Hafıza Kuşu Durmaz Gagalar…

Hafıza Kuşu Durmaz Gagalar…
Mine Söğüt

Bundan 30 yıl önce lise öğrencisiyim…
Babam daha ölmemiş, Sovyet Rusya henüz dağılmamış…
Evimizde askeri darbenin ardından hazırlanan o korkunç 12 Eylül Anayasası’nın halkoylamasında evet oyu alarak kabul edilmişliğinin endişesi…
Endişeliyiz…
Çünkü Kenan Evren cumhurbaşkanı;
Çünkü Özal iktidarda;
Çünkü cezaevlerinden korkunç işkence haberleri geliyor;
Çünkü annemle babamın yakın arkadaşları cezaevine girmektense tüm tehlikeleri göze alıp yurtdışına kaçmanın yollarını arıyor
Çünkü din dersleri yeniden zorunlu olmuş ve bizim evimizde 30 yıl sonra olabilecekler ta o zamandan seziliyor.
Abdullah Çatlı’yı 30 yıl önceden hatırlıyorum, Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’yı da…
30 yıl önce… 20 yıl… Ve 10 yıl önce olan her şeyi hatırlıyorum.
40… 50… 60… 80 yıl önce olanları da, bizzat tanıklık etmediğim halde çok iyi hatırlıyorum.
“Unutmadık, unutmayacağız” sloganlarının gölgesinde büyümüş bir neslin gözünde, bugün olup bitenleri hafızaların uçarılığına güvenip değersizleştirmeye çalışmak abes.
Biz hafızanın kıymetini bilecek kadar çok hırpalandık.
Hafıza kuşu tuhaf bir kuştur.
Bazıları onun bu ormanlarda uzun süre yaşamadığına güvenirler.
Yerlerden ha bire hafıza kuşunun ölüsünü topladıklarını sanırlar ama yanılırlar.
Avuçlarındaki, kuşun değil kendi hoyratlıklarının ölüsüdür.
Bilmezler ki hafıza kuşu ölmez ve rapta zapta da gelmez; üstelik gagasında ona anlatılanları değil kendi anladıklarını taşır.
Gezi olayları ve 17 Aralık operasyonu için “On yıl sonra, otuz yıl sonra 2013 deyince bunlar mı hatırlanacak?” diyen Davutoğlu hafıza kuşunu önemsiz bir kuş sanıyor ve o kuşun bugün aslında kendisine de kapkara bir gölge yapan dev kanatlarını görmezden geliyor.
30 yıl önce Fethullah Gülen’in dergisinde yazılmış, muhtemelen zamanında Davutoğlu’nun satır satır okuduğu ve heyecanlandığı bir yazıyı hafıza kuşu şimdi omzuna konsun ve ona hatırlatsın:
“Geleceğin fikir işçileri, yarının kurucuları ve atideki nesillerin rehberleri olacaklardır. Dünya, onların harman edeceği düşüncelerle yeniden kurulacak; gelecek, onların sundukları mesajlarla aydınlığa kavuşacaktır. (…) Onlar, beklenmesi gerektiği yerde beklemesini; kükreyip etrafı velveleye vermeleri icap ettiği yerde de kükremesini çok iyi bileceklerdir. Yerinde, cansiperane ve yıldırımlar gibi inecekler dünyaların bağrına; yerinde de, tipiye-borana tutulmadan fevkalâde sakınıp, meltemlerin eseceği mevsimi bekleyeceklerdir. (…) Onlar her çeşit düşünce ve sistemle münasebete geçmede beis görmezler. Ne var ki, gönülleri, kıblenüma gibi hep, kendi mihraplarını gösterir. Evet, sonunda, kendi iklimlerine varıp dayanmayan, en parlak fikir akımlarıyla dahi meşgul olmayı, bir bakıma abes sayarlar. Tıpkı, arazilerine su vermeyen ve gidip onların göllerine boşalmayan ırmaklarla uğraşmadıkları gibi.” (Sızıntı Dergisi, Başyazı, Ocak 1983).
Hafıza kuşunun kafesi derin bir zihindir.
Orada yalanlar değil gerçekler birikir.
Hafıza kuşunun bugünden geleceğe neler aktaracağını hesaplayarak iktidarda hoyratlık yapanlar, tarihte hep o hoyratlığın altında kaldılar.
Onu evcilleştirdiğini sananlar hep yanıldılar.
Hafıza kuşu aslen vahşidir.
Yeri geldiğinde kuduz.
Azıcık aklınız varsa, sevgili Davutoğlu, şu bizim hafıza kuşundan ziyadesiyle korkunuz.