Kadın…

Kadın…
Ayşe Aral

Bana çocukken sorsalardı “ne olarak doğmak istersin” diye, “erkek olarak” derdim. Bunun sebebi erkeğin güçlülüğüydü. Erkek daha ağır kaldırabilir, erkek daha ağır işlerde çalışabilir vs.
Babam hep işten eve ben uyuduğum saatlerde gelirdi, tüm geceyi çıkardığı dergiler için çalışarak geçirirdi. Annem ise hep bizleydi, sanırdım ki annemin işi kolay, babam ise ağır işçi.
Babam yatar uyurdu gecelediyse, hâlbuki annem neredeyse 24 saat ayaktaydı…
Şimdi düşünüyorum niye diye? Babamı da beklerdi çünkü, saat kaç olursa olsun o eve geldiğinde ne yemiş, ne içmiş sormak için.
“Aç mısın, tok musun, günün nasıl geçti…”

Sonra sabahın bir köründe kalkıp bize kahvaltı hazırlardı.
Şimdi anneme şapka çıkarıyorum, her şeyde bu kadar özverili davrandı diye, hiçbir şeyi yarım bırakmadı diye, hep kollayan oldu diye…
Annem değil bir tek bunu yapan, her kadın böyle.
Kadın olmak sevgiyi, özverinin ta dibini barındırıyor içinde.
Bir kadın yarım saat uykuyla her işin üstesinden gelebilir, eğer işin içinde sevgi varsa yeterlidir kadına.
Kendisine verilen paranın yarısını harcar, yarısını saklar kadın. Ne olur ne olmaz diye, iyi günü de var kötü günü de…
Ekmeği yarım yarım böler kadın, bir kilo et geldiğinde eve onu da böler; soğanını domatesini bolca katar, yettirmeye çalışır. O kalan yarımı da sonra kullanır.

Yarım kızar kadın, varsa çocukları ve kocası. Aman der, “Son söylenilecek şeyi başta söylemeyeyim”…
Yarım kalan yünlerden harika bir battaniye örer, yarım kalan kumaşlardan neler neler diker kadın…
Bulmaca misali yarım kalan şeyleri, bitmemiş her şeyi tamamlar kadınlar…
Çileye de katlanır, acıya da… Yarım kalan hayatların elinden tutarlar…
Tamamlamaya çalışır yarım kalan neyse…

Çoluk çocuğu olmayan kadınlar tüm sevgisini dağıtır başkalarına. Yarım değil tam verirler sevgilerini. Anne olamayan vardır içlerinde ya da olmak istemeyenler. Bu hiçbir şeyi değiştirmez kadın için, kadın olunca sevmeyi bilince!
Her kadın sever, her şeye sevgiyle yaklaşmak kadının hamurunda vardır.
Bir kadını delirtmek çok zordur, yapabilenler de yarım yamalak delirtirler.
Kadına koymaz hiçbir şey, hiçbir hâl… O dayanır her şeye, yer ve yutar yarım yamalak olsa da…
Kadın gidince su koyduğu çiçekler solar, evde yaptığı ev salçası içine zeytinyağı eklemedikçe bozulur, perdeler sararır, eve karşı doğan güneşi bulamazsın, içini kaplayan o güven duygusu sahipsiz kalır…
Kadının baktığı hayvanlar da ağlar arkasından, çünkü vardır aralarında o hayvancıkları çoluğu çocuğu yerine koyan…

Bir adam da ağlar kesin kadının arkasından; kocası, sevgilisi, hayatı paylaştığı biri. Erkek de tam ağlar sevdiği kadın gittiğinde, değerini bilir çünkü kadın dendiğinde…
Yarım değil yani…
Mühim olan kadını varken, yanındayken mutlu etmeye çalışmaktır. Sen bir kadını mutlu ederken, o bir dünya dolusunu mutlu eder o coşkuyla.
Dedim ya kadın güçlüdür diye… Vurduğu yerden ses getirmesi de ondandır.
O ses ki çok kıymetlidir, kesin bir şeyi anlatıyordur.
Tam olarak yani, yarımdan değil!

Hiçbir erkek kadınsız yaşayamaz, yarım kalır yani. İçtiğin su gibi ister kadını, varlığına ihtiyaç duyup.
Kadın isterse ortam şenlik olur, kadın istemezse hiçbir şey…
Kadın sevdiğinde kalbini koyar tamamen. Sever, korur, sırtlanır her şeyi…
Kadının en büyük korkusu ölümdür!
Sevdiklerini kaybetmekten korkar…
Her acıyla, her kayıpla kendini tamamlayabilir elinden geldiğince.
Ama evladı ölünce kadın, işte o zaman yarım kalır…
Tabii kadından bir şey geriye kaldıysa…
Bir kadın o zaman yarım kalır ancak!