Bize “aydın” olmanın gerekçeleri yanlış öğretilmiş!!!

Aydın sorunu…
Zülfü Livaneli

Çocukluğumdan beri okuduğum kitaplar muhalif bir aydın tipi oluşturmuştur kafamda.

Siyasi iktidarlarla, partilerle, askerlerle, dikta rejimleriyle uzlaşamayan, her dönemde muhalif olan bir aydın tipi.

Hatta bırakın siyasi iktidarı, ülkedeki çoğunluk ahlakına bile aykırı düşen, yerleşik değer yargılarını altüst eden bir insan.

Bu aydın tipi çoğunlukla yalnız kalır, bedel öder ama kafasını ve gönlünü kimseye kiraya vermez.

Bu satırları yazarken başına buyruk Jean Paul Sartre‘ı hatırlıyorum.

Yves Montand ve Simone Signoret geliyor aklıma.

Sovyetler Birliği’nin Prag’ı işgal etmesi üzerine, Fransız Komünist Partisi’ne “bu işgali kınaması“ için 24 saat süre tanıyan ve bu sürenin sonunda intihar edeceklerini açıklayan bu namuslu aydınları düşünüyorum.

Toplumun değer yargılarını sarsmak için gerçeküstücülüğün şok yaratma metoduna sarılan Breton, Bunuel ve arkadaşlarını anıyorum.

Nâzım Hikmet gibi her dönemde bedel ödeyen aydınlar aklıma geliyor.

***

Bizim önümüzdeki örnekler bunlardı ve varolma biçimimiz de bu modele göre şekillendi.

Askeri dönemlerde de sivil iktidarlar zamanında da muhalif olmanın onurunu ve azabını birlikte yaşadık.

Büyük bedeller ödedik.

Ama muhalif olmak zorundaydık.

“Asker ya da sivil her iktidar çürür ve haksızlık yapar. Okur yazar adamın görevi bunlara karşı çıkmaktır“ diye öğrendik.

***

Biz aydın olmayı böyle belledik..

Bağımsız, muhalif, bireyin hakkını savunan; gerektiğinde genel ahlaka bile aykırı düşmekten çekinmeyecek bir insan olarak.

Ama bakıyorum son yıllarda Türkiye’de bu anlayış hızla değişiyor.

Bir takım aydınlar kendilerini iktidarlara ve çoğunluk ahlakına uydurmaya çalışıyor.

Çoğunluğu sarsmaya, uyarmaya çalışan değil kendini onun ölçülerine uyarlamaya çalışan uysal, törpülenmiş, yaşlanmış, dünya nimetlerine dalmış, huzurlu bir aydın tipi.

Doğrusu ben muhalif kalmanın huzursuzluğunu böyle bir huzura her zaman tercih ederim.

Çünkü asker olsun, sivil olsun; her iktidar çürür.

Buna erkeğin kadın üzerindeki iktidarı, din ya da etnik kökenli çoğunluk baskıları da dâhildir.

Benim için önemli olan, çoğunluklar değil azınlıklardır.

Bir Cevap Yazın