Bilimi Boğmak!

Bilimi Boğmak!
Yakup Kepenek

Ülkenin onca sorunu varken ve bunlar giderek ağırlaşırken sayıları 200’e yaklaşan üniversiteler susuyor. O kadar ki, Yüksek Öğretim Kurulu-YÖK Başkanı Prof. Dr. G. Çetinsaya geçenlerde, kendi sorumluluğunu unutarak ve onca yerli TV varken, El Cezire TV’sine verdiği bir demeçte “Susturulmuş bir akademik topluluk var” diyor!

***

YÖK, 12 Eylül 1980 faşizminin üniversitelerdeki baskı aracıdır. Üniversitelerin özellikle ilerici, Cumhuriyetçi ve solcu öğretim üyelerini ezen bu araç AKP iktidarınca da tam kapasite kullanılıyor.

Birkaç noktanın altı çizilmelidir.
Birincisi, AKP iktidarı üniversitelerin suskunluğundan hiç şikâyetçi değil. Bugünlerde öğretim üyelerinin maaşlarında çok geç kalmış bir iyileştirme tasarısı hazırlayan hükümet, üniversite özerkliğini ve bilimsel özgürlüğü gerçekleştirecek adımları atmıyor! Dahası, 12 yıllık başbakanlığından sonra cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, yeni ders yılı açılışlarında yaptığı konuşmalarda ülkenin bilimsel geri kalmışlığına, bundan kendisinin de sorumlu olduğuna hiç değinmiyor!

İkincisi, üniversitelerde verilen derslerin yalnızca içeriği değil, dili ve kültürü de o yönde değişiyor. Geçenlerde bu gidişin eşsiz bir örneğini TOBB-Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin iktisatçı öğretim üyesi Prof. Dr. Güven Sak verdi: Gazete yazısının başlığı şöyleydi: Ehem Mühime Müreccahtır! Sak, çok önemli orta önemliye yeğ tutulmalı anlamındaki bu sözle, ekonomi bilimini iktidarın anlayacağı dilden anlatmaya çalışıyor! Susmayıp konuşmanın yolları artık böyle bulunuyor.

Üçüncüsü, bir dediği iki edilmeyen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. M. Görmez, Wİslam Üniversitesi kurulacağının müjdesini verdi. Başkanın gerekçesi çok derin ve tüm İslam dünyasını kapsayacak kadar geniştir. Üniversitede, 1400 yıldır bir türlü çözüm bulunamayan Müslümanların en büyük sorunu, dinle hayat, akılla vahiy arasında doğru ilişki kuramamak konusu ele alınacakmış.
Aslında ayrı bir İslam üniversitesi açılmasına hiç gerek yok; üniversitelerin çok büyük bölümü İslam üniversitesi olma yolunda hızla ilerliyor.

***

AKP’nin daha iktidara gelir gelmez el koyduğu, Darwin’i yasaklayan ve bilimselliği çok tartışmalı bilirkişi raporlarıyla ünlenmekte olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu TÜBİTAK, geçen hafta bir kara sayfa daha yazdı.

TÜBİTAK’ın açtığı yarışmalarda sıralamaya bile giremeyen bir araştırma önerisi, dünya birinciliği aldı. Büyük önemine karşın basında çok az yer bulan bu konudaki haber şöyleydi:
Özel MEF Lisesi 12’nci sınıf öğrencisi İlayda Şamilgil, Polonya’da bu yıl 22’ncisi düzenlenen “First Step To Nobel Prize In Physics” yarışmasına, üzerinde 1 yıldır çalıştığı “Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem” adlı projesi ile katıldı. Şamilgil, fizik alanında dünyanın en prestijli fizik proje yarışması olarak kabul edilen yarışmanın dünyaca ünlü akademisyenlerden oluşan jürisinden tam puan alarak dünya birincisi oldu.

Devamı var:
Şamilgil, Aydınlık gazetesine yaptığı açıklamada çalışmasının TÜBİTAK tarafından neden reddedildiğini bilmediğini söylüyor. TÜBİTAK bu genç araştırmacıya açıklama yapma gereği bile duymayacak kadar sorumsuz davranabiliyor! Şamilgil, doğal olarak yurtdışında okumak istiyorum diyor.

***

Üniversite özerkliğine ve bilimsel araştırma özgürlüğüne sahip olamayan Türkiye, çocuklarının ve gençlerinin yaratıcı yeteneklerinin önünü de açmıyor; böylelikle bilimsel gelişmesini ve geleceğini boğuyor!