Ne yapalım, ne yapmalıyız?

Ne yapalım, ne yapmalıyız?
Levent Gültekin

Ülkenin gidişatından endişe duyan, bir şey yapılması gerektiğini düşünen herkesin kafasında aynı soru var: Ne yapalım da bu kötü gidişata son verelim?

Bu soruya ben de her ortamda muhatap oluyorum.

Gittiğim söyleşilerde, sosyal medyada, okurlardan gelen maillerde hep aynı soru: Söyle biz ne yapalım?

Bu soruyu soranların önemli bir kısmı, belki de tamamı seçimlerde oyunu AK Parti’den farklı bir partiye veren seçmenlerden oluşuyor.

Onlara göre ‘AK Parti seçmeni uyansa, tercihini değiştirse…’ sorun hallolacak.

‘AK Partililer düşünmediği, durumu kavrayamadıkları ve bundan dolayı bir şey yapmadıkları için biz de bir şey yapamıyoruz’ diye düşünüyorlar.

Sadece muhalefet parti seçmenleri değil, muhalefet partilerinin yöneticileri, milletvekilleri de benzer düşünceye sahip.

‘AK Parti seçmeni uyanmasa biz ne yapabiliriz ki…’ çaresizliğine teslim olmuşlar.

Mesele öyle değil. Sabah akşam AK Parti seçmenine kızarak bir yere varamayız.

Bütün umudu, AK Partili seçmene bağlamak, bütün çıkışı, çareyi onların gidişatı fark etmesinde görmek olacak iş değil.

AK Parti’ye oy verenlerin oranı yüzde 50. Anket sonuçları bize gösteriyor ki AK Partili seçmenin de yüzde 15’i gidişattan memnun olmadığını beyan ediyor.

Bana göre, AK Parti seçmeni olup da gidişattan rahatsızlık duyanların oranı daha yüksek. Çünkü ortamın gerginliği sebebiyle, rahatsızlığını dile getirmekten çekinenler olduğu muhakkak.

Bu demektir ki en az yüzde 60’lık bir blok ülkenin kötüye gittiğini düşünüyor.

Buna rağmen yüzde 60’ın yüzde 40’a teslim olması, onların bir şey yapmasını beklemesi olacak iş değil.

Bu nedenle bütün suçu o yüzde 40’a atamayız. Kendimize bakmamız gerek.

‘Biz ne yapıyoruz?’, ‘Benim oy verdiğim parti ne yapıyor?’, ‘Endişe duyan, üzülen, bir çıkış arayan bu insanlara niçin umut veremiyor?’, ‘Onları bir araya getirecek, bir güce dönüştürecek bir politika niçin üretemiyor?’ sorularını önce kendimize sonra da oy verdiğimiz partilere sormamız gerekiyor.

Ne yapalım?

Lütfen artık sabah akşam AK Partili seçmene kızmaktan, hakaret etmekten vazgeçin. Bırakın AK Partili seçmeni.

Eğer oy verdiğiniz partiden hâlâ umudunuz varsa yüzünüzü onlara dönün. Sesinizi onlara yükseltin. Onları eleştirin. Öfkelerinizi onlara yöneltin.

Gidişatı durdurucu, esaslı politikalar üretmeleri için onları zorlayın.

Tespit yapmaktan, kınamaktan başka tek bir politika üretemeyen, ‘Filan yeri ziyaret ettik’, ‘Falanı da kınadık’ gibi eylemlerle sosyal medyada poz vermeyi siyaset sanan siyasetçilere verdiğiniz oyun hesabını sorun.

‘Ortam çok kötü, sesimizi duyuramıyoruz, imkan yok, ne yapalım’ bahanesine sığınmalarına izin vermeyin.

Metropoll’ün birkaç gün önce yaptığı bir anket çalışmasını inceledim. İlginç bilgiler var.

Her üç MHP’liden biri, her beş HDP’liden biri, her altı CHP’liden biri Erdoğan’ın yönetim tarzını beğendiğini söylemiş.

Sadece bu da değil. Her 10 AK Partiliden biri başkanlığa karşıyken, her altı MHP’liden biri, her dokuz HDP’liden biri ve her 11 CHP’liden biri başkanlık sistemini destekliyor.

AK Partililerin oyu Erdoğan’ı başkan yapmaya yetmiyor. Diğer parti seçmenlerinden gelen destekle Erdoğan ancak yüzde 50 sınırını geçebiliyor.

Ürettiği politikalarla ülkede ne olup bittiği konusunda kendi seçmenini bile ikna edemeyen, onlara bile güven veremeyen muhalefet partilerine iktidar partisinin seçmeninin inanmasını beklemek size de çocukça gelmiyor mu?

Görünen o ki muhalefet partilerinin yetersizliği, çaresizliği, dağınıklığı, politika üretmedeki kısırlığı, geçim, yaşam ve güvenlik endişesi duyan insanları Erdoğan’ın yanında durmaya zorluyor.

Hal böyleyken, bütün suçu AK Parti seçmenine atmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.

“Oy verdiğiniz, desteklediğiniz partiden umudunuz varsa…” dedim.

