Akılcılıktan Kaderciliğe Geçersen!..

Akılcılıktan Kaderciliğe Geçersen!..
Erdal Atabek

Türkiye’nin ilerde tarihini yazacak dürüst tarihçiler bu geriye gidişi yazacaklardır: “Türkiye, Cumhuriyeti kurarken girdiği ‘akılcılık’ yolundan ‘kadercilik’ yoluna dönmüştür.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bilerek, isteyerek seçtiği ‘akılcılık’ yolu, uygarlığa giden Aydınlanma Yolu’dur.

Aydınlanma Yolu; düşünen, tartışan, tabuları olmayan, önyargılardan arınmış, dürüst insanların yoludur. Aydınlanma Yolu; bilimin rehberliğinde, sanatın ışığında yürüdüğün yoldur.
Felsefesi bu olan politika, elbette ulus olarak bağımsızlığı seçti, inançlar karşısında eşitlik demek olan laikliği seçti, eğitimi akılcılık yönünde düzenledi, toplumda yasaları egemen kıldı.

1980 sonrasında emperyalist kapitalist sistemin yeni buluşu olan ‘küresel piyasa ekonomisi’ kendisine yeni hedefler buldu. Artık ulus-devlet ortadan kalkmalıydı, ülkeler din temelli, etnik köken temelli bölünmelerle kolay pazarlar olmalıydı. Uluslararası sermaye her şeyi yönetmeliydi. Sınırlar yeniden çizilmeliydi. Petrol başta olarak bütün yeraltı ve yerüstü servetleri paranın emrine verilmeliydi. Elbette bunu insanlara kabul ettirmek zordu, ama yolu bulundu.

Bu işleri akıl edip karşı çıkacak kesimleri, dünyayı para kazanıp mal edinilecek yer olarak görecek, yaşamı rekabet ve üstünlük olarak kabul edecek tüketim kültürü ile donatıp şaşırtmak… Bu gidişi anlaması güç eğitimsiz, ezik, ekonomisi düşük kesimleri de kaderciliğe yönlendirmek…

Böylece, toplumun görece eğitimli, akıl erdirecek kesimlerinin gözü mal ve para hırsıyla karartılmış, geri kalan kesimleri de kaderciliğin boyun eğiciliği ile teslim alınmıştır.
Artık her şey olabilir, her şey yapılabilir durumdadır.

***

İşçiler maden kazalarında ölebilir. Kader böyleymiş dersiniz.
İşçiler asansör çakılır, ölürler. Yazıları böyle yazılmış dersiniz.
İşçiler kamyonlara doldurulup kazaya uğrar, ölebilirler. Şimdiye kadar hiç böyle olmamıştı der, geçersiniz.
Akıllıları kendi çıkarına bakan fırsatçılar yapılmış, daha az akıllıları başlarına gelen her şeyi kaderlerine bağlamış bir toplumda yaptığınız her şeyi kabul ettirebilirsiniz.

“Bu dünya zenginlerin dünyası” diye dövünen madenci eşi elbette gerçeği söylemektedir, ama hayatı boyunca ‘ama neden’ diye düşünmemiştir.
“Fakirliğin gözü kör olsun” diyen kamyon kazasında ölen işçinin eşi doğruyu dile getirmektedir, ama “neden hep biz” sorusuna yanıt aramamaktadır.

Orada öyle üzüntülü duran yetkililer, sonuçta “kader böyle istedi” diyecek, dinleyenler de duada saf tutacaklardır.
Hesap sormak, sorumlu bulmak, neden araştırmak ‘akıl işidir’.
Bakın hiçbir şeyin hesabını soramıyorsunuz.

Deniz Feneri yolsuzluğu ne oldu? Kader.
Dört bakan olayı ne oldu? Kısmet.
Ölen işçiler? Sizlere ömür.
Kaçak inşaatlar. Babana rahmet.

***

Ölen her işçide iktidar suçludur, vatandaş sorumludur.
Çiğnenen her kuralda, iktidar suçludur, vatandaş sorumludur.
Yapılan her yanlışta iktidar suçludur, vatandaş sorumludur.
Bunu bilirsen bilirsin, bilmezsen katlanırsın.
Kader dediğin, sadece senin yaptıklarındır…