Cehalet Baş Olursa…

Cehalet Baş Olursa…
Işıl Özgentürk

İşi gücü bıraktım, şu olimpiyat tanıtım filmini bir seyredeyim dedim. Doğrusu reklam ve film dünyamızın teknik olanaklarını bildiğim ve hayata geçirilen pek çok tanıtım filmini izlediğim için en azından ortalamanın üstünde bir tanıtım filmi bekliyordum.

Heyhat, unutmuşum, cehaletin ve bilgisizliğin iktidarımız tarafından baştacı edildiğini unutmuşum. Tayyip Erdoğan, kimseleri suçlamasın, hemen yanındaki her şeye bir atmaca gibi saldıran Gençlik ve Spor Bakanı’ndan böyle bir filmi önüne çıkardıkları için hesap sorsun.

Çünkü film için nereye kaç para ödendiğini bilmiyorum, ama bu film resmen simit sarayı tanıtım filmi olmuş. Neresinden tutsam, kurgunun açıkça görülen hatalarını geçelim, İstanbul ah benim güzel kentim, sadece sarışın güzel kadınların yaşadığı, mutlu çiftlerin el ele tutuşup şapşal şapşal birbirine baktığı ve arada vinçlerin harıl harıl çalıştığı bir tuhaf kent olarak sunulmuş. Belli ki bu filmi kabul edenler, türbanlı ve çarşaflı kadınları adamdan saymamışlar. Allah aşkına, Reina’dan fırlamış çiftlerin yerine ne olurdu, tüm içtenliğiyle dua eden bir Anadolu kadını olsaydı.

Ya da kentin parklarında çarşafıyla cimnastik yapan kadınlar. Benim yaşadığım yerde pek çok var. Öte yandan lüks arabalara binen ve köprüyü geçen kadınların – erkeklerin sporla ne alakaları var anlamak olanaksız. Asya’yı Avrupa’ya bağlıyoruz ya, bu defalarca işlenmiş. Kardeşim köprü üstündeki maratonu yakın plan versen bu iş daha bir anlamlı olurdu. Ama bilgisizlik be!

Durun dahası var, meğerse İstanbul halkı ya da Türkiye halkı fena halde Amerikan kahvesi “Cafe late” (bir çeşit Amerikan kahvesi) müptelası olmuş. Tam iki kez, bu kahvenin hazırlanışı gösteriliyor, yahu kardeşim Türk kahvesine kıran mı girdi? Bu filme onay verenlerin sabahleyin ilk işi “Cafe late” içmek olmalı, galiba kafa buluyorlar.

Bir bölüm var, dehşete kapıldım, yaşlı bir ayakkabı boyacısının önünden bir kadın spor kıyafetleri içinde geçiyor. Ayakkabı boyacısını oynayan adam, “yahu burada ne işim var” dercesine boş boş bakıyor. Hakikaten ne işi var.
Kapalıçarşı bölümü ise resmen Kapalıçarşı’ya hakaret. O gizemli, o kadim çarşı sanki uyduruk bir pazar yerine dönüşmüş.

Kısaca film bir kenti rezil etmenin filmi olarak sinema okullarında gösterilebilecek bir kalite(!) sergiliyor. Bu film kime yaptırdılarsa olmamış, ama bu filmi tüm dünyaya izletmek yapanların değil, filmi onaylayanların bir cehalet sergilemesi.

Büyük olasılıkla, bu film Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın sorumluluğuydu. Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın spor ve estetik anlayışının en açık görüntüsü, yakın bir zamanda yapılan Malazgirt Savaşı’nın 942. yıl kutlamalarıydı. Müthiş bir buluş yapmışlardı; Türkiye’nin her yerinden Alparslan adlı 1071 genci Malazgirt’te toplamış ve Kızılay’ın bu iş için Kırgızistan’dan özel olarak getirdiği 72 kıl çadıra yerleştirilmişti.

Sonra bir imam ovada sabah ezanı okudu ve kutlamalar başladı. Hocalar birbiri ardına dua ederken Komutan Alparslan’ın o tarihlerde ne giydiğini hiç dikkate almayan müsamere yöneticileri, Batılı bir şövalye gibi giyinmiş bir tiyatro sanatçısını ortaya sürdüler o da dualar eşliğinde Malazgirt’in anahtarını bakana verdi. Alkışlar… Bir ilkokul müsameresi ancak bu kadar olur. Bu kafayla mı, olimpiyatlarda madalya alacak sporcular yetiştirilecek. Hadi canım sen de!

Muhteşem olimpiyat filmimizin müziği gene Türk bestecilerine, müzik adamlarına kıran girmiş gibi son yılların çok modası Rihanna’nın ünlü şarkısı, sözlerinde cinsel aşkı göklere çıkaran cümleler bulanan “Diamond” (Elmaslar) adlı şarkıydı. Bu iktidarda bir pırlanta, elmas tutkusu var. O nedenle pırlantanın KDV’sini düşürdüler.
“Tek taş” yüzükle de halkımıza mutlu olmanın yollarını gösterip duruyorlar.

Kimseye bahane bulma Tayyip Erdoğan, İzmir’de deniz kenarında arkadaşlarıyla oturan genç kızı saçlarından kavrayıp yerlerde sürükleyen polis videosunu bütün dünya gördü. Ayrıca herkes biliyor ki tam bir şahin kesildin; Başbakan’ı bu kadar savaş isteyen bir ülkeye, insanların nasıl güvenmesini beklersin.

Dünya çevrenizdeki yalakalardan oluşmuyor, üstelik baş yalakanız Yiğit Bulut bile durumu eleştirmiş.
Bir ilave, dün gece, uzun zamandır izlemediğim, Haber Türk televizyonunda muhalefet liderinin konuk olduğu bir program vardı. Kılıçdaroğlu belli ki, kanalın onayladığı beş kadın gazetecinin karşısındaydı. Çok önemli sorular soruldu. “Karizmanız olduğunu düşünüyor musunuz?” “Sarıgül kendisi mi partiye gelecek, siz mi davet edeceksiniz?” Şöyle bir baktım, benim de sorularım ve sözüm var.

Bu Sarıgül meselesi çok uzadı ve kabak tadı verdi. Bir an önce karar verin, ne olacaksa olsun! Öte yandan neden Irak’a ve Mısır’a gidiyorsunuz? Bunu bir türlü çözemedim. Ayrıca bir Kadıköylü olarak, seçimin yüzde yüz kazanılacağı bilinen bu bölgeye artık yeni bir belediye başkanı istiyoruz ve bu başkan bir kadın olmalı. Gezi olayları sırsında, binlerce Kadıköylü kadın adeta cephede gibi çalıştı. Onlara değer verildiğini görmeliler.