konusuna denk düşebilir), otoriter baskı rejimlerinin kadınlardan herdaim istediği, onlara dayattığı dişi kuş-fedakar anne-vatanın temel damızlığı-eviçi kölesi rolleri altında yorgun ve tükenmiş Sophia Loren’le eşcinsel bir radyo programcısı olan Mastrioanni’nin bir günlük öyküsüdür karşımızdaki. Mastrioanni’nin canlandırdığı eşcinsel radyo programcısı, sırf bu kimliği (ve elbette içindeki vicdanın sesini dinleyen yanı) yüzünden işten atılmıştır. Bir anlamda bu tür baskıcı rejimlerde medyanın iktidar yanlısı tutumlara nasıl eğilim gösterdiğini anlatması bakımından da mükemmel bir ‘kurgu’dur film.

Öyle bir kurgu ki geçmişin baskı rejimlerindeki olup bitenleri bize yeniden hatırlatır. Nedir mi bunlar? Filmdeki gibi baskıcı rejimler ya da hemen hemen tüm faşist rejimlerde geleneksel kalıplar ve elbette buna bağlı olan cinsiyet rolleri daha da katı hale getirilir. Bu hususta sağ gösterip sol vurmaya çalışarak karar mekanizmaları devreye sokulur, ‘insanlık adına-vatan millet adına-her şey çok güzel olacak’ bahaneleriyle her türlü birey hakkı çiğnenir babam çiğnenir. Tıpkı filmde olduğu gibi bu tür rejimlerin tamamı erkek egemen bir yapı oluşturma eğilimindedir. Homofobi (eşcinselliğe duyulan nefret) had safhadadır. Kadının birey olma hakkının elinden alınması da. Kadın bedenine yönelik yaptırımlar da. Bu tür yapıların diline pelesenk ettiği vatan-millet-sakarya sözcüklerine en çok eklenen sözcükler arasında ise aile-nüfus-gelecek nesiller sözcüklerinin de olması şaşırtıcı değildir.

Nereden nereye…

Özel Bir Gün’ü hatırlarken hem bunları düşünürsünüz hem de şimdiki zamanı. Başbakan kürtaj hakkında yeni bir yasa çıkartılmasından bahsetmektedir. Bunun için ABD’de olup bitenlere de referans vermektedir. Kürtajın tamamen yasaklanmasını onaylar bir hali vardır. Mırıldanırsınız. ABD’de kadınların kürtaj hakkı konusunda verdikleri mücadeleyi de hatırlamakta mıdır acaba tüm bunları söylerken? Kürtajın yasallaşmadığı zamanlarda ne kadar çok kadının gizli ve sağlıksız koşullarda kürtaj yaptıracağını da düşünmekte midir? Madem bedenlerimizi gururla devlete armağan etmek istiyor, o halde istenmeyen gebeliklerin vebali hakkında neler planlamaktadır? Neden kadınları erkek sesiyle donanmış bir ev içine, erkek hissiyle budanmış bir rahim içine, erkek tasviriyle çizilmiş bir bedene tıkıştırmak ve onları erkek desenleriyle çizilmiş bir yazgıya mahkum etmek istemektedir?

Neden?

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi yinelemek boynumun borcudur. Bedenimiz bizimdir. Doğurmak ya da doğurmamak hakkımızı bize bırakın.

Bir Cevap Yazın