Kilis’te gerçekte neler oluyor?

Kilis’te gerçekte neler oluyor?
Ömer Ödemiş

Kilis’e füzeleri IŞİD atmıyor ise kim, neden atıyor?
Son aylarda Kilis, atılan füze ve roketlerle sıklıkla gündeme gelmeye başladı. Önceleri bu füze ve roketlerin yanlışlıkla Kilis’e düştüğü iddia edildi, sonrasında ise bilerek, hedeflenerek vurulduğu kabul edilmeye başlandı. IŞİD daha önce denemediği bir yöntemle, Türkiye ile düşük yoğunluklu bir çatışmaya girmiş gibi görünüyor.

Daha önceki IŞİD saldırılarına baktığımızda, hedeflediği her hangi bir bölgeye saldırı başlattığında, bölgeye kendi insanlarını sızdırdığı, arkasından da yoğun intihar saldırıları ya da roket saldırılarıyla topyekun bir çatışmaya yöneldiği görülüyor. Arkasında kara gücünü harekete geçiriyor. Musul ve Rakka saldırılarında olduğu gibi.

Ancak Kilis’te böyle bir yöntem kullanmıyor… Yüzlerce füzeyi kısa bir sürede Kilise yağdırabilecekken, bunu yapmıyor. Gün aşırı 3-4 füze atıp bekliyor. Sonra tekrar birkaç füze atıyor ve yine bekliyor. Alışılmış IŞİD saldırılarının dışında davranıyor. IŞİD gerçekten Kilis kentini hedeflemiş olsaydı asla böyle saldırmazdı. Bu çelişik durum iki biçimde yorumlanabilir. Ya IŞİD bu bombalamaları saldırı amaçlı değil başka bir amaç için yapıyor ya da IŞİD yapmıyor demektir.

AMAÇ TÜRKİYE’Yİ SURİYE’DE SAHAYA ÇEKMEK Mİ?
IŞİD onlarca insanın yaşamını yitirdiği Kilis saldırısını, Kilis dışında bir hedefle yaptığını düşündüğümüzde, bu hedefin Türkiye’yi Suriye sahasına çekmek olduğu görülebilir. Yani IŞİD bu türden tahrik saldırılarıyla Türkiye’yi bu güne kadar kirlice yer aldığı Suriye savaşının içinde açıkça yer alamaya çağırıyor olabilir. Bu güne kadar hiçbir devlet gücünün açıkça taraf olmadığı Suriye savaşında ilk kez Türkiye açıkça devlet olarak yer almış olacak. Bu durum Suriye’de yaşanan süreci tamamen değiştirecek ve çatışmaların karakterini bir başka aşamaya taşıyacaktır. Vekâletçi güçlerin başarısızlığından sonra vekalet verenlerin açıkça sahaya inmesi anlamına gelecektir. Bir anlamda başarısızlığın kabulü olurken, yeni başarısızlığın da ilk adımları olacaktır.

IŞİD’in sıkıştığı süreçten tek çıkar yöntemi, savaşı genişletmek ve savaşın içine yeni güçleri çekmektir. Savaşı genişletmenin bir yöntemi yeni ülkelere açıkça saldırarak cepheler açmak ise de, diğer yöntemi var olan savaşa yeni güçleri açıkça çekmektir. Ki bu savaşa çekilen devletin de Türkiye olduğunu düşündüğümüzde, 5 yıldır süre gelen Suriye’deki savaşın biçimi ve karakteri de değişmiş olacaktır. Bu durumda IŞİD tahrik saldırılarında başarılı olmuş ve ömrünü uzatmış demektir.

Böylesi bir savaş batağına giren Türkiye yıllarca çıkamayacağı gibi, hemen her kesimin hedefi haline gelecek ve ciddi kayıplar vererek, ağır bedeller ödeyecektir. Hiçbir devlet Suriye sahasına fiili olarak girmeye cesaret edemezken, Türkiye gerici güçlerin paralı askeri olarak bu savaşı uzun süre götürmeyecektir.

YA ROKETLERİ ATAN IŞİD DEĞİLSE?
Diğer durumda ise yani Kilis’e füzeleri IŞİD atmıyor ise kim, neden atıyor? İlk aklımıza gelen Hakan Fidan’ın ortaya çıkan ses kayıtlarında söylediği; “Suriye’ye birkaç adam gönderir Türkiye’ye füze attırırım” sözü oluyor. Yani Türkiye sıkıştığı uluslararası arenadan sıyrılmak, suçlamalardan kurtulmak ve kendisini temize çıkartmak için bu saldırıların organizesini yapıyor olmasıdır. İkinci olasılık çok daha kirli bir durumdur ancak yapılamaz değildir. Üstelik Türkiye’nin iki tankını vurduğunda bile bunu videoya çekip, propaganda malzemesi olarak kullanan IŞİD’in Kilis’e dönük yaptığı onlarca saldırıyı üstlenmemesi, propaganda malzemesi olarak kullanmaması dikkat çekicidir.

Bu saldırılar sonrasında, Türkiye’ye dönük, IŞİD’i destekleyerek, terörizmin yanında yer alıyor iddialarını çürütmüş, “IŞİD bize de saldırıyor biz bu güce nasıl yardım ederiz” söylemine zemin hazırlanmış oluyor. Böylelikle onlarca insanın yaşamı üzerinden Türkiye uluslararası kurumların yargısından sıyrılmış ve Suriye sürecindeki kirli durumunu temizlemiş olacaktır. Tüm bunlar Emevi camiinde namaz kılma rüyasıyla, uluslararası hukuku hiçe sayarak Suriye’ye Alevi başkan Esad’ı devirme iddiasının kaçınılmaz sonuçları tarihteki yerini alacaktır.