Bir Frankenstein Hikâyesi…

Bir Frankenstein Hikâyesi…
Can Dündar

Son 90 yılda, askerin müdahale etmediği ilk Köşk seçimine gidiyoruz.
Ve bu kez de seçime bir polis müdahalesiyle cebelleşiyoruz.
Karargâhın kışladan karakola taşındığı bu “eski hamam”a da “Yeni Türkiye” diyoruz.

***

Yandaş basındaki haberlere bakılırsa, son furyada tutuklanan polislerin mağdur ettiklerinden biriyim.
“Selam” diye bir terör örgüt uydurmuşlar. “O örgütü takip edeceğiz” diye 7 bin kişiyi dinlemişler.
Örgütümüz bayağı kalabalık ve renkli:
Başbakan’ın danışmanı da var aramızda, MİT müsteşarı da, bazı dizi oyuncuları da…
Biz aramızda toplanamadığımız için onlar bizi toplamayı planlıyormuş.
Anladığımız o…

***

Bu senaryo, Frankenstein’ınkiyle “paralel”dir:
Hükümet, cemaatle el ele vererek Emniyet’in usulsüz dinleme, illegal delil toplama, sahte kanıt üretme atölyelerinde, kendisine bağlı devasa bir canavar yarattı.
Bu canavarı, kendi iktidarına karşı çıkanların üzerine saldı.
“Canavar”, acımadan hepsini temizledi; askerleri, savcıları, hâkimleri, bürokratları, polisleri, gazetecileri, siyasetçileri…
Canavar’la yaratıcısı, onların kelepçelenip kodese atılışını, “Masumuz” diye çırpınışını, ailelerinin feryadını keyifle izledi.
Lakin “Canavar”, rakiplerini yedikçe semirdi, palazlandı, kafesine sığmamaya, payıyla doymamaya başladı.
O zaman da yaratıcısı tarafından ihanetle, nankörlükle, açgözlülükle suçlanıp cezalandırıldı. Yalnızlığa terk edildi.
O da, romandaki gibi, yalnızlığı arttıkça, kendisini yaratandan öç almaya girişti.

***

Yıllarca paralel yaşadıkları için, yaratıcısının sahtekârlığını en iyi o biliyordu. Bilgi-belge toplarken efendisininkileri de bir gün kullanmak üzere ayırmıştı.
Kendisini var edenin, şimdi kendisini yok etmeye hazırlandığını anlayınca, öfkeyle ayağa kalktı. Ve 17 Aralık’ta, kendisini de berhava edecek bombanın pimini çeken bir intihar komandosu gibi, elindeki arşivi patlattı.

***

“17 Aralık”, “Efendi”yi yaraladı ama öldürmedi.
Ve her öldürmeyen yara gibi, onu güçlendirdi.
“Efendi”, 22 Temmuz sahurunda Canavar’ının inine girdi.
Şimdi, ancak polis devletlerinde görülebilecek türden bir zaptiye çatışması yaşanıyor. Polisler, polis lojmanlarını basıyor.
Yarın çete içi kavga tırmanacak: Yargıçlar savcıları yargılayacak. MİT, istihbaratçıları sorgulayacak.
Canavar’ın daha önceki kurbanları, kendilerine kıyanların sabaha karşı “Haksızlığa uğradık” feryadıyla kelepçelenişini, eşlerinin, çocuklarının direnişini, bu ibretlik “vardiya değişimi”ni, acı bakışlarla izliyor kenardan…
“Eden, bulur. Adalet bir gün herkese lazım olur” diyorlar.

***

Ama bu kapışmanın getirileri de var:
Tutuklanan polislerin, zirvedeki talanı belgelemiş olması…
Hırsızlığı belgelenenler yüzsüzce ortada gezerken belgeleyenlerin hapse atılması…
Dün haksızlık yapanların bir kısmının, bugün haksızlığa uğrayınca, neye alet olduğunu anlaması…
Delillerin, teyplerin, rüşvetlerin, fezlekelerin, paraların son anda “sıfırlanması”na mani olması…
“Büyük Hırsız”ın yargılanması için zemin hazırlaması…
Bu kazanımlarla, bu şerden bir hayır doğabilir.
Unutmayalım ki, romanda da kaybeden, Canavar değil, efendisi olur.
“Frankenstein” macerası, Canavar’ın, yenik yaratıcısının başucunda ağlaması ve sisler içinde gözden kaybolmasıyla son bulur.