Kadın meselesi…

Kadın meselesi…
Yonca Tokbaş

Kadın, hele de bu coğrafyada kadın olmak demek, daha doğmadan hakkında verilmiş kararlar, konulmuş kalıplar, kapanmış kapılar, belirlenmiş sınırlar var demek.
Ama böylesine vahim dünyaya doğdun mu, öylesine de güçlüsündür aslında.
Bin kere yıkılır bir kadın, bin kere de ayağa kalkar.
Bin kere ölür kadın, bin kere de dirilir.

Kadın can verendir, can. Anadır.
İcabında kendinden olmayan cana bile ana olacak kadar cabbardır.
Kolay kolay yılmaz, pes etmez, çalışmaktan kaçmaz, yorulmaz. Ekmeğini taştan çıkarır. Basmayın damarına, öleceğini bilse dönüp arkasına bakmaz.
Aklına koyduğunu yapar.
Canı, kaldıramadığı kadar yandı mı, kendi kıyar canına. Ölüm hakkını bile alır eline, bırakmaz başkasına.
Başka türlü cesurdur.

Kadın suskun görünse de, hiç susmaz. Ağzını kapatırsın, gözleri konuşur; gözlerini kapatırsın, ruhu konuşur.
Âşık olmuşsa kadın mesela, gözü karadır; hiçbir şeyden korkmaz, kendini aşktan alıkoymaz, peşinden gider. Haz almayı öğrendiği gün, haz vermekten kaçmaz. Sevildiği ve kendini de sevmeyi öğrendiği gün, gücünün farkına varır, sınır tanımaz.
Kadın inandığı için, en başta kendi gözünün yaşına bakmaz.
Bazılarını da -kadın/erkek fark etmez- rahatsız eden budur; kadının ezber bozan altüst etme kabiliyeti ve özgüveni!
Kadının ele geçirilemez özgür ruhudur kaşındıran!
Kadının en çok cesareti korkutucudur.

Korkusuzluğudur yani korkutan.
Her konuda konuşmak, fikir yürütmek, tartışmak teşvik edilirken; bir dinini, bir de cinselliğini asla sorgulatmazlar kadına, hakkında konuşturmazlar.
Her ikisini de ha babam dayatırlar!
Bunu da korkutarak, sindirerek yaparlar buralarda.
Sevapları değil, günahları; hazları değil, acıları anlatırlar.

Cinsellikteki aşktan bahsetmezler, çekeceğin cehennem azaplarından dem vururlar. Dindeki sevgiyi değil, korkuyu ezberletirler ki, kadınla oynayabilsinler rahatça. Bütün günahları kadından bildikleri yetmez, kadını zorla günaha da sokarlar.
Bir kadına hükmetmek, bin erkeğe hükmetmektir aslında.
O yüzden “kadın politikaları” her şeyden önemlidir bu coğrafyada.
“Erkeklik gücü” bir imanda, bir yatakta söker kadına!
Vuracak mısın kadını?
Kolay.

Başlarsın namusundan, imanından; çıkarsın iffetinden ahlakından, analığından.
Çocuklarıyla sınarsın Allahsızsan.
Kışkırtıcılık, taciz, teşhircilik, günahkarlık, asilik, sorgulama, isyan erkeksen mübah, kadınsan haramdır sana!
Bu çifte standart “düzene” yaradığı sürece de günah sayılmaz, sevaptır.
Esas ciddi mesele nedir biliyor musunuz?

Bu çifte standarda dahil olup “düzeni” besleyen kadınlar.
Bir de kadını kadına düşman etmek…
Yani kadının kadına yaptığı çifte standart en fenasıdır aslında.
Kadına yapılan fiziksel ve psikolojik şiddeti “kaşındı, kışkırttı, hak etti” diyerek sırttan vuran hemcinslerdir fena olan. Veya, kendine yapılanın aynısını başkasına yapan kadınlardır en fenası…
O yüzden; Biz kadınlar ne zaman ki birbirimize karşı kucaklayıcı, hoşgörülü, anlayışlı, dürüst olur; birbirimizi koşulsuz kollarız…

Ne zaman birimiz düştüğünde, ayağa kaldırmak için hepimiz yerimizden fırlarız…
İşte o gün çözülemeyecek derdimiz kalmaz.
Özgürlüğün, bağımsızlığın, demokrasinin, adaletin, kardeşliğin, eşitliğin, saygı ve güvenin tanımlarını sil baştan yazar ve yaşarız.