Gerçeği yalnızca gerçeği söyleyin…

Gerçeği yalnızca gerçeği söyleyin…
Sanem Altan

Bazen düşünüyorum da, kim daha korkak acaba?

Bu ülkeyi yönetenler mi yoksa onların suladığı çamuru alıp eline yüzüne bulaştıranlar mı?

Kim daha güçsüz aslında?

Manasızlığını bildikleri halde onurlarını hiçe sayarak siyasetin parçası olanlar mı yoksa o siyaseti ülkeye “demokrasi” diye yutturmaya çalışanlar mı?

Bazı insanların yazılarını okuyunca bazı insanları televizyonda seyredince ya da bazen sadece insanlara bakınca bu soruları sormamak imkansız gibi geliyor bana…

Sahte savaşlar, sahte kızgınlıklar, sahte onurlarla gerçeklerden kaçıyorlar.

***

Ve merak ediyorum…

Hangi gerçekten kaçıyorlar acaba?

Neden gerçeklerden kaçıyorlar?

Siz hangi gerceklerden kaçıyorsunuz?

Hangi menfaat sizi gerçeklere karşı kör ediyor?

Neden gerçeklere karşı uyuşmak için damarınıza sahte kızgınlıklar enjekte ediyorsunuz?

Bile isteye bir körlüğün parçası olup zavallılaşıyorsunuz, neden?

***

Belki de zaten biliyorsunuz ne yaptığınızı, çok kızgınsınız kendize…

Kendi yetersizliğinize duyduğunuz öfkeyi saklayabilmek için sağa sola saldırıyorsunuz.

“Asalet zorlayıcıdır” lafını çok seviyorum.

Çünkü gerçekten zordur bir beladan geçerken, çıkarlarımız, duygularımız, geleceğimiz ağır bir şekilde yaralanmışken, ismimizi, onurumuzu korumak için gerçekleri söyleyebilmek…

Yaralanmışken gülümseyerek sanki yaramız yokmuş gibi davranabilmek…

Geleceğimiz için geçmişimizi satmamamız gerektiğini bilmek.

***

Farkında mısınız, utanma duygusu bizde hiç gelişmemiş bir sanat gibi…

O yüzden ne adam gibi ayrılabiliyor aşıklar,ne siyaset kavgaları bayağılıktan kurtuluyor, ne de kavgalar pusu zihniyetinden düelloya geçebiliyor.

Ne de köşe yazarları gerçekleri yazabiliyor bu ülkede.

Bazıları neredeyse onursuzluğunu madalya olarak taşıyor yakasında.

Kendileri dürüst olamadığı için dürüst olanlara akıl vermeye çalışıyorlar.

***

Kimseye gazetecilik öğretecek halim yok, gazeteciliği benden çok daha iyi bilen çok sayıda insan var.

Ama gazeteciliğin onursuzluk olmadığını biliyorum.

Dalkavukluk olmadığını da biliyorum.

Hangi kılığa girerlerse girsinler o iki büklüm yağlı kayganlıklarıyla iç bulandırıcı geliyorlar bana doğrusu…

***

“Dur denecekse” gazeteciliği dalkavukluğa çevirenlere “dur” denmeli.

Bunu da dürüst ve mesleğini seven gazeteciler söylemeli.

Sahi öyle birileri var mı aramızda?

Ama gerçeği yalnızca gerçeği söyleyin bana…