Hiç bu kadar…

Hiç Bu Kadar…
Orhan Bursalı

Ev ev ev… Kasa kasa kasa… Hesap hesap hesap… Yığ babam yığ… Telefonlar ortalıkta dolaşıyor. Urlalar, kaymakamlar, el değmemiş sit alanı koylar, villalar villalar villalar. İşi hallet, git konuş, haber veririz. Kendilerine milyarlarca TL ihale, iş, ucuza özelleştirme, arsa, toprak, fabrika peşkeş çekilmiş “işadamı” kılığındaki iktidar-devlet-Hazine sülükleri bile gelen emirler karşısında dudakları uçuklamış, kalp krizleri geçiriyor… Neee 100 milyon mu?!
Para mı kardeşim 100’er milyon! Ne itiraz ediyorsun! Hep alacaksın, yığacaksın, dört köşe olacaksın ama atın çanağa 100’er milyon emri gelince kalp krizi geçirip telefonda milletin anasını avradını sinkaf edeceksin… Dil dil değil, konuşma konuşma değil…
Dinci ne der? Vermeden almak Allah’a mahsustur. Bu iktidar, bu ülke al ver yeridir… Bazen önce vereceksin bol bol, sonra alacaksın veya alıp alıp vereceksin. Gerekirse, sana veren kardeşinin, hepsine ihtiyacı varsa hepsini vereceksin.
İktidar birilerine veriyorsa sana, ona, buna, üç beş de kendine… Bir ona, bir bana, bir sana, üç ona, beş şuna, on buna… Eeee birkaç da şuraya.
Bu bir nöbettir. Önce haykıracaksın milletin içinde taparım ben ona diye. Benim idolüüüümsün sen… Liderim, müstesna adamım… Kırk yılda bir Tanrı’nın vasıflarına benzer bir adam ülkeye doğacak… Ona taparımmm.
Ethemler methemler kathemler…
Sonra görüleceksin, besleneceksin…
Ama nöbete de kalkacaksın… Yok öyle yağma!
Al şu gazete ve TV’yi… Bir yıl iki yıl askersin. Sana bahşedilenlerin bedeli olarak bir yıl, iki yıl, bu bataklığı besleme görevi senin. Oradaki zurnalar ötecekler, eee yemlenmeseler nasıl öterler? İri deliği var, küçük deliği var, köşesinde, TV’sinde şakıyacak, bütün bu kara düzeni savunacak… Öyle kolay mı insanın kendini bu kadar paçavra etmesi… Karşılığı da büyük olacak tabii ki. Beş on yerden birden…
Seni yedirdik, milyarlar kazandırdık. Şimdi bastır milyonları… İki yıl sonra görev değişikliği… Sonra iktidardan yemlenen bir başkasına devredeceksin işi… Yap şu villayı denecek… Sonra tamam görevin bitti, şu kadarına şuna sat emri gelecek… Bak ağzını bozma, sinkaf yok, tansiyon krizi yok… Yüz milyonları alıp götürürken krizi geçirmezsin de verirken mi kötüleşirsin?..

***

Sisteme karşı olan herkes vatan haini. Adam diyor ki hukuk gukuk… Siyasetin uygun gördüğüne hukuk, görmediğine guguk. Böyle hukuk uygulanırsa yabancı sermaye gelmez, dersen vatan hainisin… İtiraz ha! Vergi kamçılarını sal üzerine, yüz milyonlarca ceza… Bir bankasına, bir o şirketine, bir bu şirketine…
Kendine ait olmayan sermaye, patron, hele hele sana itirazlarda bulunuyorsa, düşman malı mülkü gasp edilecek…

***

Hepsi bu vatanın çocukları, sermayesi, patron emeği, işçi alın teri, mühendis göz nuru, bilgisi yaratıcısı, tasarımcısı…
Hepsi bu vatanın sermayesi.. Malı mülkü en sonunda… Bu yaptığın neye sığar…
Giderek büyüyen, Türkiye’yi saran sesi duyuyorum, sanki duyulmuyor gibi ama gök gürütüsü gibi sarsıyor bedenimi, vatan haini ha…

***

Tıpkı TV’de utanmazca o davaları bilerek savunan yüzü gözü şişmişlerin duymadıkları sesler gibi. Mıy mıy mıy.. o mahkeme demiş, bu mahkeme onamış, şu mahkeme imza çakmış… Harddisk sahte çıkmışsa eğer, CD’ler varmış da… O hâkimlerin onca mahkemenin hepsi mi şeyin şeyiymiş de.. Al o CD’lerin hepsini bi yerlerde sakla, hepsini… Sen konuştukça cezaevlerinden, ülkenin dört bir yanından yükselen ana avrat seslerini de mi duymuyor kulakların… Sen konuşurken cezaevlerinden yükselen gök gürültüleri beni sağır ediyor da senin kalkanın ne… Vicdanın mı çökmüş, utanmazlığın mı tepe yapmış? Konuştukça bankadaki hesapların mı şişiyor?

***

Türkiye hiç bu kadar yiye yiye bitirilememişti, vura vura öldürülememişti…
En alttan en tepeye, bu kadar büyük bir örgütlü hırsızlık, dolandırıcılık, örgütlü adaletsizlik, haksızlık, hukuksuzluk, diktatörlük, demokrasisizlik, eşitsizlik, namussuzluk, bütün ülkeyi örümceğin ağı gibi sarmamıştı. Biz hep bunları 70 yıldır yaşadık. Hep öldük öldük dirildik… Bu kadarını değil…
Ama bu büyük “ara dönem”in sonuna geliniyor. Sessizlik yırtılıyor… Duvarlar çatırdıyor… Alacakaranlıktan gün ışıkları süzülmeye başladı…
Büyüdük, dünyanın en zengin ülkeleri arasına girdik masalları…
Yükselen ekonomi ninnileri…
Bir bir…