Mehdi’ye inanmak…

Mehdi’ye inanmak…
Taha Akyol

MEHDİ veya Mesih, yani “kıyamet”e yakın zamanlarda bir “Beklenen Kurtarıcı”nın ortaya çıkması inancı.

Ali Bardakoğlu gibi değerli âlimlerin oluşturduğu KURAMER’de (Kuran Araştırmaları Merkezi) “Beklenen kurtarıcı” konusunda son derece yararlı bir sempozyum düzenlendi.

İzlemedim fakat sunulan tebliğlerin çoğunu okudum.

DİNLERDE MESİH, MEHDİ
Prof. Ömer Faruk Harman’ın tebliğinde görüyoruz ki, ta Sümerlere kadar uzanan, hem semavi dinlerde hem Zerdüştlük, Budizm, Hinduizm, Aztek ve Maya gibi dinlerde Mesih veya Mehdi inanışı var; tabii bazı farklarla.

Prof. Harman Yahudilikteki “Tanrı kurtarıcı Mesih gönderecek” ve “Filistine’e döneceğiz” inancını ayrıntılı olarak anlatıyor.

Bu inanış İki bin yıldır bir umut birliği sağlayarak Yahudi kimliğini korudu diye düşünüyorum. Laik Yahudiler de bunu milli dava olarak benimsediler, yani Siyonizm.

Hıristiyanlıkta bu inanç, bin yedi yüz sene önce 325 yılında toplanan İznik Konsil’inde şöyle ifade edilmiş:

“Mesih İsa dirileri ve ölüleri yargılamak üzere şanla yeniden gelecek ve hükümdarlığının sonu gelmeyecektir.”

Amerika’da Evangelik Protestanlar, İsrail’in büyük bir güç kazanmasının “İsa’nın dönüşü”nü hızlandıracağına inanıyor, bütün güçleriyle İsrail’i destekliyor.

Saygın âlimlerimizden Prof. Şevki Yavuz’un tebliği “Beklenen Kurtarıcı İnancının İslam Akaidine Giriş Serüveni”dir. Çok özetle, tarih boyunca “mitabi İslam” Mehdi ve benzeri inanışlara mesafeli durmuş, “halk İslamı”nda ise yaygın olmuş.

TARİHÇİ GÖZÜYLE
Prof. Yaşar Ocak, inançlar tarihi konusunda yaşayan en büyük tarihçimizdir. Tebliğinde Mehdici hareketlerin sadece “teolojik” değil, aynı zamanda “sosyolojik, siyasal, ekonomik, psikolojik, ideolojik” boyutlara da sahip olduğunu anlatıyor.
Gülen olayını ima ederek “malum hadiseyi doğru anlamak ve temelindeki şizofreniyi doğru teşhis etmek istiyorsak” bu boyutlara dikkat etmek gerektiğini belirtiyor.
Tarihteki Mehdici isyanların ortak yanlarını anlatan Prof. Ocak, mistik Mehdi tipini “ilahi buyrukla yönetime el koyma yetkisini kendisine verildiğine inanan tip” olarak tanımıyor. Tarihte inanmayıp istismar eden tipler olduğunu da belirtiyor.
Temel unsurun mistik referanslarla beslenen “karizma” olduğunu vuruluyor.
Bazen açıkça “Mehdi” denilerek, bazen “Sahibü’z zaman, Kutup, Kutuplar kutbu” gibi mistik unvanlarla körüklenen bir “karizma”dır bu.
Ocak, bu karizmatik mistik kişiliği şöyle tanımlıyor:
“Onlar Cenab-ı Hakk’ın mazharı, gelmiş gelecek her şeyi bilen, kâinatta cereyan eden her olayın onun tasvip ve takdiriyle cereyan ettiği, onun bilgisi dışında hiçbir şeyin vuku bulmadığı, kısaca adeta ‘yarı tanrı’ statüsündeki şahsiyetlerdir.”

Burada “kâinatın imamı” unvanını hatırlamamak mümkün mü?

Benim yer veremediğim çok değerli tebliğler de var. Kitap olarak yayınlandığında hepsini okuyacağız.

MİSTİSİZM VE KARİZMA
Dini kültürümüzün nasıl ıslaha muhtaç olduğu bellidir. Sadece bu tür sorunlar değil, bilim zihniyeti ve hür irade anlayışının gelişmesi bakımından da.

İkincisi, sorun sadece dini inanışlarla ilgili değildir.

20. yüzyılda, hem de iyi eğitimli Alman milleti Hitler gibi birinin mistik karizmasına kapılıp gitmedi mi? Kimileri onu Alman milletini kurtarmak için Tanrı’nın, kimileri de tabiatın gönderdiğini sandı.

Materyalist Stalin ve Mao’dan kitlelerin nasıl büyülendiğini de biliyoruz.

Prof. Ocak’ın anlattığı gibi daha çok kriz ve uzun süreli altüst oluş dönemlerinde ortaya çıkıyorlar.

Bağımsız kişilik, açık toplum hukukun üstünlüğü ve özgür birey gibi değerlerdir sigortamız.