İzmir, Antalya, Beşiktaş ve Kadıköy Clinton’a oy verdi…

İzmir, Antalya, Beşiktaş ve Kadıköy Clinton’a oy verdi…
Murat sevinç

Amerika’nın seçimi tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle Türkiye’de de sonuçlar belli kesimlerde yankılandı, şaşırttı ya da sevindirdi. ‘Eşek’ (Demokratlar) ile ‘Fil’ (Cumhuriyetçiler) arasındaki mücadeleyi, su katılmamış bir para babası maganda kazandı.

Bu niteliği bir yana, propagandasını bir ölçüde göçmen, yabancı ve özellikle Müslüman göçmen düşmanlığı üzerine kuran biri Trump.

Türkiye’nin göz önündeki siyasal İslamcıları ile havuz medyası ise Trump’ın kazanmasına sevindiler. Açıkça İslam/Müslüman düşmanlığı yapan birinin ABD’nin başına geçmiş olmasının söz konusu kesimde yarattığı sevinç, eğer bir zekâ sorunu yoksa ki hiç sanmıyorum, Trump’ın ekonomi alanındaki vaatlerinin ‘bize yaracağı’ varsayımı bir yana, büyük ölçüde ‘insan hakları alanındaki’ baskının hafiflemesi ‘olasılığı’ ile açıklanabilir. Gerçi ‘baskı’, çoğunlukla ‘Endişeliyiz’ ile ‘Az daha endişeliyiz’ arasında bir yerdeydi, ancak gönül istiyor ki bu dahi olmasın!

Seçim öncesinde dış basında epeyce ve az da olsa Türkiye’de değerlendirme/tahmin yazısı çıktı. Türkiye’den bir yazı önermek isterim. Birikim Güncel’de yayınlanmıştı aylar önce. Görkem Özizmirli’nin Sanders ve Trump değerlendirmesi, ABD’yi tanıyan, sistemi iyi bilen birinin saptamaları. Buraya bırakıyorum.

Tabii bundan sonraki yazılar, ‘Nerelerde hata yapıldı?’ minvalinde olacaktır. Trump yalnızca ırkçılardan, Amerikan sağcılarından, yobazlarından değil, Demokratlar’ın siyasi/ekonomik tercihlerinden şikâyetçi, örneğin milyonlarca insana sosyal güvence sağlamaya yönelik ‘Obamacare’e tepki duyan beyaz orta sınıftan da azımsanmayacak destek buldu. Yalan söylemekten hiç çekinmeyen bir işadamı olan Trump, kampanyasında muhtemelen hiçbir zaman yerine getiremeyeceği vaatlerde de bulundu. Özellikle Müslümanlara dair fantezilerini yaşama geçirebileceğini düşünen pek yok sanırım. Yine de KKK (Ku Klux Klan) temsilcilerinin sevincine bakılırsa, göçmenlerin, Müslümanların ve zencilerin pek de mutlu olmayacağı kesin. Özellikle Obama’dan sonra.

Haliyle Trump, dünya ve kendi ülke nüfusunun kalabalık bir kesimi için baş belası olabilecek biri. Ancak bunu söylerken şunları da ihmal etmemek gerekiyor: Hem ‘Dünya ABD’den büyük’ hem de ABD yerleşmiş siyasal/toplumsal gelenekleri olan ‘federal’ bir devlet. Eyaletler son derece güçlü, her birinin kendi anayasası var ve ABD’de anayasa değiştirmek son derece zor bir iş. Federal devlet ne denli güçlenirse güçlensin (ki tarih içinde güçlendi), federe devletler (eyaletler) kendi yetkileri konusunda çok kıskanç.

Amerikan siyasal gelenekleri ve sistemin nasıl işlediği (yani Trump’ın anayasal yetkileri) konusunda başka yazı kaleme almaya çalışacağım. Şimdilik şu kadarını hatırlatmak yeterli olur. Trump’ın seçim kazandığı belli olunca Clinton telefonla arayıp kutladı. Obama, kutladı, ülke menfaatleri için destek olunması gerektiğini belirtti ve Beyaz Saray düzenini anlatmak için kendisini davet etti. Herhalde ikisinin de müteahhitten nefret ettiğini tahmin etmek güç değil.

Buna karşın ABD’de hiçbir Demokrat siyasetçi şu ana dek, örneğin Trump’ın oyları silip süpürdüğü Güney Dakota eyaleti seçmeni için ‘şerefsiz’ demeyi akıl edemedi! Ya da Louisiana’da yaşayan Demokrat seçmenler, ‘Şimdi bizim çocukları rahip yapar bunlar’,’ ‘İçkili lokantalarda sorun çıkacakmış’ kaygısı taşımıyor. Ayrıca bir iki gündür pek çok yerde Trump karşıtı gösteriler de yapılıyor. Şu ana dek sesini yükselten Demokrat Parti seçmenini hiç kimse vatan hainliği ile vs. itham etmedi.

Bu yazıda yalnızca ABD’deki başkanlık seçimi ‘kurallar’ına ve çok kısaca halihazırdaki sonuçlara ilişkin bazı istatistiklere yer vereceğim. Bu arada unutmadan, Temsilciler Meclisi ve Senato seçimlerinde de Cumhuriyetçiler çoğunluğu sağladı!

