Manifesto…

Manifesto…
Ali Rıza Aydın

AKP döneminin istikrarı, bir yanda patlayan bombalar ve katliamlarla, diğer yanda “baskın basanındır” diyerek hukuk ve yargı operasyonlarıyla kesintisiz devam ediyor. Hukukla yargının, yargıyla da hukukun hizaya getirilmesi alışkanlık haline getirildi. Yüksek mahkeme yargıçlarının kapının önüne konulup sonra saray işaretiyle seçilenlerin yeniden içeri alınması güncel olaylardan biri… Bu tür düzenlemelerin çıkmaması için mücadele edenlerin çabası yadsınamaz.

Ancak, savunmada kalınarak ya da aynı düzenin araçlarına sarılarak baskı düzenini alt etmek mümkün mü? Yalnızca AKP dönemine bakmak bile mümkün olmadığını gösteriyor. Daha gerçekçi, daha tutarlı ve ilkeli tavır ve eylemlere ihtiyaç var. Düzenin tozlu rüzgarını durdurup nefes aldıracak, savunmadan çıkıp saldırıya geçecek dik duruşlara ihtiyaç var. Hukukta Sol Tavır Derneği (HSTD) bu konuda kararlı. Kararlılığını bir “yargı manifestosu” ile duyurmak için harekete geçti:

1- Piyasacılık ve gericilik, siyasal temsilcileri aracılığıyla hukuku ele geçirme, değiştirme, yönlendirme, keyfileştirme, çifte standart uygulama ve uygulamama gibi tüm maharetlerini eş zamanlı olarak kullanma konusunda hiç tereddüt etmiyor.

2-Yargı, hukuka dayanır. Ancak, anayasal organ olan ve “ulus” adına yetki kullanması gereken “bağımsız” yargının yasasını yürütme organı hazırlayıp tasarı olarak yasama organına sunamaz. Kanun devletinde yapılacağı iddia edilen bu durum, hukuk devletine uymaz. Yargı mensuplarının eğitimini, mesleğe kabulünü, yargının yönetimini ve denetimini de yürütme organı yapamaz.

3-Siyasal iktidara teslim olmuş yargı, belli bir siyasetin ve sermaye iktidarının eline bırakılmış olur ve “adalet” yerine yalnızca o siyaseti ve sınıfı temsil etmeye başlar.

4-Hukuk ve yargı, siyasal iktidarın kendisini aklama ve ödüllendirme, kendisinden olamayanları baskı altında tutma ve cezalandırma aracı değildir; siyasal iktidar da hukuka uymak zorundadır ve yargı denetimine tabidir.

5-AKP döneminde yargıya müdahale kesintisiz sürmüş, 2010 Anayasa değişikliği ile tavana vurmuştur. Sonraki süreç, “yazboz tahtası” halidir. Kendi yaptığını kendisi bozan, günlük ihtiyacına göre hukuk ve yargıyla oynayan AKP, kendi çıkarlarını düşünmektedir. Bu çıkar ilişkisinde, siyaseten temsil ettiği sermaye sınıfını ihya etmekte, emekçileri ezmekte, halka korku salmakta tereddüt etmemektedir.

6-Yargı operasyonu ile devletin baskı ve şiddet operasyonları koşuttur. İç güvenlik paketinin yenilenmesi, özel güvenlik yasası bunun kanıtları arasındadır. Yargıda tasfiye operasyonuna ilişkin isimlerin MİT’ten gelmesi her şeyi netleştirmektedir. Katliamları silahlı çetelere havale edenlerin görevleri arasına yargıyı hizaya getirmek de eklenmiştir.

7-Yargı üzerine oynanan oyunlara, iktidara teslim olmuş kimi yargı mensupları da ortaktır.

8-Yargıç, doğrudan ya da dolaylı olarak her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden gelen müdahale, tehdit, baskı, teşvik ve dış etkilerden uzak, vicdanî hukuk anlayışı ile uyum içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.

