OHAL altında seçim…

OHAL altında seçim…
Rıza Türmen

Önce seçim sonucunu güvence altına alacak önlemler alındı. MHP ile ittifak yapıldı.Erken seçim kararından bir ay önce seçim yasası değiştirilerek seçim güvenceleri kaldırıldı. Doğan Grubu’na medyadan el çektirildi. Doğan grubu’nun gazeteleri, televizyon kanalları, haber ajansı sadık bir yandaşa devredildi. OHAL yedinci kere uzatıldı. Ve arkasından baskın seçim ilan edildi.

Peki ama bu koşullar altında yapılacak seçim, Anayasa’da belirtilen “serbestlik”, “eşitlik”, gizlilik ve dürüstlük ilkelerine uygun olacak mı?

Seçimlerin “serbest” ve “gizli” olması oy veren vatandaşlarla ilgili ilkeler. Burada önemli olan seçmenlerin bir baskı altında kalmadan özgür iradeleri ile oy kullanmaları ve kullandıkları oy nedeniyle bir yaptırıma uğramamaları. “Eşitlik” seçime katılan partiler ile ilgili bir ilke. Seçime katılan bütün partiler eşit fırsatlara sahip olmalı, eşit koşullar altında rekabet edebilmeli. “Dürüstlük” ise bütün bu ilkeleri birleştiren bir ilke. Bütün bu koşullar gerçekleşmişse, o zaman dürüst bir seçimden söz edebiliriz.

Seçimlerin ne zaman “dürüst” olduğunu gösteren uluslararası standartlar var. Bu standartlar AGİT’in 1990 tarihli Kopenhag belgesinde, Venedik Komisyonu raporlarında, AİHM kararlarında ve devletlerin uygulamalarında bulabilirsiniz. “Ben uluslararası standart filan tanımam. Benim yerli ve milli standartlarım var” derseniz, o zaman dürüst bir seçim yapmak gibi bir niyetinizin olmadığı anlaşılır.

Seçimle ilgili uluslararası kurallardan biri OHAL altında seçim yapılmaması. Seçim ancak normal bir hukuk devletinin koşullarında yapılırsa adil ve dürüst sonuç verir. Fransa’nın 2017 seçimlerini OHAL altında yapması bu kuralı değiştirmiyor. Kaldı ki, Fransa’daki OHAL’in temel hak ve özgürlüklere getirdiği sınırlamalar ile Türkiye’deki OHAL’in getirdiği sınırlamalar arasında dağlar kadar fark var.

Buna karşılık bir çok devletin anayasasında OHAL durumlarında seçimlerin ertelenmesine ilişkin hüküm var. İtalya, Almanya, Yunanistan, Polonya, İspanya, Hırvatistan Anayasaları buna bazı örnekler. Örneğin, Alman Anayasası’nın 115. Maddesi, olağanüstü hal durumunda, seçimlerin olağanüstü halin sona ermesinden 6 ay sonra yapılabileceğini belirtiyor. İspanyol Anayasası’nın 116. Maddesine göre, olağanüstü hal durumlarında meclisin görevine son verilemez.

Bu kuralın altında yatan düşünce, olağanüstü hal durumunda, seçimlerin serbest ve dürüst seçim olamayacağı, bu konuda mevcut uluslararası standartların aradığı koşulların gerçekleştirilemeyeceği. OHAL altında yapılacak seçimlerin serbest ve dürüst seçim olamayacağı kaygısı şu nedenlere dayanıyor:

a. OHAL’de Meclis yetkisini büyük ölçüde yürütmeye devrediyor. Meclis’in normal işlerini sürdürememesi muhalefetin de alınacak kararlarda etkinliğinin azalmasına yol açıyor. Türkiye’deki uygulamada ise, Meclis, OHAL döneminde tamamen devre dışı bırakıldı. Anayasa’nın açık hükmüne karşın, OHAL KHK’ları en geç 30 günlük süre içinde Meclis’te görüşülüp onaylanmadı.

OHAL temel hak ve özgürlüklerin sınırlandığı istisnai bir durum. Venedik Komisyonu’nun raporunda da belirtildiği gibi, temel hak ve özgürlüklerin, özellikle ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğünün güvence altında olmadığı bir dönemde, seçimlerin demokratik olmasından söz edilemez.

Türkiye’de basın özgürlüğünün durumu açık. 150 basın yayın organı KHK’larla kapatılmış, mal varlıklarına el konulmuş. 100’den fazla gazeteci cezaevinde. Medyanın %90’ı iktidarın kontrolünde. İktidarın sevmediği haberleri nesnel bir biçimde veren gazetecilerin bile işine son veriliyor. Muhalif basın üzerinde ağır baskılar var. Cumhuriyet yazarlarına verilen cezalar ortada.

Toplantı ve gösteriler ise zaten Valiliklerin emriyle yasaklanmış. Hükümeti eleştirmek için bir grup insan barışçı gösteri yapmaya kalksalar, polisin orantısız şiddetiyle karşı karşıya kalıyorlar. Yaka paça gözaltına alınıyorlar.

Bütün bunlara karşılık Sn. Başbakan “OHAL insanların normal yaşamlarını etkilemiyor” diyebiliyor. İşin gerçek yüzü ise, bütün otoriter rejimlerde olduğu gibi, Türkiye’de de insanlar normal yaşamlarını sürdürmek için seslerini çıkarmamaları gerektiğini öğrendiler. Korku yoluyla toplumun kontrol edilmesi ve depolitizasyonu böyle sağlanır.

Sorun elbette sadece OHAL değil. Başka sorunlar da var. Örneğin bir siyasal iktidar,erken seçim kararından bir ay önce, seçimlerin güvenliğini ortadan kaldıran bir yasa değişikliğini neden yapar? Bu sorunun yanıtını seçim günü alacağız.

Temel soru şu: Eşit fırsat sağlamayan, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran, OHAL koşullarında yapılan bir seçimin galibi iktidar partisi ve başkanı olursa, bunun meşruiyeti nedir? Meşruiyet tartışmasını ortadan kaldıracak olan ise, demokrasi ortak paydasında birliktelik sağlamış bir muhalefetin, bütün engellemelere karşın seçimlerden başarıyla çıkması. Bu aynı zamanda Türkiye’de demokrasi ve özgürlüğün başarısı ve soluk alabileceğimiz yeni bir Türkiye’nin kurulmasının ilk adımı niteliğini taşıyacak.