Biz hiç mutlu bir toplum olduk mu?

Biz hiç mutlu bir toplum olduk mu?
Sanem Altan

Viyana’da 21 yıldır palyaçoluk yapan Hakan Yavaş, yıllar önce Şehir Tiyatroları’ndan gelen teklif üzerine oyuncular için palyaçoluk atölyesi kurmuştu.

Atölye, oyuncular içindi ama 50’nin üzerinde doktor, ressam, avukat, mühendis, işadamı, garson ve yönetici katılmıştı bu atölyeye…

Atölyeye kimse palyaço olmak için gitmiyormuş aslında.

Palyaço eğitimi, insanların kendilerinde eksik buldukları noktaları güçlendiren, zayıf yönlerimizin aslında güçlü taraflarımız olduğunu ortaya çıkaran kişisel gelişim metoduymuş.

İnsanların kendini doğru ifade etmesini ve duygularını açığa çıkartmasını sağlıyormuş.
***
İnsanları “güldürmeyi” öğrenmenin eksik noktalarımızı güçlendirmesi, zayıf yönlerimizin aslında güçlü taraflarımız olduğunu ortaya çıkarması çok ilgimi çekmişti.

Güldürmek, insanı güçlendiriyor demek ki… Halbuki bizim kültürümüz, güldüreni hep küçümseyen bir kültürdür.

“Palyaço” sözcüğü bir hakarettir mesela.
***
İnsanları ağlatmak için bir zekaya ihtiyaç yok.

Zorbalık, kabalık, terbiyesizlik yeter insanları ağlatmaya…

Ama güldürmek için mutlaka zekaya ihtiyaç vardır.

Kahkahayla zeka arasında ciddi bir ilişki bulunur her zaman.

Belki de palyaçoluk atölyesi, insanlara zekalarını kullanmalarını ve zekalarının farkına vararak güçlenmelerini öğretiyordur.

Gülmenin, güldürmenin küçümsenmesi aslında zekanın da küçümsenmesi anlamına geliyor bence.

Hatta zekanın korkulacak bir düşman olarak görülmesi demek oluyor.

Bizim kültürümüz ise güldüreni, zekayı değil, korkutanı, ağlatanı önemli buluyor ne yazık ki…
***
Bizim siyasi tarihimize baktığınızda, siyasetçilerimizden bize kalan kaç espri hatırlarsınız mesela?

Sanırım Batı’yla aramızdaki en büyük farklardan biri de bu.

Onların siyasi tarihi esprili anektodlarla dolu, espri onlar için bir avantaj.

Biz ise espriyi, kahkayı bir tür “hafiflik” olarak görürüz.

Bugün Selahattin Demirtaş dışında Türkiye’de esprili bir lider yok.

Şöyle bir düşünün…

Bizim siyaset dünyamız da zeka ve espri üzerinden kendine bir kanal açabilseydi, yaşadıklarımız daha farklı olmaz mıydı?

Daha güvenli siyasetçilerimiz, zayıf noktalarını güçlendirmiş liderlerimiz bulunmaz mıydı?

Öyle insanların siyaseti de daha olumlu yönde etkilemez miydi toplumu?

Deli gibi birbirimizden nefret etmek yerine, daha hoşgörülü, daha sevecen bir toplum haline gelmemizde önemli bir mesafe kat etmez miydik?
***
Ama ne insanlarımızın, ne siyasetçilerimizin öyle bir talebi yok.

Onlar korkutucu olanı, korkutmayı seviyorlar.

Zekayı değil korkuyu saygıdeğer buluyorlar.

Zekayı, kahkahayı küçümseyerek bir toplum mutlu olabilir mi?

Bu sorunun cevabı belki başka bir soruda saklı.

Biz hiç mutlu bir toplum olabildik mi?
***
Belki genç siyasetçiler şu palyaçoluk atölyesiyle ilgilenirler.

Belki siyasete zekanın da katıldığı yeni bir siyasi iklim gelişebilir.

Gezi’deki esprilere, twitterda karşılaştığımız şakalara baktığımızda, zekadan o kadar da korkacak bir toplum olmadığımızın ipuçlarını görüyoruz.

Zeka ve espri toplumun içinde duruyor, onları yücelten bir anlayış belki de toplumun “zayıf noktalarını” güçlendirmesini öğretir bize.

Niye olmasın…