Bebeğe ‘kadın’ muamelesi yapan zihniyetten korkarım…

Bebeğe ‘kadın’ muamelesi yapan zihniyetten korkarım…
İnci Hekimoğlu

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndaki tartışmalar, iktidara hakim olan zihniyeti müthiş iyi açık ediyor. Tam bir yıl önce, BDP’den Sırrı Süreyya Önder, ‘Komisyon’daki çalışmalar konusunda bir bilgilendirme toplantısı yapmıştı. Aslında çok önemli ve ciddi bir meselemizi anlatıyordu Önder, ama maalesef ‘Komisyon’ üyesi vekillerin aralarında geçen diyalogları aktardığı toplantı epey ‘eğlenceli’ geçmişti. Birincisi: iktidarın vekillerinin, örneğin eşcinsellerin hakları gibi konularda verdikleri ‘az gelişmiş’ tepkiler; ikincisi de: Önder’in kendine has üslubuydu, toplantıyı eğlenceli hale getiren.

Önder; ‘Komisyon’un en çok tartıştığı ve sonunda da uzlaşamadığı maddenin, en temel evrensel hak olan ‘Eşitlik’ ilkesi olduğunu anlatınca şaşakalmıştık, doğal olarak! “Her vatandaşın, cinsiyeti, cinsiyet yönelimi veya etnik kökenine bakmaksızın eşit olduğu” ilkesini kabul ettirememişlerdi AKP’ye!

Önder “Eşcinsellerin 24 saat seks düşündüklerini sanıyorlar” diye de dalgasını geçmişti. O, espri yapıyordu ama, AKP’yle yükselen ‘kanaat önderleri’nin hamile kadın görünce, o çocuğun ‘nasıl olduğu’ndan başka bir şey düşünememesinden; sunucunun yaptığı programa değil, dekoltesinden görünene odaklanan bakanlardan; çalışma odasının penceresinden Beşiktaş İskelesi’ndeki mini etek ve şortlu kadınların bacaklarını görünce ‘huzursuz’ olan başbakanlardan anladığımız ise, bunun tam tersi! Nedense bir kesim için, neredeyse görmeden geçecek kadar ‘olağan’ iken, bazıları için ‘seks’ten başka bir şey akla gelmiyorsa; nedeni ya patolojiktir, ya aldıkları eğitimle kadını sadece ‘cinsel obje’ olarak görebilmelerindendir.

Kadınların erkeklerle, eşcinsellerin heteroseksüellerle, dekoltelilerin tesettürlülerle, Alevilerin Sünnilerle, dinsizlerin dindarlarla eşit olmadığını, olamayacağını savunan, kendi tanımladığı ‘makbul vatandaş’ çizgisinin dışındaki hiç kimseye eşitlik ve özgürlük hakkı tanımayan bir iktidar var, tepemizde.

Demokrasi vaadiyle demokrasiye ipotek koyan, vatandaşına şantaj yapan bir iktidarla gidilecek yol çok bellidir. Başörtülülere özgürlük ve çifte katlanmış seçim barajı dışında hiçbir şey içermeyen boş bir paket ve benzerleriyle, ancak dini kuralların egemen olduğu bir ülkeye dönüşürüz, o kadar!

Başörtülülerin, en az badem bıyıklılar kadar eşit haklara sahip olmaları gerektiğini savunuyorum. Ancak bu, kadınların tesettüre girmesinin özgürlükle ilişkisini sorgulamama engel olamaz. Kadının; şeytan, baştan çıkaran, günaha sevk eden bir figür olduğu için kapanmasını gerekli gören bir anlayışın; kadını ikinci sınıflığa mahkum etmesine elbette karşı çıkacağım. Erkekleri günahtan korumak, yani erkeklerin tahrik olmasını önlemek için kadının kapanmasını şart kılmak, bir özgürlük değil, dayatma olabilir ancak!

Bilimin bize öğrettiklerine bakılırsa; insanı hayvandan ayıran temel özellik; (açlık, seks vb gibi) güdülerini akılla kontrol edebilmesi, denetleyebilmesidir. Temel güdülerini; açık bir bacak, açık bir göğüs, şişkin bir karın görünce kontrol edemeyenler bu tarife uymadığına göre; en azından gelişimlerini henüz tamamlamadıklarını, insan olmak için daha geçmeleri gereken birkaç aşama olduğunu söyleyebiliriz.

Bunu bir yana koyarsak; bütün erk odaklarının müdahalesi dışında, kadınların kendi içinde bunu tartışması gerekir. Sadece inanç meselesi diyerek geçiştiremeyeceğimiz, geçiştirmememiz gereken bu konu, kadının ikinci sınıflığı içselleştirmesini sağlayan ideolojinin merkezi çünkü… ‘Türbanlı bebek afişi’ asan belediye başkanının olduğu bir ülkede, kadınların bu meseleyi gerçekten tartışması gerekir. Bir bebeğe, 5 yaşındaki bir kız çocuğuna türban takarak, kadın muamelesi yapabilen bir zihniyetin, başka neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

Şu anda bile, başörtülüler kadar mini etekli veya dekoltelilerin, eşcinsellerin haklarını da savunmaktan bahsedilir hale geldi ülke… Daha ötesi, farklı cinsel yönelimlere ve farklı yaşam biçimlerine eşit özgürlükten bahsettikleri için, iki başörtülü kadın yazar, kendi camialarınca hedef tahtasına oturtulabiliyor; hatta ajanlıkla, ihanetle suçlanacak kadar ileri gidilebiliyorsa; yarın’ı görmek için kahin olmak gerekmez.

Başörtüsünün özgürlük simgesi olması, ilk önce kadınların sorgulaması gereken bir konu olduğu kadar, başka hiçbir hak ve özgürlüğün bu denli dokunulmaz olmayışı da ayrı bir tartışma konusu olmalıdır.