Birkaç gündür deniz kenarındayım…

Birkaç gündür deniz kenarındayım…
Sanem Altan

Ege sahillerinde insanlara bakıyorum.

Neler konuşuyorlar, ne anlatıyorlar, neye kızgınlar, mutlular mı? Ege bildiğiniz Ege, pek değişmiyor öyle kolay kolay…

Karşılaştığım herkes cumhurbaşkanlığı seçiminden bahsediyor, Soner Yalçın okuyor, Yılmaz Özdil okuyor ve iktidara tepkisini Ramazan’da içerek gösteriyor.

Ak Parti hükümetinin açtığı en büyük yara, Müslüman bir ülkede geniş bir kesimi Müslümanlığa öfkeli hale getirmesi oldu bana sorarsanız…

Herkes inançlı ama biraz fazla inançtan bahsedersen herkes buz gibi oluyor çünkü tamamen Ak Parti ve yolsuzluk çağrışımı yapıyor Müslümanlık.

***

Milliyetçilik ise hâlâ sağlam yerini koruyor.

Zaten herkes milliyetçi bu ülkede.

Bazıları muhafazakar milliyetçi, bazıları çağdaş milliyetçi.

Ama herkes milliyetçi.

Aşağılık duygusu olan tüm toplumlarda o ezilmişlik duygusu toplumda yetişen herkesi milliyetçilik anlayışını abartmaya götürüyor galiba.

O milliyetçilik duygusu da kendi toplumunda, “başkalarında” olmayan hasletler bularak insanları ferahlatıyor.

Bu yüzden biz ve hepimiz ve bütün partiler milliyetçi…

Ege ise bütünüyle milliyetçi tabii… Çağdaş milliyetçi.

***

Muhafazakârlık kavramına gelince…

Bence kadınsız bir toplum olmamızla ilgili bu.

Bu toplumun erkekleri ile kadınları arasındaki çağdışı ilişkiden kaynaklanan bir kavram olarak güçleniyor Türkiye’de muhafazakârlık…

Sanırım bu toplumun hâkim gücü olan erkekler aslında kadınlardan korkuyor.

Yenilikçi hareketlerin, kadınların toplumdaki gücünü arttıracağından ürküyorlar.

Bu ürküntünün içinde büyük bir olasılıkla cinsel korkular da var.

İstediğiniz kadar kadın aday yaratın, kadın seçmene bahçeler sunun, zihinlerdeki kadın imajı öyle hemen değişmiyor..

Toplumun büyük bir kesimi hâlâ kadının toplumdaki yerini çok da değiştirmek istemiyor.

O yüzden biz ve çoğumuz ve partiler muhafazakâr…

Ege, muhafazakâr kavramına Ak Parti üzerinden bakarsanız hiç muhafazakar değil ama muhafazakar olmayı kadınları eleştirmek için kullanırsanız hala muhafazakar.

***

Çağdaşlık anlayışımız ise tamamıyla bize özgü.

Dünyada çıkan en son şey neyse biz de onu istiyoruz…

Çağdaşlığımızın ölçüsü sadece tüketim biçimiyle sınırlı.

***

Ramazanda içki içen milliyetçilerle, Ramazan’da içki içmeyen milliyetçiler ölesiye nefret ediyorlar birbirlerinden.

Bu nefreti Ege’de açıkça görüyorsunuz.

Birbirlerinden nefret ediyorlar ama birbirlerine bazı konularda ne kadar benzediklerini asla fark etmiyorlar.

Sanırım en büyük ortaklıkları “demokratlara” karşı duydukları nefret.

Demokratları iki taraf da sevmiyor.

Ülkenin en büyük tıkanma noktası da iki büyük grubun demokrasiden hoşlanmaması, o yüzden hangisi iktidara gelirse gelsin demokrasiye doğru bir kıpırdanma olmuyor.

***

Bu kısa gezide bir kere daha gördüm ki Türkiye kolay kolay gelişmeyecek.

Birbirine “düşman” iki grubun demokrasi ve milliyetçilik konusundaki benzerlikleri, toplumun en büyük güçsüzlüğü.

Bu demokrasi düşmanlığı ve koyu milliyetçilikle gidilecek çok fazla bir yer yok.

Gidemiyoruz da zaten.

Ama deniz güzel, sahiller güzel.

Bu da bir teselli işte…