Her şey, olması gerektiği gibidir…

Her şey, olması gerektiği gibidir…
Sanem Altan

Pazar günü, “ siz hangi yanınıza

ihanet ettiğinizi biliyor musunuz, sahip çıktığımız parçamız mı yoksa ihanet ettiğimiz parçamız mı asıl

biziz” diye sorduğum yazıya pek çok

cevap geldi.

Çoğu aynı şeyi söylüyordu, “bunu bir bilebilsem…”

İsviçre Megeve’den gelen bir mail ise bana gönderilmiş ama bana yazılmamış, sanki Betül’ün içinden taşıp bilgisayarın tuşlarına çarpıp benim mailime düşmüş gibi tek başına yeni bir yazıydı.

Aslında buna neden şaşırdığımı bilmiyorum…

Betül, dünyayı sorularla anlamakta çok iyi olduğunu bildiğim dostlarımdan biri…

“Cevaplandırılması en zor soru ‘ne istiyorsun’dur” diye başlıyordu maili…

Sorularını, cevaplarını çok sevdim.

Seveceğinizi düşünerek sizin de okumanızı istedim o yazıyı.

***

“Cevaplandırılması en zor sorudur ‘ne istiyorsun’.

Düşünüyorum, benim gerçekten istediğim şey ne?

Yani yokluğuna son derece emin olduğum şey nedir acaba?

O kadar yok ki ve o kadar bir türlü

olmuyor ki, ben hep ve daima onu

istiyorum!

Beni böyle düşündüren şey, ya isteklerimin olacağına bir türlü inanamamam ya da en dipte, asıl yok olanı henüz fark etmemiş olmam…

O yüzden de söyleyebildiğim isteklerin adı hep, uydurma aslında.

Bu inanmadığımız halde sürekli istememiz, bir kaçış değil mi?

İsteklerimizi dileklerimizi yalvar yakar anlatırken orda burda, sadece istiyor olmak, o mu bu mu demek bile içimizi rahatlatmıyor mu?

Bu da bir ‘oyun’, kendini kandırmaca değil mi yani?

Ben hangi yanımı istiyorum aslında?

Olsaydı hayat bayram olurdu

diyebileceğim ne yok hayatımda?

Niye, neyi seçsem olmuyor?

Akıl sepetimdeki her türlü yakınmayı, şikayeti, korkuyu ve arzuyu yokladım bunu bulmak için.

Sonra bütün duaları taradım ve kaçtığım bütün köşelerden gerisin geri döndüm ve dipteki en eksik inancın ‘her şey olması gerektiği gibidir’ diyebilmek olduğuna karar verdim.

Her şey olması gerektiği gibidir.

…….

Bu düşünce nasıl da sağlam bir

kabulleniş, tevekkül ve teslimiyet barındırıyor içinde gerçekten.

Ama bu düşünce hangi duyguyu

ortaya çıkarıyor bunu bir türlü bulamadım.

Sahi bunu düşünen, buna inanan bir insan kendini nasıl hisseder?

Ya da buna gerçekten hiç inanır mı?

Gerçek şu ki; bu cümleyi söylediğim zamanlar oldu benim.

Zaten olmasa bu kadar meraklısı, sevdalısı olmazdım.

Evet söyledim ama uçup gitti sonra… O andı ve bitti.

O zaman büyük cevap; ‘Hiçbir şey kalıcı değildir’ mi?

Neyi idrak edersek edelim, sonra yine başa dönmüş gibi hissedişimiz bu yüzden mi?

Hayatın da ölümün de sırrı; her şeyin geçici olduğu mu?

Hedef bir diğer yarımızı bulmak, anlamak mı?

Yoksa aranıp bulunacak bir şey olmadığını idrak etmek mi?

Yoksa hem o, hem o mu?”

Bir Cevap Yazın