Halkın içinden çıkmış bir bilim insanı…

Halkın içinden çıkmış bir bilim insanı…
Füsun İkikardeş

Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü, güzel İzmir’in devlet okullarında yetişmiş bir biliminsanı. Ne özel okullarda okudu, ne de özel derslerle eğitim aldı. Devlet okullarında, emekçi bir ailenin 3 çocuğundan biri olarak okudu. Disiplini, dik duruşu, hukuk ve bilim aşkı hep Cumhuriyet’in değerlerine denk düştü.

Rennan Hocayı elinde fotoğraf makinesi, yanında yöresinde türbanlı zavallı (!) kız öğrencileri görüntüleyen fotoğraf karesinden tanıdı kamuoyu. Malum Cihan Haber Ajansı, fotoğrafı hemen altındaki “Eğitimi işte böyle engelledi!” ya da “Başka işi gücü yok mu?” gibi başlıklarla servis etti.

Rennan Hoca aleyhine bilinçli bir şekilde serbest atışların yapıldığı günler 16 Mayıs 2012’de başladı, üniversiteden emekli olarak ayrılması, hakkında “olmayan suça en üst ceza” verilerek 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla Foça Cezaevi’ne gönderilmesiyle sonlandı. Tertipçiler bununla yetinmedi! Aynı tür suçlamalar, aynı tür “şikayetçi mağdur öğrenciler”, aynı tür “Rektörlük, soruşturulmasını uygun gördü” vizeleriyle cadı kazanları kaynatılmaya devam etti.

Rennan Hoca için 2. ve 3. davaları da açtılar. Birincinin gücüne güveniyorlardı. 3. davada da yine 4 kız öğrenci “Mağduruz” ilenmeleriyle rektörün kapısını çaldı, gerekli soruşturma izni alındı ve soruşturma başladı, dava açıldı. Oysa anayasa aynı anayasa, “değiştirilmesi dahi teklif edilemez” laiklik ilkesi aynı ilke, YÖK kararı aynı karar olarak yerinde duruyordu.
5 Şubat günü davanın 2. duruşması görülecek. O gün İzmir Bayraklı Adliyesi’nde yine anayasa, yine laiklik ve yine adalet yargılanacak.

NEDEN RENNAN HOCA?
Rennan Hoca bu süreçte bir simge oldu. “Dik duruşu nedeniyle hedef seçildi” diyor Zeynel Tunca. “Bütün bilim insanları, hatta 40-50 kişi ‘Anayasayı uygulamakta kararlıyız, Rennan Pekünlü haklıdır’ diye tertipçilerin karşısına çıksaydı, bugünlere gelinmezdi” diye yorumluyor süreci…

Onu hapse attırmak, bilim ve üniversite dünyasında bir kırılma noktası oldu ve 2015’e girdiğimiz şu günlerde türbanlı öğrenciler, “demokrasi” adına, elini kolunu sallayarak üniversitelere girer hale geldi. Buna karşılık Rennan Hocanın tekrar özgür kalması, tertipçilerin oyunlarını bozacak, giriştikleri kumpasın iç yüzü iyice ellerine yüzlerine bulaşacak.

Duruşma gününe 3 gün kala, Aydınlık okurlarının Bilim ve Toplum yazılarıyla tanıdığı Rennan Hocaya daha yakından bakalım istedik. Kimdir bu Rennan Hoca? Neden günah keçisi seçildi? Neden hedefe konuldu?

