‘Müptezellik Karinesi…’

‘Müptezellik Karinesi…’
Ceyda Karan

Muhatabınız akıl dışıysa, üzerine üstlük ahlaki kriterleri de yerle yeksan ise yapacak fazla bir şey yoktur. Ya gülüp geçersiniz, ya tiksinirsiniz ya da bu akıl dışılığı ve ahlak düşkünlüğünü tekrar tekrar üçüncü kişilerin dikkatine sunmaya çalışırsınız. Meslek icabı ben üçüncüsünü yapmakla mükellefim…

“Sivillik”, “komplo”, “ileri demokrasi”, “Yeni Türkiye”, “istikrar”, “normalleşme”, “emperyal vizyon”, “milli irade” gibi çiğnedikleri şekeri kaçmış sakızı, her seferinde tekrar eder dururlar. Geçen yüzyılda Mussolini’nin, Hitler’in şürekâsının söylemlerini postmodern İslam sosuna bulayıp bulayıp kullanırlar. Bir gün dediklerinin öbür gün tersini iddia etmekte bir beis görmezler, zira herhangi bir ahlaki standartları yoktur. Bu sebepledir ki ar damarı denen şey onlarda patlak kanalizasyondur.

Bu ülkeyi yöneten siyasi heyetin sırf kendi iktidarlarını baki kılmak, yağma ve talanlarını örtmek üzere eski müttefiklerini “derdest ederken” kullandıkları argümanları öyle fazla irdelemeye ne hacet! Onlar haktan, hukuktan, demokrasiden yana ne kadar vardıysa, hepsini iktidar ve para hırslarına meze yapmakta zaten.

Demokratik bir hukuk devletinde hükümetin istifasını talep etmenin en temel hak olmasına tahammül edemezler de, bu talebi dile getirdi diye bir taraftar grubunu “darbecilikten” yargılamaya kalkışırlar. Gerçekte Cumhuriyete karşı bizzat giriştikleri darbe yüzünden hesap vermekten çok korktukları için…

Biz ülkeyi yönetenlerin tarafında olmadıkları gerekçesiyle bertaraf olanlardan geçilmeyen yönetim biçimine ne denildiğini gayet iyi biliyoruz. O yüzden hesapta “meslektaşlarımız”, aslında seviyesiz halkla ilişkiler uzmanı müsveddelerinin dediklerine bakalım. “Müptezellik ikliminin” en çarpıcı tezahürlerini onlar sergilemekte zira…

Bu cins kişileri herhangi bir insani kıstasla değerlendirmek zor. “Kanaat önderliğine” soyunmuşlarsa üstüne üstlük, laboratuvarda mikroskop altında incelemek gerekir, tabii ki sterilizasyonu unutmadan; ne olur ne olmaz, bulaşabilir! Bunlar için dün dün, bugün bugündür; zira bellek yıkımı ahlaki yıkımın bir sonucudur.

Mesela “reisleri”nin, eski ortaklarıyla elbirliği ederek operasyonlar düzenlenirken, meslektaşımız Ahmet Şık’ın kitabı için Avrupa Konseyi salonunda bağıra bağıra “O kitap bombadan daha tehlikeli” demiş olduğunu hatırlamak istemezler. Şık’ın bugün mağdur duruma düşen eski ortaklar için “Birkaç yıl önceki faşizm döneminin kudretli sahiplerinden Cemaat’in bugün yaşadığının adı da faşizmdir. Faşizme karşı çıkmak erdemdir” diyerek Cemaat’i Cemaat’e rağmen “savunmasını” da almaz bunların akılları.

Erdem nedir bilmezler, insan gibi, haktan hukuktan yana duruşu, demokrat duruşu anlayamazlar. Çünkü onların demokrasiye, hakka, hukuka bakışı, “kısasa kısas” seviyesindedir. Geçmişte kötülük görmüş birinin o kötülüğü yapanların bugün maruz kaldığı faşizan uygulamalara karşı durmasına mana veremezler. Hukuk onların siyasi silahıdır. Hukukun, adil yargılanmanın herkese lazım olduğunu anlamaya naturaları yetmez…

Adım adım faşizme gidilen bu yolda, cehenneme giden taşları döşeyen bu PR’cılardan birisi misal televizyonlara çıkıp “tüm sanıklar için masumiyet karinesi çıkarılmak isteniyor” gibi zırvalar yumurtlar. Bilmez ki hukukun evrensel uygulamalarından birisi “masumiyet karinesidir”. Aksi “engizisyona” girer…Yazık ki yanlış çağda doğmuşlardır.

Üç beş kuruşluk alıntı dışında bir birikimi olmayan bu papağanlar zaten demokrasi nedir bilmez. Bütün bildikleri sandık goygoyudur ki, onu da kirletirler. “Ben ne dersem o olur”culara biat ederken, bayat demagojileri “ahali öyle istiyor”, “bu memlekette politika böyle yapılır” diye satmaya kalkışır.

17 ve 25 Aralık’ta herkesin soluksuz dinlediği yolsuzluk ve talanları tersine çevirip “darbe” sakızıyla tüm topluma algı operasyonu çekmeye çalışan bu lümpen muhafazakâr tayfa, üstelik bir de “liberal” geçinip faşistin dik âlâsı olur. Darbeci generallerden farkları yoktur, sadece daha zevzektirler! Sırf kendi intikamlarını almak için devlet gücünü kullanmaktan başka bir şey bilmeyenleri savunmak için ters takla, parende atıp dururlar.

Araya bir iki de eleştirel cümle koyan bu “mandıra filozoflarının” seviyeleri aslında “devleti bu çeteden bir tek bu adamlar temizler” masalları anlatmaktan ibarettir. Bu AKP iktidarında “hukuk olmuş guguk”. Bunda payı büyük olan eski müttefiklerinin haline ahlanıp vahlanacak değiliz.

Lakin bize düşen her durumda basın ve ifade özgürlüğünün, insan hakları, hukuk ve adil yargılanma hakkının yanında durmak. Bize düşen diktatörlüğün algı operasyonlarını bıkmadan teşhir etmek. En başta da bu “hemzeminlerin” müptezelliklerine teslim olmamak için…