Ormandan Yol Geçirmek…

Ormandan Yol Geçirmek…
Ahmet Cemal

Bertolt Brecht, “Lukullus’un Sorgulanması” adlı oyununu 1940 yılında yazdı. Adolf Hitler’in orduları, artık neredeyse bütün Avrupa kıtasına yayılmıştı. “Bin yıllık bir imparatorluk” kurma peşindeki diktatör, zaferlerinin sarhoşuydu. Bu zaferlerin büyüsü, yaşlı kıtadaki kitleleri de sarmıştı. Bu hava içerisinde Brecht’in, “Ben de bin yıllık bir sanat istiyorum!” diye haykıran sesi, henüz cılız kalıyor, kitlelerin kulaklarında pek yankı bırakmıyordu.

Brecht’in o günlerde kaleme aldığı “Lukullus’un Sorgulanması”, gerçekten yaşamış olan Romalı General Lukullus’un Mahşer Günü’nde, öbür dünyada sorgulanmasını konu alır. Roma İmparatorluğu’nun anlı şanlı ve “ölümsüz” generali Lukullus, öldükten sonra her “ölümlü” gibi öteki dünyada “Ölüler Mahkemesi”nin önüne çıkartılır. Mahkeme heyeti, halkın çeşitli kesimlerinden gelen kişilerden oluşmaktadır. Kendinden emin olan General Lukullus, her birinin öyküsü kitlelerin kanlarıyla dokunmuş zaferlerini sayıp dökmeye başlar. Sonuçtan hiç kuşku duymamaktadır. Anlattığı her bir zaferi, onu sonsuzluğa ve ölümsüzlüğe bir adım daha yaklaştıracak, öldü diye bir hiç olma yazgısından da bir adım daha uzaklaştıracaktır.

Fakat hiç beklemediği bir şey olur. Seslendirdiği her zaferinin ardından, yüzlerindeki umursamazlık ifadesi hiç değişmeyen yargıçların ağzından koro halinde tek bir karar çıkar: “Hiçliğe gitsin!” General Lukullus dehşete kapılmıştır. Roma’yı görkeminin doruklarına taşımış onca zafer karşısında mahkeme, nasıl bunca kayıtsız kalabilir? Mahkemede tanıklar da dinlenmektedir. İşte bu tanıklardan biri, generalin savaşlarından birini anlatırken şöyle der: “Hatta General Lukullus, o seferinden dönüşünde Roma’ya bir de kiraz ağacı fidanı getirmişti. Kiraz ağaçlarımız ondan sonra oldu…”

Yargıçlar birden canlanırlar. Tanığa sözünü yineletirler. Ne yani, General Lukullus, o savaşından dönerken Roma’ya bir de canlı mı getirmiştir? Canlı kiraz ağacı fidanının Roma’ya getirilmesi, General Lukullus’un zaferlerle dolu hayatının kayda değer ve insanca tek sevabı olarak tutanaklara geçirilir… İsa’dan sonra 2013 yılının bir sonbahar gecesinde Türkiye’deki iktidar sahipleri, bir gecede üç bin canlı ağacı yerinden sökmüşler. ODTÜ Ormanı’ndan yol geçirmek için. Herhalde bundan böyle en uygun adı “İntikam Yolu” olabilecek bir yolu geçirmek için. Çünkü o ağaçlar da, yaz başında Taksim’de, Gezi Parkı’ndan sökülmek istenen birkaç ağacı savunmak için hayatlarını ortaya koyan gençlerden öç almak, onları unutturmak için söküldü.

Oysa mümkün mü böyle bir “unutmak?” Elbette değil! Dünkü “soL” gazetesinde Doğan Ergün, İngiltere Kraliçesi’nden Taliban örgütüne karşı yardım istemek için bir günlüğüne okulu kırıp saraya giden Pakistanlı genç Marksist Malala’ya bir ağabey olarak şöyle seslenmiş: “…Bu savaş çetindir ve savaşında bir sığınağa elbet ihtiyaç duyacaksın. Ancak sevgili kardeşim, sığınağın saraylar olmasın. Sığınağın tarih olsun. İnsanlığın, halkının acıyla, yoksullukla, sömürüyle yoğrulmuş tarihi olsun…” Gezi Parkı’nın gençleri, tarihe sığınmışlardı. Şimdi ODTÜ Ormanı’ndan geçirilmek istenen yol da günlerden bir gün tarihe çıkacak!