Mak(b)ul şüphe!

Mak(b)ul şüphe!
Cüneyt Ülsever

TCK’da “kuvvetli şüphe” kavramı “makul şüphe” kavramına henüz devşirilmedi (kanunlaşmadı). Devletlûlar şimdilik sadece telaffuz ediyorlar. Böyle bir ara dönemde yürütme-yargı ilişkisini “tak emreder, şak yaparım” kıvamında kavrayan bir savcı “makul şüphe” gerekçesi ile Adana’da gazeteci Aytekin Gezici’yi gözaltına aldırdı!

Van’ın Çaldıran ilçesinde resmi kayıtlarda öldürülmüş hiçbir şahıs yok iken Abdülaziz Adıyaman “kasten adam öldürmek” suçundan tutuklandı!

Cinayetlerde illa ki bir taraf firarda olacak ise bu kişi “maktul “değil, “katil” olur. Belki de ilk kez “katil”in ortada olduğu ama “maktul”ün kayıtlarda bile olmadığı bir cinayet ile karşı karşıyayız!

Böyle bir ülkede pekâlâ “makul şüphe”den öteye “makbul şüphe” de olabilir!

***

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını yürüten (herhalde ekonomi uzmanı da olduğu için) Savcı Ekrem Aydıner takipsizlik kararında “kendi şirketleri Türkiye’nin ihracat rakamlarını ciddi olarak etkileyecek boyutta ihracat yapan biri” olarak tarif ettiği Rıza Sarraf’tan “para alan” Bakanlar ve mahdumlarının “rüşvet” değil, “haksız hediye” aldığını beyan ediyor.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Canan Coşkun’un ulaştığı takipsizlik kararında Savcı Aydıner diyor ki:

“Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir. İşin yapılmasından önce yapılmadığı halde işten sonra kamu görevlisince talep edilerek elde edilen menfaat rüşvet suçunu değil, koşulları varsa irtikâp veya görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturabilecektir.”

17 Aralık’ta olsa olsa irtikâp veya görevi kullanma suçu işlenmiş!

Zira ortada “rüşvet anlaşması” yok!

Demek ki Civangate davasında Selim Edes’in “Rüşvet Tarihi”ne geçen “rüşvetin belgesi olur mu pezevenk!” sözleri yanlışmış. Noterden tasdikli rüşvet belgesi olmadan “rüşvet davası” açılamazmış.

Savcı aynen yazmış:

“Rüşvet suçunun oluştuğunun kabulü için ise mutlaka rüşvet anlaşmasının yapıldığının ispatlanması gerekir.”

Demek ki hediyesi karşılığı iş görmek ancak “makbul şüphe” yaratıyor!.

Zaten Savcı da evinde 4.5 milyon dolar parayı ayakkabı kutusu içinde saklarken derdest olan Halk Bankası eski Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın “İmam Hatip için bağış” toplayarak hayır işi yapmasına azıcık gıcık kapmış. “Ha’yır amaçlı” da olsa Süleyman’ın “usulsüz bağış toplamaktan” soruşturulmasını istiyor.

***

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını kapatan Savcı Ekrem Aydıner’in haklı imiş gibi gözüktüğü bir önemli nokta da var. Mecelle’de bile “usul esasa mukaddemdir”, der.

“Usul esastan önemlidir.”

Doğrudur ve hukukta bu prensip çok önemlidir.

Savcı dinlemelerin usulsüz yapıldığını, o halde dikkate alınamayacağını söylüyor!

Ancak Aydıner tapelerin sahte falan olduğunu katiyen iddia etmiyor. Konuşmaların gerçek olduğunu kabul ediyor.

Savcı dinlemelerin usulsüz yapıldığını söylüyor.

Ama kastı hâkim kararı alınmadan yapılan “izinsiz dinleme” (illegal dinleme) değil!

Diyor ki:

“…soruşturmaya başlandığı anda gerek MASAK tarafından hazırlanan raporda, gerekse ihbar mail ve faksları öncesinde, Sarraf hakkında somut fiil isnadını gerektirecek bir bilgiye ulaşılmadı.”

Canan Coşkun’un haberine göre… “buna rağmen doğrudan telekomünikasyonun denetlenmesine başlandığını belirten Aydıner, telekomünikasyonun denetlenmesi kararının hukuka uygun olabilmesi için kuvvetli şüphe nedenleri olması gerektiğini belirtti.

Aydıner, ‘Aksi takdirde, verilmiş bir hâkim kararına dayalı olsa dahi, yapılan dinlemelerden elde edilen bilgilerin delil olarak kullanılabilmesi mümkün değildir’ değerlendirmesini yaptı.”

Aydıner’e göre “hâkim kararı” var.

Ancak, ona göre karar “kuvvetli şüphe”ye dayanmıyor!

Kanaati böyle!

***

Ayrıca Savcı teknik araçla takip talimatı verildiğini de kabul ediyor. Ama kararın onaya sunulmak üzere İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderildiğini, ne sebeple olduğu anlaşılamaz biçimde takip kararının İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından onaylandığını söylüyor.

***

2014 Türkiye’sinde isteyen Savcı “makul şüphe” ye dayanarak gözaltı yapıyor (Adana), isteyen Savcı “kuvvetli şüphe”ye dayanarak bütün dünyanın yakinen takip ettiği “Rüşvet Davası”nda takipsizlik kararı verebiliyor (İstanbul).

İsteyen Savcı da maktulü olmayan cinayete katil icat edebiliyor! (Van)

***

Ben yine de size üç ilimizdeki birbirinden bağımsız gibi duran üç hukuki karardaki ortak noktayı göstereyim:

Eğer “kuvvetli şüphe”nin üzerine bir tutam “makul şüphe” ilave ederseniz ortaya “makbul şüphe” çıkar. Buna dayanarak Van’da aranan maktul, pekâlâ İstanbul’da bulunabilir:

“Maktul şüpheli”!

Maktul şüpheli artık var olmadığına göre hali ile artık takip edilemez!

Öpülmüş kıçın davası olmadığı gibi şüphelisi yok olmuş rüşvetin de davası olmaz!