AKP’yi İmralı’ya kim itti?

AKP’yi İmralı’ya kim itti?
Ferda Koç

İktidar yanlısı basını “müzakere”, “mutabakat”, “takvim” haberleri doldururken, Selahattin Demirtaş, İmralı’da herhangi bir müzakerenin yapılmadığını açıkladı. İktidar sözcüleri İmralı’daki görüşmelerin amacının “PKK’nin silahsızlandırılması” olduğunu söylerken, Murat Karayılan “PKK’nin silahsızlandırılmasının sözkonusu olmadığını, silahlı güçlerin Türkiye dışına çekilmesine yönelik taleplerin olduğunu” söyledi. Doğan Medya emirle “Barış Diline” geçerken, AKP’nin amirleri Yalçın Akdoğan, Karayılan’ı “racon kesmekle”, Mahir Ünal BDP’yi MHP ile “tahterevalli siyaseti izlemekle” suçluyor.

Tayyip Erdoğan’ın “İmralı’da görüşmeler yapıldığını” söylediği günün iki gün sonrasında Lice’de 10 gerilla “kimyasal silah” iddialarının da gündeme geldiği bir baskınla öldürüldü. Ardından PKK Hakkari’de karakol baskını yaptı iki taraftan da kayıplar yaşandı. Ve Erdoğan “terörle mücadele, siyasi uzantılarıyla müzakere” tekerlemesini diline doladı. Kısacası, yeni İmralı görüşmelerinin gerçekte ne olduğu tam bir muamma. Emin olabildiğimiz tek şey MİT ile Öcalan arasında bir görüşme trafiğinin yeniden başladığı ve DTK ve BDP’nin bu görüşme trafiği hakkında Öcalan tarafından bilgilendirildiği. AKP (MİT) ile Öcalan arasındaki görüşmelerin yeni bir “müzakere süreci” formu kazanıp kazanmayacağı ise halen belirsizliğini koruyor.

Bilindiği gibi AKP-Öcalan görüşmeleri Haziran 2011 seçimlerinin “çatışmasızlık” ortamında gerçekleşmesini sağladıktan sonra bizzat Erdoğan tarafından kesilmişti. “Görüşmelerin Silvan olayıyla kesildiği” yalanı tekrarlana tekrarlana gerçekmiş gibi görülmeye başlansa da, çatışmaların yeniden başlamasına giden gelişmelerin AKP iktidarı tarafından tetiklendiği; AKP’nin bu “dönüşünün” ise AKP’nin Selefi angajmanı ve Kürt düşmanlığı temelindeki Suriye politikasıyla bağlantılı olduğu biliniyor.

AKP’nin, “idam tartışmaları”, “dokunulmazlıkların kaldırılması tehditleri”, “Roboski katliamını örtbas etme edepsizliği” ile karakterize olan kutuplaştırma siyaseti doludizgin sürerken birden bire yeni bir “görüşme trafiğinin başlatıldığı”nın ilan edilmesini, iç politikadaki bir durum değişikliğine, 14 ay sonra başlayacak 1.5 yıllık seçim maratonuna veya “Başkanlık Sistemi Anayasası”nın önünü BDP desteğiyle aşma manevrasına bağlamak olanaklı değil.

AKP (MİT)-Öcalan görüşmelerinin yeniden başlamasının AKP’nin Suriye politikasının iki temel düzlemindeki iflasıyla yakından ilişkili olduğunu düşünmemiz için ise çok fazla neden var. Görüşmeler, AKP’nin Suriye’deki “Selefi angajmanı”nın ve “Kürt düşmanlığı”nın iflasından sonra gündeme geldi. ABD’nin SUK’un Türkiye güdümlü “mezhepçi” yapısına müdahale ettiği; AKP’nin Suriye Kürtlerine karşı bir kontra savaşına sevkettiği Özgür Suriye Ordusu’nun Halk Savunma Birlikleri (YPG) tarafından püskürtüldüğü; Batı Kürdistan’daki sürecin KDP’nin denetimine aktarılarak PKK etkisinden arındırılması yönündeki girişimlerin başarısızlığa uğradığı biliniyor. ABD ve Avrupa Birliği’nin merkez ülkelerinin AKP’nin Suriye politikasına dönük eleştirilerinin dozu da bu süreçte giderek arttı.

Bu iflasın AKP iktidarını Türkiye’nin Suriye ve Kürt politikalarını “revizyondan geçirmeye” zorladığı aşikar. Ancak AKP-Öcalan görüşmelerinin açıklanması sonrasındaki tartışmalar, AKP’nin yeni bir Suriye ve Kürt stratejisi oluşturduğu izlenimi de uyandırmıyor. Aksine söylenilen tüm sözler ve görüşmeler etrafında oluşturulan atmosfer ve görüşmelere kazandırılmaya çalışılan biçim AKP’nin hala Selefi angajmanını “kurtarmaya”, içerde ve dışardaki Kürt düşmanı siyasetini iç ve dış kamuoyuna “yedirmeye” çalıştığını gösteriyor. Bu tablo, AKP-İmralı görüşmelerinin bu kez ABD’ye ve AB merkezlerine yönelik bir “oyalama”, “zevahiri (görünüşü) kurtarma” manevrası olabileceğini düşündürüyor.

AKP’nin Selefi angajmanını ve Kürt düşmanlığını aşan yeni bir stratejik konumlanışa “ittirilerek” de olsa ulaşması son derece güçtür. (Türkiye sağının özüne bağlı olan bu güçlüğe ilişkin tartışmayı bir başka yazıya bırakalım.) Ancak AKP’nin İmralı görüşmelerinde kendisini yeniden gösteren bu pespayeliğini tamamen kendi “başarısı” saymak da bir yanılgı olacaktır. AKP’yi “madara” eden asıl unsurun Kürt-Ortadoğu sürecine dönüşmeye başlayan Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi ve AKP’nin Selefi angajmanını açığa çıkaran ve ayağına dolayan Türkiye’deki demokratik halk muhalefeti olduğunun altını mutlaka çizmeliyiz. Ve yine mutlaka altını çizmemiz gereken bir başka gerçek, Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümünün ve Ortadoğu’da halklar arasında kardeşçe ilişkilerin dayanağını oluşturacak özgürlükçü-demokratik bir siyasi sürecin temel politik güçleri ancak “soldan” oluşturulabilir.

(Not: Bu yazı Paris katliamından önce Halkın Sesi gazetesi için kaleme alınmıştır)
www.sendika.org

Bir cevap yazın