9-Yargıç, yasama, yürütme ve yargı organlarının, çıkar gruplarının etkisinden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle de görünmelidir.

10-Yargıç, yargısal görevlerini tarafsız, dürüst, tutarlı, önyargısız, kayırmacılık ve ayrımcılık yapmaksızın yerine getirmelidir.

11-Savcılar iddialarında, siyasal yönetimin elindeki polisin değil hukukun ilkelerini esas almalıdır.

12-Savunmasız yargı olmaz. Avukatlar susturulmamalı, baskı altında tutulmamalıdır.

13-Gerek evrensel hukuk ilkeleri, gerek iç hukuk ve uluslararası sözleşmeler hiçe sayılarak AKP hükümetleri yargıyı yeniden şekillendirmek, tamamen kendine bağlamak, yargıçları yürütmenin memurları haline getirmek, istediği kararları aldırmak, bu yolla halkı baskılamak, gericiliği ve sömürüyü sürdürüp pekiştirmek amacıyla defalarca yargı kurumlarının oluşumuna, işleyişine, karar alma süreçlerine, yargı mensuplarının atama ve disiplin işlerine müdahalede bulunmuştur. Bütün bunlar herkesin gözü önünde çekincesizce, pervasızca yapılmaktadır. Yüksek yargıdan sonra sıra mahkemelere gelecektir.

14-Tüm kurum ve kurallarıyla neoliberal politikalara teslim edilen Türkiye, İslami faşizm çukuruna yerleştirilmektedir.

15-Yargıya müdahalenin gerçek yüzü, mücadele ve çözüm bu kapsamda görülmelidir.

16-Yargının ve adaletin tarihi, gerici ve sömürücü kafalarca yazılmamalıdır.

17-“Sömürü, gericilik ve savaş” için hukuk ve yargı değil, “eşitlik, özgürlük, adalet, aydınlanma ve barış” için hukuk ve yargı hedefi çerçevesinde, bitmeyen hukuk ve yargı operasyonlarını durdurma eylemi, bu operasyonların sahibi olan düzeni ve siyasetini, ortaklarıyla birlikte deşifre etmeden gerçekleşemez.

18-Mücadele ve çözüm için niceliksel çoğunluğa değil, niteliksel ve ilkesel birliğe dayalı yeni bir örgütlenme hamlesine ihtiyaç var. Farklı çevrelerden, uzlaşmacılardan, düzen içi muhalefetten ve bu muhalefete koşut ilkesiz örgütlerden gelen çok söz yerine, boyun eğmemeyi ilke edinen kararlı, yeni bir örgütlenme ve mücadele hamlesinin başlatılması gerekli hatta zorunludur.

19-Yargıçlar, savcılar, avukatlar, akademisyenler, hukuk öğrencileri ve yargı emekçileri başta olmak üzere tüm hukukçuları sömürücü ve gerici düzene hizmet etmeyeceklerini, bu düzenin siyasetine boyun eğmeyeceklerini ilan etmeye çağırıyoruz.

20-Bu çağrı, aynı zamanda eşitsizlik, özgürlük yoksunluğu, adaletsizlik ve gericilik içinde ezilen ve sömürülen emekçilerin ve halkın çağrısıdır.

21-Bu çağrı, eşitlik özgürlük diyalektiğinin, gerçek adaletin ve aydınlanmanın çağrısıdır.
* * *
Yargı manifestosunun özü sınıfsaldır.
Kapitalist/emperyalist ve gerici düzen içinde birbirinden farklı, iyi ya da kötü tanımlı iki ayrı hukuk ve yargı sistemi varmış gibi düşünüp iyinin üzerine oynamakla yetinmek yanılsamadır. Hukuk ve yargının sınıfsal olduğu gerçeğini görmeden, hukuk ve yargıyı teslim alan sermaye düzeni ve siyasal ortaklarıyla mücadele edilemez.