Merkezi ve yerel düzeyde tam bir ‘önseçim/seçim cenneti’ olan ABD’de başkanlık seçimi de iki dereceli. ‘Derece’ ile ‘tur’ arasındaki fark şudur: İki turlu seçimde aynı seçmenler, ilk turda sonuç alınamazsa ikinci kez oy kullanır. Fransa’da ve Türkiye’deki cumhurbaşkanı seçiminde olduğu gibi. İki ‘dereceli’ seçimde ise oy veren milyonlarca seçmen ‘ikinci seçmenleri’ seçer ve geriye çekilir. ABD’de o ikinci seçmenler, başkanı belirlemek için oy verir. ABD’de şu anda (Kasım ayının ilk Pazartesi’nden sonraki Salı günü), başkanlık seçiminde oy verecek ‘ikinci seçmenler’ seçildi. Yani oylar adaylara değil, ikinci seçmenlere verildi. Şimdi seçilmiş olan 538 kişi, Aralık ayında (ikinci Çarşamba’dan sonraki Pazartesi günü) eyalet merkezlerinde toplanıp oy verecek.

Tabii, ‘bağlayıcı vekâlet’ olmadığı için bu insanların ‘fikir değiştirmesi’ mümkün! Ancak, her parti için ‘blok liste’ halinde seçilen ikinci seçmenler, bunu hemen hiçbir zaman yapmıyor. ‘Hemen hiçbir zaman’ diyorum, çünkü daha önce bazı seçimlerde bir ayda fikir değiştiren fırıldaklar oldu ama sonucu değiştirecek sayıda değildi.

538 ikinci seçmenin Aralık ayında eyaletlerde kullanacakları oylar, 6 Ocak’ta öğle vakti (13.00) Kongre birleşik toplantısında (Senato ve Temsilciler Meclisi) sayılacak ve başkanlık kesinleşecek. Görüldüğü gibi, bugün aslında kimin başkan olduğu belli ancak ‘kesinleşmesi’ hayli dolambaçlı. Sonrasında yemin töreni vs… Neden 538 ikinci seçmen derseniz: Eyaletler Kongre’deki temsilci sayıları kadar ikinci seçmen seçiyor. Senato’da 100, Temsilciler Meclisi’nde 435 üye var. Üç üye de Washington DC (District of Columbia)’den.

İki dereceli seçim, matrak bir yöntem. Tarihsel nedenleri olsa da, doğrusu zaman zaman büyük haksızlıklara da neden oluyor. Şu an olduğu gibi. Clinton daha fazla oy almış olmasına karşın seçimi kaybetti. Yanlış okumadınız! İki dereceli seçimde, oyların çoğunluğunu alıp ikinci seçmenliklerin daha azını kazanmak mümkün olabiliyor. Bu sonucu yaratan etmen, bazı eyaletlerde çok az farkla, bazılarında büyük farkla seçilmek ve eyalet seçmen sayıları arasında epey fark var.

Şu anki saçmalık ABD tarihinde üç kez yaşanmıştı. 1876’da Hayes, 1888’de Cleveland ve 2000’de Bush (W olanı!), daha az oyla başkan oldular. Trump dördüncüsü. Clinton toplam oyun yüzde 47.7’sini, Trump ise yüzde 47.5’ini aldı. Adı üzerinde, saçmalık. Ancak ABD sistemi buna neden olabiliyor.

Oy dağılımlarına eyaletlere vs. bakınca Trump’ın, beyaz işçi sınıfından ve kaygılı beyaz orta sınıftan oy aldığını görülüyor. Kozmopolit ve daha eğitimli yerlerde ise Clinton öne geçiyor. Erkekler (neden acaba!) Trump’a, kadınlar büyük farkla Clinton’a yöneldi. 18-29 yaş arası seçmen yani gençler yüzde 55 oranında Clinton’a, 65 yaş üzeri seçmen yüzde 53 oranında Trump’a oy verdi. Yaşlılar, aynen Brexit’te olduğu gibi yine ‘baş belası’ anlayacağınız ve gençlerin yaşamını karartmaya devam ediyorlar. Trump’a oy verenlerin yüzde 58’i beyaz. Hispanikler ve Asyalılar yüzde 65 ile Clinton dedi. Zenciler’in Clinton’a desteği yüzde 88!

ABD haritasında, Clinton sahillerden daha çok oy aldı. Bodrum, Antalya, İzmir Clinton’a; Yozgat, Kırşehir, Trabzon, Urfa vb. Trump’a iltifat etti anlayacağınız. Ha tabii bir de ‘şezlongcular’ var!

Bu konuya devam etmek iyi olabilir…

Sonuç, ABD’nin başında para babası, cinsiyetçi bir maganda müteahhit, Rusya’nın başında at ve ayı üzerinde çıplak poz veren KGB emeklisi. Fransa’da Le Pen mutlu, Sarkozy güçleniyor. Toplumlar (doğrusu, ‘seçmenin’ bir kısmı!), kapitalizmin vardığı son aşamada yaşadıkları cinnet haliyle davranmaya devam ediyor. Sonumuz hayrolsun!

Yazı önerisi: Trump’ın seçildiği belli olunca Guardian’da yayınlanan ‘Dünya için kara bir gün’ başlıklı ‘başyazıyı’ öneririm. Özellikle ilk cümlesi her birimiz için çok ‘manidar!’ Buraya bırakıyorum.
https://www.theguardian.com/commentisfree/2016/nov/09/the-guardian-view-on-president-elect-donald-trump-a-dark-day-for-the-world