Kendine Ait Bir Ülke…

Kendine Ait Bir Ülke…
Mine Söğüt

Bu ülkenin iktidarında ilk kez değil, bundan önce de çeşitli paralel ve derin yapılar vardı.
O paralelliklerin ve derinliklerin arasındaki boşlukta da bir zamanlar biz yaşardık.
Biz dediğim, solcular, komünistler, anarşistler, laikler, akılcı bilim insanları, aydınlar, sanatçılar, edebiyatçılar…
Bir de bu insanların, gelecekleriyle ilgili farklı ama aydınlık hayaller kurdukları çoğu yoksul küçük çocuklar.
O zamanlar herkesin kendine göre tarif ettiği, görülecek güzel günler vardı.
Paralelleri bir gün kırıp atma, derinlikleri yüzeye çıkartma ve ülkeyi gerçekten özgürleştirme umutları vardı.
Seksen sonrası o derin ve paralel yapılar sığ bir sarmallığa dönüşmeye başladı.
Aralardaki boşluk ortadan kalkınca, bize alan kalmadı.
Ülkemizi yitirdik.
İçimizden hâlâ bir ülkesi varmış gibi hissetmek isteyenler huzurla o sarmalın davetkâr kıvrımları arasına kaynadılar.
O paralelliği kırmak, derinliği ortadan kaldırmakla yükümlü olan akıllar, alanlarını ve hayallerini korumak için direnmediler.
Kendi ülkelerini elleriyle ve o yılgın gönülleriyle kolayca terk ettiler.
Aradaki boşluğun kendilerine aslında nasıl bir direnç sağladığını unutup, o sığ sarmallığın sinsi ve sahte saadetine tav oldular
Çünkü “hep”i idrak etmek kolaydır da “hiç”i hazmetmek pek zordur.
İşte şimdi hep birlikte bunun acısını çekiyoruz.
O yüzden bugün bu ülke bizim ülkemiz değil.
Okyanus ötesinden, zamanın küresel güçlerinden ve bir de yüzlerce yıl öncenin semavi vizyonundan güdümlü akılların ülkesi.
Dili çirkin, niyeti bozuk, aklı karanlıkların ülkesi.
Kanunları düzeni sağlamak değil bozmak için çıkaranların ülkesi.
Hukuku adalet değil intikam saçanların ülkesi.
Ülkenin polisi polis, askeri asker, gazetecisi gazeteci değil.
Cumhurbaşkanı bile cumhurbaşkanı değil. O sarmal yapının yıllardır aydınlıkla savaşıp, nefesini gelenek ve boş inanç rüzgârıyla doldurması boşuna değildi.
Zaten topluma hâkim olan o kör cehaleti iyice körüklediler.
Cahilleri yönetmek kolaydır. İnançları gereği her konumda kadını cinsel bir tehdit olarak algılayan ve bu karmaşada bile ilkokuldaki kız çocuklarının başını örtmesinin önünü açmak için kollarını sıvayan politikacılar tabii ki din ve devlet işlerini birbirinden ayırmazlar.
Dinle devlet işleri birbirine karışırken, vicdan ve devlet hızla birbirinden uzaklaşır.
Biz de şu koca dünyada, ailesi tarafından genellikle kendisinden çok büyük bir erkeğe parayla satılan ve arka arkaya doğum yapan küçük kız çocuklarının ancak öldükleri, hatta öldürüldükleri zaman haber olabildiği Müslüman bir ülke olarak kalakalırız.
Ve bu ülkedeki gazeteler onlara ısrarla hep çocuk gelin derler.
Oysa hepimiz biliriz, işin aslı asırlardır aileler arasında karanlık inanç ve geleneklerle onaylanan ticari bir pedofilidir.
Hani bizim şimdilerde kendimize ait bir ülkemiz yok ya…
O, bedenen ya da ruhen ölü küçük kız çocuklarının ve bundan sonra ölecek olanların kendilerine ait bir ülkeleri hiç yok.