Çocuğu Büyütme Sanatı…

Çocuğu Büyütme Sanatı…
Erdal Atabek

Çocuklarımızı doğru büyütemiyoruz.
Çocuklarımız ergenliğe erken yaşlarda giriyor.
Ergenlik dönemi çok uzuyor.
Erişkin yaşlardaki bireylerimiz yetkinleşemiyor.
Toplumumuz da giderek bu durumun sonuçlarını yaşıyor.
Neden mi?

***

Çocuklarımız büyüyor, ancak hayatın gerçekleriyle karşılaşamıyor.
Bu durumun iki nedeni var.
Birincisi, eğitim sürecinin uzamasıdır. Bu nedenle de eğitim süreci ile üretim süreci arasındaki mesafe çok uzuyor.
İkincisi, çocuklukta başlayan tüketim toplumu kültürü büyüdükçe artarak davranışları biçimlendiriyor. Kimlik arayışındaki ergen, kendi kimliğini tüketim araçlarıyla özdeşleştiriyor. Cep telefonunun markası, giydiği giysinin markası, yediği içtiği fast-food onun kimliği oluyor.
Çocuklarımız özgürlüklerini yaşamak isterken yaşam sorumluluğu ile karşılaşamıyor, bu da onların olgunlaşmasını engelliyor.
Doğru çocuk yetiştirmek; onları hayattaki sorunlarını çözebilecek, doğruyu-yanlışı ayırarak karar verebilecek, bağımsızlığını sürdürecek irade gücüne eriştirmek demektir. Bu da kendi sorumluluğunu alabilmek, bu sorumluluğu taşıyabilmek, gerekirse bedelini ödemekle olabilir.
Çocukların her istediğini yapmayı görev bilmek, ‘ben yapamadım, çocuğum yapsın’ diyerek hareket etmek,
‘ben sıkıntı çektim, o çekmesin’ diye yaşamın güçlüklerinden uzak tutmak en yanlış analık babalık örnekleridir, ama bizim kültürümüzün çok benimsediği yanlışlardır bunlar.
Bu tutumlar, ‘elde etmek ile hak etmek’ arasındaki bağı kopartarak çocuğun karakterini zayıflatır.
Hak etmeden elde etmek alışkanlığı, fırsatçı, çıkarcı, her olanağı kendi çıkarına kullanmak gibi zayıf karakter tutumuna yol açar.
Bu da kişide; güçlüklerden kaçmak, her sorunda başkalarını suçlayıp kendini aklamak, sıkıştığında sığınacak kişiler ya da yollar bulmak gibi zayıf karakter davranışlarına yol açar.
Eğer aile de çocuktaki bu tutumu desteklerse bu davranışlar yerleşir ve ortaya ‘olgunlaşmamış erişkin’ çıkar.
Bu ‘olgunlaşmamış erişkin’; her şeyden yakınır, ama kendisi hiçbir şey yapmaz, herkesin onun için bir şeyler yapması gerekir, onun bir şey yapması pek gerekmez, yapılacak çok şey vardır, ama kimse bir şey yapmadığı için o sıkıntı çekmekte, bunalmaktadır, herkesin keyfi yerinde, işleri tıkırındadır, o ise desteklenmediği için yaşamda başarıyı bulamamıştır, talihsizdir, hayat yüzüne gülmemiştir.
Memlekette işler kötüye gitmektedir, o da çok sıkılmaktadır, kimsenin bir şey yaptığı yoktur, o ise tek başına ne yapabilir?

***

Bunlar size tanıdık geliyor mu?
Hiçbir şeyi beğenmeyen, ama parmağını kıpırdatmayanlar…
‘Amerika ne isterse o olur’ deyip Amerika’ya karşı konuşup içinden gizli Amerikan hayranlığı duyanlar…
Hiçbir partiyi beğenmeyip hiçbir siyasal etkinliğe karışmayanlar…
‘Hiçbir partiye oy vermeyeceğim’ diyen, böylece iktidar partisinin pasif destekçisi olduğunu düşünmeyenler…
Yazanlara ‘yazıyorlar da ne oluyor’ diye burun kıvıranlar…
Çalışanlara ‘yaptıkları bir işe yarasa bari’ deyip yapılanlara bakmayanlar…
‘Evet, çalıyorlar, yiyorlar ama iş yapıyorlar, solcular konuşmaktan başka bir şey bilmez’ diyenler…
‘Yanlışları var, ama çalışıyorlar’ deyip örtük hayranlıkla olup bitenleri izleyenler…
Size tanıdık geliyor mu?

***

Bilinçli sorumluluktan söz ediyorum.
Bilinçsiz sorumluluk köle yükümlülüğüdür.
Bilinçli sorumluluk. Kararını ölçerek veren bağımsız karakter.
Kararını sonuna kadar yürütecek irade.
Eğitim buna hizmet ediyorsa eğitimdir.
Bilim buna hizmet ediyorsa bilimdir.
Sistem buna hizmet ediyorsa doğrudur.
Toplum bunu gerçekleştiriyorsa uygardır.
Mustafa Kemal Atatürk bunu söylemiştir, bunu istemiştir, bunu göstermiştir.
İstemiyorsanız, beğenmiyorsanız, ortaçağın karanlıklarında dolaşır durursunuz.
Suç da sizindir, sonuç da sizindir.
Boşuna mazeret aramayın…