Ne Kansız ne de Kanlı; Bildiğiniz İç Kanamalı

Ne Kansız ne de Kanlı; Bildiğiniz İç Kanamalı
Mine Söğüt

Samet Behrengi’nin yedi yaşındayken okuduğum, bana sınıf farkının, fırsat eşitsizliğinin ne anlama geldiğini erkenden ve en sert biçimde öğreten “Püsküllü Deve” adlı masal kitabının başında şuna yakın bir şey yazardı:
“Bu kitabı özel arabalarla özel okullara giden şımarık zengin çocukları okumasın.”
Ben bunu çoktan unutmuştum.
Geçenlerde bir arkadaşımın sekiz yaşındaki oğluna bu kitabı hediye ettim. Daha ilk sayfalarda “Ben bu kitabı okuyamam” diye ağlayarak annesinin yanına gitmiş.
Arkadaşımın çocuğunu zengin olmadıklarına, gittiği özel okulun parasını ödemek için çok zorlandıklarına, yine çuvalla para ödedikleri okul servisinin özel araba sayılmayacağına ikna etmesi saatlerini almış.
Bana o kitapla başına açtığım iş için epey sitem etti.

Fırsat eşitsizliğinin bu kadar meşrulaştırıldığı bir sistemi kanıksamanın ve kabullenmenin ne kadar tehlikeli olduğunu ve yakın gelecekte hepimize nelere mal olacağını ona anlatamadım.
Sistemin uyumlu bir parçası olması için mevcut iktidar anlayışlarının biçimlendirdiği okullarda erkenden tornadan geçirilen küçük çocuklar hep çocuk kalmayacaklar.
Çocuk sandığımız şey, hayatının büyük bir kısmını yetişkin olarak geçirecek olan ve tercihleriyle kendisinin ve yaşadığı toplumun kaderini belirleyecek olan bir bireyin küçüklüğü sadece.
O yüzden nasıl bir eğitim aldığı, okulda öğrendikleri kadar okuldan ne anladığı da sandığımızdan çok daha önemli.
Devletin hesapçı politikalarıyla biçimlendirilen ve hızla muhafazakârlaştırılan eğitimi kadar, inceliksiz ve hoyrat bir ahlak dayatan paralı eğitim tuzakları da tehlikeli.
Düştükleri tüketim uçurumunda kazandıklarını son kuruşuna kadar çocuklarının eğitimi için harcayan orta sınıf insanları, gelecek için kurdukları güzel hayaller uğruna bugünlerini heba ederken sistem onlar için bambaşka planlar yapıyor.

Ceplerindeki parayla birlikte başlarındaki aklı da alıyor.
Eğitimin insanı “iyi” biri yapabileceğini düşünen Sokrates, Sofistiklerin aksine öğrencilerinden para almazdı. Sokaklarda, açık alanlarda verdiği derslerle gençlerin kafasını karıştırdığı, onlara hayatı sorgulamayı öğrettiği için ölüme mahkûm edildi.
Eğitim insanı gerçekten “iyi” yapabilir. Tabii ki eğer “iyiyle” eğitirse…
Kızlarla erkeklerin yan yana oturmasından işkillenen akılların eline geçen eğitimle, öğrencilerine müşteri muamelesi yapan akılların ele geçirdiği eğitimin elinde kalan bir nesil, neyi “iyi” bilir?
Erbakan yirmi yıl önce sormuştu: “… Adil düzen kurulacak… Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak, kanlı mı olacak, kansız mı olacak…”

Şu ana kadar ortada görünen bir kan yok; ama durum daha fena, için için çürüyoruz. Kanlı ya da kansız değil, iç kanamalı bir buhran geçiriyoruz.
Bir yandan sosyal hayatın alışkanlıkları kabuk değiştiriyor; diğer yandan sistem.
Ve yeni nesil eli pek ağır olan bu sistemin okulda ve sokakta tokadını yiye yiye büyüyor.
Biz de tenis maçı seyreder gibi seyrediyoruz.
Çocuklarımızı kimin parçalaması daha iyi?
Cemaatin mi, hükümetin mi?
İnsan çocuğu için de isyan etmezse… Ne için eder?