Eğer yoksa artık ideolojik gerekçelerle bir partiye saplanıp kalmaktan vazgeçin. Bilin ki sizin bu ideolojik bağlılığınız o partileri daha da tembelliğe itiyor.

Tek bir seçim kazanamamış, tek bir esaslı politika üretememiş partilerinizden kopamıyorsanız AK Partili seçmen niye partisinden kopsun?

“Oy verdiğim parti yetersiz, eksiklikleri var ama ben Kürdüm, HDP’den başkasına oy veremem”, “Ben milliyetçiyim, MHP’den başkasına oy veremem”, “Ben Atatürkçüyüm, solcuyum, CHP’den başkasına oy veremem” diyorsanız “Eksiklikleri, yanlışları var ama ben dindarım, AK Parti’den başkasına oy veremem” diyenleri kınayamazsınız.

Sorun sadece partilerle kurduğumuz ilişki biçiminde de değil.

Gazeteciler, yazarlar tutuklanıyor. Gazetelere el konuluyor. Belediyelere kayyım atanıyor. Değerler, kurumlar tahrip ediliyor. Protesto etmek için toplanan insanların sayısı 500’ü geçmiyor.

“Evimde oturayım, hiçbir risk almayayım, en küçük bir tepki göstermeyeyim ama birileri gelsin bizi kurtarsın” demek, olup biten yeterince canınızı yakmıyor demektir.

Oy verdiğiniz partilere güveniyorsanız niye çağrılarına uymuyorsunuz? Güvenmiyorsanız, inanmıyorsanız niye hâlâ orada duruyorsunuz?

Ne yapmalıyız?

AK Partilisi, CHP’lisi, MHP’lisi, HDP’lisi… Hepimiz bu ülkenin evladıyız.

Ülkemiz iyi olduğunda mutlu, ülkemiz kötü olduğunda mutsuz oluyoruz.

Evet, şimdi ülke hepimizi mutsuz edecek, üzecek kadar kötü durumda.

İşin gerçeği, memnun görünenler de kendini avutuyor.

Vaziyetin daha da kötüye gideceğinden korkuyoruz.

Mevcut partiler ne yazık ki eski Türkiye’de kaldı. Kendilerini yenileyemiyorlar.

Yenileyemedikleri için de ideolojiden, inançtan, etnisiteden bağımsız politika üretemiyor, kendi tabanlarından başka kimseye ulaşamıyorlar, onlarla diyalog kurmayı başaramıyorlar. Bundan dolayı da ne kadar yazarsak yazalım, konuşursak konuşalım, kızarsak kızalım seçmenin tercihini değiştiremiyoruz.

Değiştiremediğimiz sürece de bir sonuç alamayız.

Bu nedenle hepimize iş düşüyor.

Ülkelerin kaderini bazen tek bir kişi değiştirir.

Hepimiz bu sorumluluk duygusuyla hareket etmeliyiz.

Kaçarak, terk ederek, sinerek, korkarak, kendi çıkarımızı önceleyerek kendimizi kurtaramayız.

Çünkü ülke olmadan hiçbirimiz var olamayız.

Kimseyi ötekileştirmemeliyiz. Toplumu bir bütün olarak görüp zihnimizdeki ayrımcılığa son vermeliyiz.

Daha önce de yazmıştım, bir kez daha yazayım. Bu yaklaşıma uygun bir siyasi yapılanmaya ihtiyaç var. Bu işi yapabilecek insanların bir araya gelmesi gerekiyor.

Ülkenin kötüye gittiğini düşünen her partiden, her inançtan, ideolojiden oluşan büyük bir kesim var. Bunları bir araya getirebilecek, harekete geçirecek, toplumsal tepkiyi organize edecek, insanlara umut verecek bir organizasyona ihtiyaç var.

Böyle bir yapının kurulması için hepimizin buna zihnen açık hale gelmesi gerekiyor.

Bu açıklık görülmediği için kimse yeni bir oluşuma cesaret edemiyor.

Ülkemizin geldiği noktada siyasi sloganlarla, kınamalarla artık bu gidişatı durduramayız.

Hepimize köle muamelesi çeken iktidara, ülkemizi yıkıma götüren bu politikalara ancak güçlü, kararlı toplumsal tepkiyle, bir dizi sivil itaatsizlik eylemiyle karşı durabiliriz.

Bunu ülkemizin selameti için, demokrasinin, hukukun, özgürlüğün, eşitliğin tesis edilmesi için, herkesin huzurlu bir yaşam sürmesi için yapmalıyız. Ayrımcılığı, yıkımı körüklemek için değil.

Bunu yapabilmek için önce insanları öteki, başka, düşman, rakip, haricî görmekten vazgeçmeli, farklı inançtan, mezhepten, ideolojiden de olsa herkesi bu ülkenin bir parçası görmeliyiz.

O bütünün en küçük parçasına bir şey olduğunda acısını duyacak bir duyguya ulaşmamız gerekiyor.

Tekrar edeyim: Sen, ben, o… Biz olmazsak kimse yok demektir.

Ülke olmazsa hiçbirimiz yokuz demektir.