İktidar Gizlenme Peşinde…

İktidar Gizlenme Peşinde…
Orhan Bursalı

Yine “demokrasi paketi” diye ortalığı yıkıyor hazretler. İktidar, attığı her adımın, yaptığı her yasanın ne kadar üstün demokratik nitelikte olduğunu söyler ve buna da ad takar: İleri demokrasi! Ama bakmışsınız, attıkları her adımda iki basamak daha düşmüşüz; milletin boğazına biraz daha sıkmışlar; beyinlere, düşüncelere yeni kelepçeler takmışlar…
Neymiş efendim şimdi de “özel hayatı” koruyacaklarmış.
Siz mi! Siz mi özel hayatı koruyacaksınız? RTE iktidarı mı? Silivri davalarında özel hayatları paramparça etmek için, F tipi savcı ve yargıçlarınızla birlikte bütün Türkiye’yi allak bullak ettiniz. Ne yasa dinlediniz ne ahlak, ne namus dediniz ne vicdan… İnsanları intihar ettirdiniz! Kılınız kıpırdamadı! Arka planda kahkaha sesleriniz yükseliyordu! Zıkkımlanıyordunuz; bir, üç, beş -yetmez- villalarınızı Türkiye’nin her yerine dikiyordunuz! Medyadaki tetikçi utanmazları milletvekili yaptınız üstelik…
Özel hayat mı?
Hayır efendim ne özel hayatı! Ülkeyi yönetenlerin, milletimizin paralarını istedikleri gibi harcayanların, Hazine’yi kontrol edenlerin, ülkenin – insanların kaderi konusunda söz sahibi olanların özel hayatı mı olurmuş. Politikacı, halkın karşısında bütün yaptıklarıyla çıplak, saydam olmalıdır; öyle görünmelidir; halk her adımınızı bilmelidir; ne yaptığınızı, ne içtiğinizi ve ne…
Çünkü burası Türkiye, çalanların çırpanların ülkesi… Ütülenlerin, soyulanların ve “Milletin a.. koyacağız” diyenlerin… Dolarlarla dolu ayakkabı kutularının… Danışmanlık büroları açarak, iktidarla işi olanların paralarını cebe dolduran bakan çocuklarının…

***

Özel hayatmış… Bu ne zaman akıllarına geliyor? İktidarları, bakanları tepeden tırnağa yolsuzluk iddialarıyla sarsılmaya başlayınca (Bravo cemaat! Kırk yılda ilk kez Türkiye için iyi bir şey yaptın! Ama unutma, günahlarını temizlemek için daha çoook ekmek yemen gerek!)… RTE ailesinin vakfına belediyelerden ve Hazine’den kamu arsaları, malları yağdığı ortaya çıkınca… Bakanlarının yasadışı işler çeviren telefon konuşmaları sapır sapır dökülünce internete… Bakanlarına yönelik soruşturmaları sürdüren tüm savcı ve polisler görevden alınınca… Yolsuzluk ve rüşvet konularını örtbas etmek, iktidarın bir No’lu zorunlu acil işi haline gelince…
Tak, internet yasası…
Bir telefon mu dinlenecek… Üç yargıcın üçü de evet diyecek.. Ülen, üç kişilik bir mahkeme heyeti, 2/3 oyla ömür boyu hapis kararı veriyor… Hiç kimse, yahu bu kadar ağır ceza için yargıçların oybirliği gerekmeli, demiyor! Ama bir telefon dinlenecekse oybirliği gerekiyor! Artık buna sadece çüşş diyebiliriz… Bir yargıç karşı çıkarsa; uyuşturucu, hırsızlık, cinayet, bakan suçları, vatan hainliği, yolsuzluk… Hiçbir şey için dinleme karar alınamayacak…
Anımsayan var mı, 1998-1999 adli yıl açılış konuşmasında o dönemde Yargıtay 1. Başkanı olan Mehmet Uygun, “Yargıç, vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışabiliyor” demişti. O sırada bu sözler, maaş yetersizlikleri nedeniyle yargıçların içinde bulundukları durumu anlatıyordu. Şimdi ise, buna cemaat yargıçları ve iktidar yargıçları eklenince, yargının nasıl siyasi, dini ve ideolojik kanaatleriyle hukuk/yasa arasında da sıkışıp kaldığını görüyorsunuz. Söylüyorum: Siyasetin dinlemeyin dediği bir telefon için yasal dinleme kararı verilmesi zordur.

***

Özetle, Türkiye tamamen yamuk bir diktatörlük yönetimine giriyor. Hiçbir şeyi izlemek mümkün olmayacak. Yeni bir mücadele dönemi başlayacak… Yasal olmayan dinlemelerin önüne geçilecek ve özel hayatlar korunacakmış.
Hayatlarımız ve ülkemiz için karar veren politikacıların yasadışı bütün konuşmalarını açıklamak, saydamlaşmaya hizmettir ve kamu yararınadır. ABD’yi sarsan ve bütün dünyayı saydamlaştıran belgelerin yayını, bütün dünyaya ve açıklığa hizmet etti.
Siyasi yöneticilerin, kamusal vakıf ve derneklerin, devletle iş tutanların faaliyetlerindeki her türlü yamukluğu açıklamak demokratik bir haktır, özgürlüğe yarar. Tam da yolsuzluk ve rüşvetin örtbas edilmek istendiği sırada dayatılan internet yasası, hırsızlığı yasallaştırmayı amaçlıyor. Bu kadar açık seçik her şey…
Başbakan’ın önceki günkü konuşmasını okuyorum: “Türkiye’yi kasetler yoluyla, kayıtlar yoluyla hukuk ihlallerinin olduğu bir ülke konumundan çıkartıyoruz.” Vay vay… Son 5 yılda bu engellemeye tek bir örnek gösterin de inanalım! Baykal’a ve MHP’lilere yönelik kaset şantajlarını da “onlar önlemiş”ler… Bu kasetleri seçim alanlarında kullanan kendileriydi! Kılıçdaroğlu ile ilgili “SSK’yi batırdı, Rahşan Affı ile kurtuldu” demesi ne kadar doğruysa, kasetleri biz durdurduk, lafı da o kadar doğrudur.

Gül veto eder mi?
Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin ve dünyanın özgürlük taleplerine kulak verir ve internet yasasını geri çevirir mi?
Bence bu, Cumhurbaşkanlığı, seçimler, parti başkanlığı, başbakanlık konusunda RTE ile bir anlaşma yapıp yapmadığıyla yakından ilgilidir. Henüz aralarında anlaşma yoksa bile, eğer kendi siyasi geleceğini bizzat kendisi çizmeyecekse, gerekirse RTE’yi karşısına almayacaksa, kendi kariyeri için bir plan ve programı yoksa, bu yasayı onaylar diye düşünüyorum.