Hangi sonuç?

Hangi sonuç?
Çiğdem Toker

“Bu topraklarda yaşayan toplumun yarısına yakını katliamları umursamıyor” diye ürkütücü bir cümle kurabiliriz.
22 milyon seçmenin, kamu rantına dayalı sistemden, rahatsız olmak şöyle dursun, memnun olduğunu söyleyebiliriz.
Başta demokratik özerklik ilanının yol açtığı tepki olmak üzere, Suruç katliamının ardından, AKP ile savaş stratejisini yükseltenlerin payının büyük olduğunu teslim edebiliriz.
Şehit cenazelerinin yol açtığı öfke ve kırılmışlığın elbette bir faturası olacaktı diye öngörebiliriz.
Deniz Baykal’ın Meclis başkanlığı hayali uğruna Saray’ın çağrısına uymasını not düşebilir;
AKP’nin Tuğrul Türkeş hamlesinin, “ülkücü” seçmen nezdinde oya tahvil edildiğini düşünebiliriz.
Rejim partisinin devlet olanaklarını sonuna kadar kullanmasının ciddi katma değer yarattığı yorumunda bulunabiliriz.
7 Haziran sonrası, Kılıçdaroğlu’nun “Siz başbakan olun” önerisini, sanki bu öneri onu küçük düşürmek için yapılmış gibi gurur meselesi yapıp tepkiyle reddeden Bahçeli’nin tutumunun ödettiği bedelden de söz edebiliriz.
Dahası, Bahçeli’nin tıpkı 2002 sonbaharında henüz seçime bir buçuk yıl varken AKP’yi iktidara getiren “çıkış”ı gibi, 13 yıl sonra da bu ülkenin kaderiyle oynadığını da hiç çekinmeden ifade edebiliriz.
Evet, bütün bunların hepsinin şöyle ya da böyle, bu “acı çorbada” tuzu olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
***
Ama sadece 1 Kasım seçimini değil…
Bütün seçimleri; akla ilk gelen ihtimallerle değerlendirmenin ötesine geçerek, gerçeğe yakın bir yorumla analiz etmenin, “olmazsa olmaz” tek bir önkoşulu var:
Seçim sonuçlarının güvenilir olması.
Oy sayımından, tutanağa aktarıma, seçmen sayısındaki artış-azalıştan, devletin resmi ajansının çalışma yöntemlerine kadar seçim güvenliğinin hukuksal boyutuna dair hiçbir aşamasının tam dürüstlüğünden emin olamadığımız bir sonuç tablosunu yorumlamak, eksik ve yanlışlar içerecektir.
Çok partili seçim tarihinin en hızlı ilan edilen seçimidir 1 Kasım.
Saat henüz 19.00 bile olmamışken, saatlerce sandık başında bekleyen görevliler, oyları henüz teslim etmemişken, oy torbaları henüz kuyruktayken, AA’nın sandıkların yüzde 100’ünün açıldığını ilan ettiği bir seçimden söz ediyoruz.
Sandıklar kapanıp oy sayımı başlamadan boş tutanaklara imza atıldığı haberlerinin yağmur gibi aktığı, boş tutanağa imza işleminin fotoğraflarla belgelendiği, sandık görevlilerinin sandık başından zor kullanarak uzaklaştırıldığı, İstanbul’un bazı ilçelerindeki anormal seçmen artışını duyuran sosyal medya hesaplarının ardından YSK’nin sistemi kapattığı bir seçimden.
Seçimlerin dürüstlük içinde gerçekleştiğine ilişkin bunca hile ve şaibe iddiasını bir yana bırakarak değerlendirme yapmak olanaklı değil.
AKP, kendisinin bile beklemediği bir oy oranına ulaşmış görünüyor.
Bu tabloda, savaş, kutuplaştırma ve istikrar kozlarının seçmenin çoğunluğu nezdinde kabul gördüğünü varsaymak, iyimserliğe engel.
Ancak asıl karamsarlık, seçim güvenliğine ilişkin hile iddialarına açıklık kazandıracak bir hukuksal zemini de yitirmiş olmamızda.
Bu zeminin yeniden kurulacağı iklime dair umudumuz ise canlı.