Din Sömürüsüne Dayalı Her İktidar Yıkılır!

Din Sömürüsüne Dayalı Her İktidar Yıkılır!
Zeynep Oral

Yarın 24 Ocak… 1993 yılının 24 Ocak sabahı, tahrip gücü yüksek bir bomba… Sevgili Uğur Mumcu, günlerdir seni okuyorum, seni düşünüyorum… Yarın Berlin’de HDB’nin (Sosyal Demokrat Halk Dernekleri) düzenlediği “Uğur Mumcu Anma Etkinliklerinde” seni konuşuyor olacağım.
Bugün ülkenin içinde bulunduğu rezil durumu; basının perişan halini, gazetecilerin fırıldak oluşunu ele alırken senin yıllar önce yazdıkların, söylediklerin ve araştırmaların önünde saygıyla eğileceğiz. İleri görüşlülüğüne bir kez daha hayran kalacağız.
Son katıldığın açık oturumlardan birinde, haykırıyordun: “Din sömürüsüne dayanan her iktidar yıkılmıştır! Her kim ki din sömürüsünü kullanır bir süre dayanır. Ama mutlak yıkılır.” İnternette defalarca dinledim o konuşmanı.
Sevgili Uğur Mumcu, bugün Tayyipçi mi yoksa Fethullahçı mı diye hükümetle cemaat arasındaki güç kavgasına kilitlediler milleti.
“En dindar benim” diye övünenler, beni dinimden nefret eder hale getirdiyse; lanet olsun her ikisine de!

Din işportacılığına karşı
Sen her yazında bir bilim adamı titizliğiyle bizi uyardın: Tarikatlar, cemaatler ve şeriat örgütlerine ilişkin araştırmalarını, bunlar arasındaki karanlık ilişkileri, işbirlikçileri, Mercedesli şeyhleri, “Şeyhim ne derse ne yaparsa doğrudur” anlayışındaki müritleri bize açıkladın.
“Görün, duyun, anlayın artık; ‘İslamcılık’ adına laik Türkiye’ye getirilip yerleştirilmek istenen bir Arap milliyetçiliğidir bu” diyordun. Atatürk milliyetçiliğini adım adım yok eden, laiklik ilkesini içten içe kemiren tehlikeye; “Suudi sermayesini maske yaparak adım adım ilerleyenlere” dikkati çekiyordun.
12 Eylül faşist darbesinden sonra mantar gibi biten imam hatip okullarını; Nakşibendiler, Nurcular, Süleymancılar, Cerrahiler, Kadiriler, vb. tarikatların politik partilere sızmasını ele alıyor, “Bu gidiş böyle sürüp giderse, din duyguları kimilerine baskı, kimilerine yükselme aracı olarak kullanılırsa, din siyasal işportacılık olursa, bütün bunlar Türkiye’nin başına sonra hiç içinden çıkılmaz büyük sorunlar yaratır” diyordun.

Laiklik – adalet – özgürlük
Çareyi bilimde, akıl yolunda, aydınlanmada ve hukukun üstünlüğünde görüyordun:
“Toplumu ayakta tutan temel dayanaklardan biri, adalet duygusudur. Bu duygu bir kez yara aldı mı demokrasinin temelleri sarsılmıştır” diyordun. İşte şimdi bunu yaşıyoruz!
“Ancak özgürlükçü ve demokratik toplumlarda bu siyaset- tarikat-ticaret üçgeni ile savaşılır. Kapalı rejimlerde ise bu akımlar, devlet kadrolarını, sinsi ve karanlık yöntemlerle ele geçirirler” diyordun. İşte şimdi boynumuza dek o sorunlara batmış durumdayız
“Tekbir sesleri ile Atatürkçülük… Said Nursi Hazretlerine yapılan övgülerle Atatürkçülük… Sağdan üç-beş oy alma uğruna solculuk adına gerici sakalı sıvazlayan Atatürkçülük… İşte yasaklı ve kısıtlı demokrasinin ulaştığı nokta budur” diyordun. İnanıyordun ki, Atatürk’ün laiklik ilkesi ancak özgürlükçü demokrasilerde var olabilir. “Demokrasilerde, çözüm yolları yasaklarda değil, özgürlüklerde aranmalıdır” diyordun. Ne diyeyim, dinlemekte çok geç kaldık! Seni çok özledik Sevgili Uğur Mumcu.