Adalet yoksa barış da yok!

Adalet yoksa barış da yok!
Ersin Erkan

Bu sözler, ABD’nin küçük bir yerleşim yeri olan Ferguson, MO.’da 18 yaşındaki silahsız siyahi bir genci öldüren beyaz polisi suçsuz bulan ve kovuşturmaya gerek görmeyen mahkemenin kararının ardından ülke çapında gerçekleşen sokak gösterilerinde göstericilerin en çok kullandığı sloganlardan biri.

Ne zaman buna benzer bir olay gerçekleşse aklıma Sunay Akın’ın şu dörtlüğü gelir: Beyaz adam/özgürlük gibi adaleti de/ bir kadın heykeliyle simgeledi/ama elinde terazi tutan/zavallı kadın/gözleri bağlı olduğu için/kendisine tecavüz edenin/kim olduğunu göremedi…

Adalet üretmeyen bir hukuk sistemi ne özgürlük ne de barış yaratabilir…

Hükümete yönelik yolsuzluk davasına ilişkin mahkemenin aldığı yayın yasağı kararı yargının (hükümetten) bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve genel olarak adalet fikri açısından kabul edilebilir değil. Toplumun çıkarını ya da davaya taraf olan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumaya yönelik istisnai durumlarda kullanılması gereken yayın yasağı Türkiye’de son yıllarda olağanlaştı ve sistematikleşti. Artık yüzlerle ifade edilen bu yasakların hemen hemen tamamında hükümetin yargıdan kaç(ın)ması ve kamuoyunun dava ile (b)ilgilenmesini engellemek söz konusu.

Dışarıdan bakıldığında Türkiye birçok kuruma göre yarı-özgür başka deyişle yarı-otoriter bir ülke. Örneğin, Freedom House’ın 2014 politik özgürlükler sıralamasında Türkiye özgür olarak addedilen 88 ülke içinde yer almıyor.

Bir başka araştırmaya göre (http://worldjusticeproject.org) Türkiye, 2014 “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”nde 99 ülke arasında 59. sırada yer alıyor. Ayrıca, Türkiye yönetimin hukuk ile sınırlandırılmasını ve yönetenlerin hukuk önünde hesap verebilirliğini esas alan “Hükümetin Sınırlandırılması Endeksi”nde 72’nci, çalışanların hakları ve eşitliğini korumak üzere yasaların uygulanması, bireylerin yaşam ve güvenlik hakkı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, özel yaşamın korunması, inanç ve din özgürlüğü konularını kapsayan “Temel Haklar Endeksi”nde ise 78. sırada. Genel değerlendirmede, Belarus, Botswana, Ürdün, Moğolistan, Tunus, Romanya, Gana, Endonezya, Fas gibi ülkeler Türkiye’nin önünde.

Mahkeme duvarlarına “Adalet mülkün temelidir” yazmak yetmiyor.

Evrensel referanslarla arası iyi olmayanlara bu noktada İbn Haldun”un Mukaddime”sinde ve Kınalızâde”nin Ahlâk-ı Alâi”sinde bahsettiği “daire-i adalet”i hatırlatalım. İçinde sekiz maddenin olduğu bu adalet dairesi “adl” ile başlıyor, “adl” ile bitiyor. Yani başı da adalet sonu da adalet. Aslında Aristo’dan mülhem olan bu ilkeleri günümüze uyarlarsak, ilk maddesine göre adalet barışı sağlar, son maddesine göre halkı yönetime bağlayan adalettir. Gerçekten de “adalet” Osmanlı siyaset felsefesi ve yönetim geleneğinde merkezi bir yere sahiptir.

Devletin bekası ve adaletin tesisi için Tanzimat’tan beri sürekli çare olarak hukuk reformu (eğitimle birlikte) yapılıp durulmuş. Ne tesadüf ki, son 10 yılda en çok konuşulan ve reform yapılan alan yine hukuk olmuş (elbette yine eğitimle birlikte). Gelinen nokta açık…

Bu arada, ortadaki anlayışı sergilemesi açısından, Avrupa’nın en büyük! adalet binasını yapmakla övünüldüğünü ve yeni Anayasa Mahkemesi Binası’nın girişine gözü açık! adalet tanrıçası heykeli dikildiğini de unutmayalım…

Otoriter rejimler aynı zamanda “en adaletsiz rejimler”dir.

Yalansız ve yasaksız ayakta kalamazlar…