İnsanın Ayağa Kalkışı…

İnsanın Ayağa Kalkışı…
Güray Öz

Evrim kuramının sahibi Charles Darwin’e eski zamanların teologlarının kör dincilerinin, rahip ve papaların, zamanımızın dincilerinin ve bilime set çekmeye çabalayan “bilimcilerin” kızmaya, öfkelenmeye hakları var. Çünkü bu teologların tüm iddialarının temelindeki tuğlayı çekip alan bilim adamı Darwin’dir.

Çok kızıyorlar. İşi “maymundan gelme” gerçeğine indirgemek ve alay konusu yapmak da işlerine geliyor. Böylece kitlelerin gözünde dinin bilimin yerine geçirilebilmesi, baskı ve dayatmaların sürdürülebilmesi, kadının erkeğe bağımlılığı, eğitimde ve çalışma hayatında ikinci sınıf konumda kalması sağlanabiliyor. Bu nedenle, hayatın her alanında tezlerini kökten çürüten evrim teorisine öfkeleri derin ve şiddetlidir.

***

Şu savaş çığlıklarının ayyuka çıktığı günlerde belki de okuma listelerinde başa alınması gereken bir kitap var elimde. Evrim teorisinin tutarlı bir tartışmasını ve savunmasını içeren kitabı Stephen Jay Gould yazmış. Darwin ve Sonrası adını taşıyor. Size tuhaf gelecek ama ilk baskısını TÜBİTAK yapmış. Tuhaf gelmesin, 2000’de yani 2002’den önce, TÜBİTAK’ın Darwin’le ilgisini kesmediği tarihte basılmış. Elimdeki baskı ise SAY Yayınları’na ait.
Bu kitap neden önemli?

***

Önemi, Charles Darwin’in Türkçede yayımlanmış İnsanın Türeyişi ve Türlerin Kökeni adlı eserlerinin, konu ile ilgili çok değerli diğer araştırmaların yanında konuya tarihsel ve sosyolojik açıdan bakıyor olmasından geliyor. Aynı zamanda evrim kuramının insanların saldırganlığının genlerinden geldiği iddiası gibi kötüye kullanım örneklerine de dikkat çekiyor.

Bir başka önemli yanı da tarih boyu sürüp gelen sömürenler ve sömürülenler gibi yaşamsal önemdeki farklılıkların anlaşılmasına yol açacak bir bakış açısıyla yazılmış olmasıdır. Kapitalizmi de kapitalizmin şimdiki evrelerini de anlamak istiyorsak, öncelikle sistemin çok işine yarayan ırklar teorisinin terk edilmesi gerekiyor ve bu kitapta bununla ilgili çok sağlam bilgiler var.

Irk teorisi çünkü çok tehlikeli bir teoridir; insanlığın bugüne kadar yaşadığı büyük kıyımların görünür nedeni olmuştur. Günümüzde cinsiyetçi yaklaşımların dayandığı temel de yine bu ırk teorisidir. Stephen Jay Gould’un ilk baskısı 1979’da yapılan eseri, evrim teorisini bu sonuçları bakımından da ele alıyor. Jay Gould’a göre insanların çeşitliliğinin kaynağı “ırk” değil coğrafyadır. “Irk teorisi”ne uzun yıllarını vermiş olan bilimci Birdsel’den aktardığı şu cümle de gerçekten ufuk açıcı türdendir: “İnsanları sınıflandırmanın zevki belki de sonsuza dek yitip giderken, yeni hedefimiz evrimsel güçlerin doğasını ve yoğunluğunu anlamaya çalışmak olabilir.”

***

Irk teorisinin bırakılması bilim dünyasının görece yeni bir adımıdır. Bu teoride ısrar edenler ve kafatası ölçümlerine hâlâ büyük değer verenler, cinsiyetçiliğin, kadınların ikinci sınıf olarak görülmesinin ve insanın çeşitliliğini suçlama, kınama, günah sayma eğilimlerinin de sahipleri. Bu da “kapitalist sistemin sürekliliği” tezlerini besleyen büyük yalanlar kitabında kendine geniş yer buluyor.

İnsanın hayvanlar âleminden ayrılması; homo erectus’a, oradan homo sapiens’e geçişi bugün bilim dünyasında onay gören tezlere göre beynin ve elin, yani emeğin birbirini karşılıklı etkilemesi ile gerçekleşti. İnsan dik durmayı emekle öğrendi, onunla ayağa kalktı. Şimdi insanın bir kere daha ayağa kalkması gerekiyor. Sömürüde sınır tanımadığı için dünyayı yaşanmaz hale getiren sisteme, sürünerek de olsa ömrünü uzatmaya çabalayan ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı dikleşmenin zamanı geldi. Ayağa kalkan insana, gençlere baktığımda benim gördüğüm işte budur.