Yanlış gemiyle doğru sefer olmuyor…

Yanlış gemiyle doğru sefer olmuyor…
Mehmet Y. Yılmaz

BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, 1128 akademisyenin imzaladığı bildiri ile ilgili olarak eleştirilerde bulundu.
Şunu teslim etmeliyim ki üslubu bu konuda konuşan diğer zevatın üslubuna göre daha seviyeliydi.
Başbakan, bu eleştirilerini dile getirirken şunu söyledi:
“Demokratik yönetimlerin emri altındaki meşru güçler dışında silahlı güçlere izin veren tek bir ülke var mı? Bu akademisyenler bana tek bir ülke göstersinler ki bu ülkenin demokratik yönetimi meşru güç kullanma yetkisine sahip güvenlik güçleri dışında silahlı güçlere izin vermiş olsunlar.”

Başbakan Davutoğlu burada doğru bir noktaya temas ediyor.
Ben de PKK’nın “silahlı özyönetim girişimine” karşı çıkarken benzeri sözleri bu köşede yazdım, devamlı okuyucular hatırlayacaklardır.
Ama izin verirse Başbakan’a şunu da sormak isterim:
Dünyada, bir tek demokratik ülke gösterebilir mi ki bir örgütün aylar boyunca kentlere, kasabalara silah ve patlayıcı yığınağı yapmasına göz yummuş olsun?
Hayır, Başbakan da böyle bir örnek gösteremez.
Ama bizim ülkemizde seçim hesaplarıyla, buna göz yumulduğunu bizzat Cumhurbaşkanı kendisi söyledi.

Cumhurbaşkanı’nın televizyon söyleşisinde söylediği şu sözleri 7 Eylül 2015 tarihli gazetelerde bulunabilir:
“Çözüm Süreci bunlar tarafından bir ihanetle değerlendirildi. Çözüm Süreci’ni bunlar adeta Güneydoğu’da, kısmen Doğu’da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar. Burada bu süreç içinde güvenlik güçlerimiz, tabii ‘Herhangi bir çatışmaya, şuna buna girmeyelim’ dediler ama daha sonra anladık ki bu süreç içinde bunlar bunu yaptılar.”
Elbette bu bir “yumurta–tavuk” tartışması değil.
Ama yanlış politikaların sonuçlarının hiçbir zaman doğru çıkmayacağını gösteren bir örnektir.

HÂKİM VE SAVCILARIN KULAĞINA KÜPE
BİR dönemin güçlü savcı ve hâkimlerinin meslekten atılmaları ile ilgili karar kesinleşti.
Savcı ve hâkimler, 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarında da görev yapmışlardı.
Ama asıl şöhretlerini Ergenekon ve Balyoz davalarında yaptıklarını da hatırlayalım.
HSYK Genel Kurulu savcı ve hâkimlerin meslekten atılma kararına itirazlarını şu gerekçeyle reddetti:

“Yargı etik kurallarına uygun düşmeyen davranışları ile adalete olan güveni sarstıkları, hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet ülküsü dışında hareket ettikleri, adalet duygusu gözetilmeden başka amaçlar güdülerek yürütülen soruşturmalar ve kararlar ile yargısal yetkilerini, karşıt gördüklerini yok etme amacıyla kullandıkları; bu durumun, toplumsal barış, huzur ve güveni olumsuz etkilediği; yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı anlaşılmaktadır.”
Bu çok uzun cümleyi basitleştireyim:

1– Adalete olan güveni sarstılar.
2– Adalet duygusundan başka amaçlarla soruşturma yürüttüler.
3– Yargı etik kurallarını çiğnediler.
4– Bu tutumlarıyla toplumsal huzur ve güveni olumsuz etkilediler.

Günümüzün “kudretli” savcı ve hâkimlerinin kulaklarına küpe olsun.
Adalet duygusundan başka amaçlarla, siyasi emirlerle yargı etik kurallarını çiğneyip, toplumsal huzur ve güveni olumsuz etkilerseniz, sonunuz “paralelci” savcı ve hâkimler gibi olur.
Aman dikkat!

GÜNÜMÜZ AVRUPA HUKUKUNDA YERİ YOK
ÜZERİNDE fırtınalar koparılan bildiriye imza atan akademisyenler için soruşturmalar tam gaz başladı.
soruşturmayı başlatanlar arasında savcılar olduğu gibi, üniversite yönetimleri de var.
Neden böyle oldu: Çünkü Türkiye’nin en büyük “bilirkişisi” bu bildirinin terör örgütüne destek anlamına gediği kanısında ve bildiriyi imza atanların “hain” olduklarını söylüyor.
Tabii elde böyle bir bilirkişi raporu olunca savcılar ve üniversite yönetimleri imzacı akademisyenleri işten atmak, oradan alıp hapse tıkmak için yarışıyorlar.

Türkiye’de artık alt derece mahkemelerde hukukun kalmadığını biliyoruz.
Bu soruşturmaların sonucunda akademisyenlere çeşitli cezalar verileceğine iddiaya bile girebiliriz.
Ama bu kararlardan idari olanlarının Danıştay’dan, ceza ile ilgili olanlarının Yargıtay’dan, olmadı Anayasa Mahkemesi’nden, o da olmadı AİHM’den dönmeye mahkûm kararlar olacaklarına da iddiaya girebiliriz.

Çünkü günümüzün Avrupa hukukunda, böyle bir bildiriye imza attılar diye kimseye ceza verilmez, verilemez.
Bundan çok daha şaşırtıcı, şoke edici, rahatsızlık verici fikirleri açıklamanın bile temel insan hakkı kabul edildiği bir dünyada yaşıyoruz.
Bunu savcılara ve üniversite yönetimlerine bir kez daha hatırlatmış olayım.