‘Korkuya Yatırım Yapanlar’

Güray Öz
‘Korkuya Yatırım Yapanlar’

Tuhaf bir durumla karşı karşıyayız. Milli İstihbarat Teşkilatı, ülke içinde birilerini dinlemek istiyor. “Normal” sayılan koşullarda bunun için bir mahkemenin bu kuruluşa dinleme izni vermesi gerekiyor. Hâkim de veriyor. Her şey yine “normal” gibi görünüyor. Ama hâkim hem kimin dinlenmesi için izin verdiğini bilmiyor, hem de dinlenecek kişilerin “casusluk yaptıklarından kuşkulanıldığı” için dinlenmesi gerektiğini sanıyor. Çünkü MİT dinleme talebinde gerçek isimler yerine birtakım kod adlarına yer vermiş ve casusluk kuşkusundan söz etmiştir. Özetle MİT sayın hâkimlere “Sayın hâkim, diyor, biz izninle yabancılarla sıkı fıkı ilişki içinde olan ‘Pastör’ü ve ötekileri dinlemek istiyoruz”. Ve kuşkusuz hâkimlerle “koordinasyon” içinde dinleme izinleri alınıyor.

***

Biz tabii bunları sonradan, iş savcılığa gidince öğreniyoruz. MİT Müsteşarı, dinlenenler olayı öğrenip de savcılığa başvurunca, dayanaklarının teşkilatın yönetmeliği ve o yönetmeliği onaylayan Başbakan olduğunu, Başbakan’dan da “soruşturmaya izin vermemesini” istediklerini savcılığa bildiriyor: “Kod isim uygulamasının, Başbakan imzasıyla yürürlüğe giren MİT’in Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinde ifadesini bulan ‘görevle ilgili çalışmalarda gizli faaliyet usul, prensip ve tekniklerinin kullanılabileceği’ hükmüne dayandığı, mahkemeleri aldatma kastı olmadığı gibi aksine, gizli servis faaliyetlerinin -doğası gereğigizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hâkimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde tatbik edildiğinin anlaşıldığı, bunların kod isim olduğunun zaten talep yazılarında ve mahkeme kararlarında açıkça belirtildiği…”
Gördüğünüz gibi sayın okuyucu, burada “koordinasyon” biraz daha ete kemiğe bürünmüş durumdadır: “Gizli servis faaliyetlerinin -doğası gereğigizli yürütülmesinin zorunlu olduğunu bilen/takdir eden hâkimlerle kurulan koordinasyon çerçevesinde…”

***

Bu çerçevede yürüyor işler. Peki sonra ne oluyor?
Dinlendiklerini öğrenen, kendisine “Pastör” kod adı uygun görülen Prof. Dr. Mehmet Altan ve diğerleri savcılığa başvuruyorlar. Soruşturma başlatılıyor, ancak Başbakan, MİT Müsteşarı’nın isteği doğrultusunda soruşturma izni vermiyor. HSYK de “MİT’le koordinasyon içinde karar veren” hâkimlerin soruşturulmasına gerek görmüyor. Gerçek gizli kalabiliyor mu peki? Hayır kalamıyor. Gazetecilerin eline geçen mahkeme tutanakları kodları kod, koordineyi koordine olmaktan çıkartıyor. Gerçeğin huyudur, ortaya çıkacak bir iki yer buluyor.
O bir iki yer gerçekten bir ikiden fazla değildir. Anlı şanlı gazeteler, kamunun parasıyla yayın yapan TRT, dizi yayımlamaktan habere yer bulamayan TV kanalları es geçiyorlar. Yalnızca bir gazete; Cumhuriyet ve bir internet sitesi; T24 olayı görüyor. Bir gazete de; Radikal, “Pastör” ve diğerlerinin dinlenmesine izin veren hâkimi bulup konuşuyor. Hâkimin dediği de şu: “Ben koordine falan olmadım.” Koordine olmamış ama kim olduğunu bilmeden “Pastör” için dinleme iznini de vermiş. Hepsi bu. Yargı ile yürütmenin böyle iç içe geçmişliği öyle gizlenebilecek gibi değildir. Burada olay artık MİT’in birilerini dinlemesinin ötesine geçmiştir. Haber budur.
Ama medya önce susuyor, sonra susuyor, bir kısım medya hâlâ susuyor.
Neden dilini yuttu medya? Doğan Akın T24’te yazdı: “Medya sahibi grupların enerji yatırımlarından bankacılığa, turizmden madencilik ve inşaata uzanan onlarca sektördeki habercilik dışındaki ve habercilikten öncelikli işleri maruz kaldığımız gazeteciliğin sebepleri olarak karşımızda duruyor. Grup medyalarının sahipleri, diğer işlerinin bekası için gazeteciliğe baskıyı satın alıyor, ‘korkuya yatırım’ yapıyor!” Nedeni budur.
Peki öyleyse medya artık medya mıdır ki?