Onu en iyi tanıyan bir dostuna, mahalle arkadaşı, asker arkadaşı, meslektaşı, Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynel Tunca’ya sorduk. Sohbetin başında, “3 gün sürecek olan dizimizin adı ‘Hepimiz Rennan Hocayız’ olsun mu?” diye sorduk. İtiraz etti, “Hepimiz Rennan Pekünlü olsaydık Rennan Pekünlü bugün dışarıda olurdu” dedi.
Diğer sorularımıza geçtik…

MÜDAFAA-İ HUKUK İLKOKULU’NDA NE ÖĞRENDİ?
Zeynel Tunca, Rennan Pekünlü’den 2 yaş küçük… İzmir’de Atatürk Stadı’nın hemen yanındaki 15 sokaktan ibaret bir emekçi semti olan 27 Mayıs Mahallesi’nde birlikte büyümüşler. Rennan Hoca’nın mahalledeki lakabı “Abey”. Zeynel Tunca, “Bu lakap, arkadaşları arasında ona hangi gözle bakıldığını da gösteriyor” diye altını çiziyor Abey’in. Mahalle arkadaşları arasında inanılır, güvenilir, dost ve ağabey Rennan Pekünlü… Derslerinde çok ciddi. Ne zaman arkadaşları kapıya dikilse, “Hadi top oynayalım”, “Hadi aşağıya gel” diye seslense, Abey önce derslerine bakar. Eğer ki, dersler bitmişse iner, bitmemişse önce dersleri bitirir, sonra onlara katılır. Hiçbir güç, Abey’i pat diye top oynamaya indiremez.

Oysa ki, Abey iyi bir futbolcudur. İzmir’in bir 3. lig takımında futbol oynamaktadır. Ama hep disiplinli, hep çalışkan. Sporu da derslerini aksatmadan yürütmektedir. Rennan Pekünlü’nün babası Türk Elektrik Kurumu’nda tekniker, annesi İzmir Belediyesi’nde memur olarak çalışmış ve emekli olmuşlar.. Bir kız kardeşi ve bir de ağabeyi var.

Zeynel Tunca, kendilerinin döneminde İzmir dışında bir üniversitede okumalarının pek mümkün olmadığını söylüyor. Mesela bir ODTÜ ya da bir İTÜ olamaz mıydı? Pek olamazmış, çünkü ailelerin geliri, çocuklarını başka bir kentte okutmaya elverişli değil… Her üniversiteye ayrı başvuru, sıralamalar ve zamanla yarış vardı o günlerde. Kaldı ki, Rennan Pekünlü’nün okuduğu okullar da her zaman onun iftihar kaynağı!

Foça Cezaevine girmeden önce verdiği derste söze başlarken okullarının adlarından bile gururla söz eden o değil miydi? Müdafaa-i Hukuk İlkokulu, Karataş Ortaokulu, Atatürk Lisesi… Bunlar gibi köklü ve iyi eğitim veren okullarda öğrencilik yaptığı için hukuku müdafaa etmeyi, Atatürk ilkelerinin anlam ve önemini kavramayı öğrendiğini bizzat kendisi söylemedi mi?

KONAK’TA ÖĞRENCİ Mİ TARTAKLADI?
Yakın dostu Zeynel Tunca, Rennan Pekünlü’ye atfedilen “Türbanlı öğrenciyi zorla derse almadı” ya da “Öğrencilerin eğitimini zorla engelledi” suçlamasının çok ağrına gittiğini kaydediyor. “Rennan Hoca Konak’ta öğrenci mi tartakladı? Kim duymuş? Biri söylese kim inanır?” diyor. Bornova’da , hatta üniversite yerleşkesinin bir başka bölgesinde kimi engellemiş? Böyle olaylar söz konusu bile değil. Sadece, kendi çalıştığı bölümün girişinde “Yasa gereği, türbanlı öğrencilerin binalara girmesi yasaktır” şeklindeki yönetimlerce asılmış uyarı yazılarının olduğu kapıda ve dersliklerde bu uyarıları yapmış ve tutanaklar tutmuş.

Öğrencilerin kendi ifadelerine göre de hiçbir fiziki engelleme, darp, şiddet olmamış. Peki yanlış nerede? Anayasa Mahkemesi kararlarının bireylere kadar verdiği sorumlulukla, yöneticilerin astıkları bugün bile geçerli olan uyarıları göstermek mi?

Comments are closed.