İklim değişikliği savaşlara yol açarken Türkiye’nin emisyon artış hızı utandırıyor…

İklim değişikliği savaşlara yol açarken Türkiye’nin emisyon artış hızı utandırıyor…
Mehveş Evin

Bugünlerde Suriye, Irak ve Türkiye hava sahalarında yok, yok: ABD, Rusya, Fransa, İngiltere hava saldırılarını yoğunlaştırdı, Almanya da tornado jetlerini gönderdi. Dünya devleri savaş kararları verirken ‘şiddetle, bombayla, jetle bu işin çözülmeyeceği’ yorumlarına pek aldıran yok.

Paris’teki İklim Zirvesi (COP21) vesayet savaşının gerçek savaşa dönüştüğü günlere denk geldi. İklim değişikliği sebebiyle beklenenden önce ve çok üstünde afetlerin yaşanacağını artık herkes biliyor, kabul ediyor. Gezegenin en fazla ortalama +2 derecelik artışı kaldırabileceği kesinken, çocuklarımızın 2100’de +2,7-3,7 derece daha sıcak bir gezegende yaşayacağı anlaşıldı.

Fakat dünya liderlerinin COP21’nin açılışındaki buluşmasına bile savaş ve Türkiye-Rusya krizi damga vurdu.
Bir yandan “Aman karbon emisyonlarını azaltalım” diye türlü ekonomik, sosyal, siyasi önlem konuşulurken, sadece dünyadaki adaletsizlik ve şiddetin değil, karbon emisyonunun en büyük sorumlularından uluslararası silah, petrol ve enerji şirketleri kazanmaya devam ediyor…

Suriye’de savaşı büyük kuraklıklar tetikledi
Çelişkiye bakın ki Suriye savaşının patlak vermesinde iklim değişikliğinin payı, giderek daha çok kabul görüyor.
Suriye, tarihinin en büyük kuraklık dalgalarını 2007’den 2010’a kadar yaşadı. Gıda fiyatları aşırı pahalandı. Çoğu Sünni, milyonlarca çiftçi perişan oldu ve Alevi nüfusun çoğunlukta olduğu kıyılara göç etti. Esad’ın baskıcı rejimi zaten sorundu, ancak bu yeni ekonomik ve sosyal sorunlar, isyan dalgalarını tetikledi. Ve… 2011’de savaş patlak verdi.

Bunları anlatmamın sebebi, komşunun yaşadığı iklim değişikliği felaketinin pek yakında Türkiye’ye de gelecek olması. Şimdiden mevsim normalleri alt üst olmuş durumda, kuraklık ve sel olaylarının şiddetini artıracağı bilimsel gerçek.
İyi de Türkiye’yi yönetenler hem Suriye’de, hem Kürtlerle zaten savaş halinde, diyebilirsiniz. Doğru, ancak bugünkü siyasi-ekonomik güdümlü savaşma stratejisine ek olarak, yakın gelecekte daha büyük isyan ve savaş olasılıklarına dikkat çekiyorum…

Peki Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadeleye ne kadar hazır, ne kadar istekli?
Türkiye’nin emisyon artış hızı utandırıyor

1. European Climate Foundation’ın (Avrupa İklim Derneği) Global Carbon Budget Project (Küresel Karbon Bütçesi Projesi) 2015 raporunda, ülkelerin küresel emisyonları analiz edildi. Ülkeler, halen hedeflerini yakalamaktan uzak, ama çaba olunca sonuç da alınıyor: Küresel emisyon artışı, 2000’li yıllara göre azaldı.
Emisyon azaltmada en başarılı, AB. ABD bile son 10 yılda emisyon seviyesini azalttı.
Türkiye ise dünyanın en fazla sera gazı salımı yapan 14’üncü ülkesi çıktı. Kömüre rekor yatırım yapan Türkiye’nin emisyon artış hızı, 2005-2014 arasında ortalama yüzde 4 iken, 2014’te yüzde 7.4’e yükseldi.

2. Germanwatch’ın geleneksel İklim Değişikliği Performans Endeksi de açıklandı. Salımların yüzde 90’ından sorumlu 58 ülkenin arasında Türkiye, 50’inci sıraya, yani ‘iklim değişikliği performansında en kötü ülkeler’ arasına yerleşti.
İlk üç sıra boş, çünkü en kararlı ülkenin aldığı önlemler bile yetersiz. Ancak ‘en iyi’lerin başında Danimarka, İngiltere, İsveç yer alıyor. Gelişmiş ülkelerin arasında atak yapan Fas, geçen yılki gibi 10’uncu sırada, yani gayet iyi. Sonuncu, yine Suudi Arabistan.
Sonuç: Pek çok ülke, ekonomik büyümenin illa emisyon artışına bağlı olmadığını kanıtladı. 58 ülkeden 44’ünde yenilenebilir enerji sektörü büyüdü. (350ankara.org)

3. Türkiye’nin iklim politikası, gelişmiş ülkelerle kıyas üzerine kurulu. ‘Amerika, Avrupa dünyayı ve doğayı sömürdü de bu noktaya geldi’ tezinde haklılık olsa da ‘Madem o öldürdü ben de öldüreceğim’ demekten farkı yok… İklim değişikliği başta Afrika ülkeleri olmak üzere, en çok fakir ülkeleri, daha sonra da Türkiye gibi kritik coğrafyada bulunanları etkileyeceği için bunun anlamı, toplu intihar.

4. Türkiye, net bir azaltım hedefi yerine ‘artıştan azaltım’ hedefi belirledi. Bunun anlamı ne? WWF Türkiye, herhangi bir iklim politikası uygulanmazsa Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını 15 yıl içerisinde bugünkü değerinin 2,5 katına, yani 1 milyar 175 milyon tona çıkaracağını öngörüyor. Yani emisyon artış hızını ikiye katlayacak…

5. Türkiye’nin Paris için verdiği taahhüt, emisyon miktarını 929 milyon tonda sınırlamak. Ancak bu senaryoda, kişi başına düşen emisyonda Japonya, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin, bugünkü AB ortalamasının bile üstüne çıkacak.

Sözün kısası, Türkiye’nin hedefleri, ne AB hedefleriyle, ne de diğer gelişen ülke ekonomileriyle uyumlu… Maalesef elektrik üretiminde kömür kullanımını artıran enerji politikalarından vazgeçilmediği sürece kaybetmeye de, felaketlere de, savaşlara da mahkumuz…

Dünyaya kıyasla nerdeyiz, nereye gidiyoruz?

– Türkiye’nin sera gazı emisyonları 2013 yılında küresel emisyonların yüzde 0,94’üne denk geliyor.

– Kişi başına düşen emisyonlarda 6,04 ton ile dünya ortalamasının biraz altında, 182 ülke arasında 81. sırada.

– 1990-2013 arasında emisyonlarını yüzde 110 oranında artıran Türkiye, emisyon artışının devam edeceğini, bununla beraber 2030 yılında emisyonlarını, herhangi bir iklim politikası uygulamayacağı referans senaryoya kıyasla yüzde 21 oranında azaltabileceğini bildirdi. (Kaynak: WWF)