Reina katliamı…

Reina katliamı…
Taha Akyol

YENİ yıla Reina’da yapılan korkunç katliamla girdik. Vahşet, alçaklık, barbarlık, hunharlık… Sözün bittiği yerdeyiz.
39 masum insan sırf yılbaşı eğlencesi yaptıkları için hunharca katledildi.
Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarının acısını paylaşıyorum.
Bütün terör eylemleri elbette kınanır, elbette protesto edilir, Reina’da sergilenen terörün özelliği “hayat tarzı katliamı” olmasıdır!

Eğlenen masum insanlar yaşam biçimlerinden dolayı katledildiler.
Terör eylemleri için sürekli söylenen genel protesto ifadeleri, birlik ve beraberlik çağrıları “hayat tarzı” faktörünü gözden kaçırmamalıdır.
Çünkü hayat tarzları ya da yaşam biçimleri üzerinden öfke devam ettirilirse böyle barbarların çıkması sırf polisiye tedbirlerle maalesef önlenemez.

DİN VE ÖFKE
Zihin açıcı bir tesadüf, Cumartesi günü Karar gazetesinde ilahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk’ün bir yazısını okumuştum. Prof. Öztürk “İslam dünyasında, özel olarak Türkiye sathında din neredeyse bir öfke ideolojisine dönüşmüş durumdadır” diyordu.

Bu ibareyi üç defa tekrarlayarak vurguluyordu.
Öztürk Hocamız “Mevzubahis olan din ve itikatsa, ahlak teferruat mıdır?” başlıklı yazısında çeşitli dini grupların birbirine karşı “çirkin ve acımasız” dille saldırdıklarını anlatıyordu: “Gıybet, nemime (koğuculuk), iftira, sû-i zan, yaftalama, karalama, itibar suikastı yapma ve eleştiri adına bel altı vurma gibi tüm rezillikler” çok yaygınlaşmıştı, üstelik din adına!

Yaygınlaşan “yaftalama, karalama, itibar suikastı yapma ve eleştiri adına bel altı vurma gibi tüm rezillikler”in medyadaki uygulaması tetikçiliktir.
Prof. Öztürk “FETÖ, DAEŞ, El Nusra, Haşdi Şa’bî gibi sözde İslam referanslı terör örgütlerince üretilen şiddet sarmalının” da öfkeden kaynaklandığını belirtiyor.

‘YAŞAM TARZI’
Dün iktidar sözcüleri elbette en kuvvetli ifadelerle Reina terörünü kınadı, teröre karşı mücadelenin süreceğini vurguladı. Fakat “hayat tarzı” faktörüne değinmediler.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez’in şu sözleri onca acı ortasında teselli hissi verdi bana:
“Bu insanlık dışı katliamın bir pazarda ve bir mabette yapılmasıyla eğlence yerinde yapılmasının herhangi bir farkı yoktur. Bu terörü diğer olaylardan ayıran tek fark toplumda fitne oluşturarak yaşam biçimlerine göre toplumu bölmek ve karşı karşıya getirmektir.”
Prof. Görmez haklı olarak bu katliamı “hiçbir Müslüman vicdanın asla kabul etmeyeceğini” de söyledi.

TEMELDEKİ SORUN
Düşünün, bir yanda aynı din adına böyle doğru, ahlaki, vicdani sesler duyuyoruz, öbür yanda bomba, otomatik silah, katliam ve feryatlar!
Dün baktım, DEAŞ’ın bu tür ilk eylemi, 25 Aralık 2013’te Bağdat’ta Christmas kutlayan 38 Hıristiyan’ı öldürmek olmuş.
Tatil köyleri, kulüpler, müzikholler, düğünler, restoranlar, barlar…
Son olarak 19 Aralık 2016’da Berlin’de Christmas katliamı, 2017’nin ilk gecesinde İstanbul’da yılbaşı katliamı! Ben böyle 15 eylem saydım, belki daha fazladır.

Mutlaka “Neden?” diye sormalıyız. Dahası, her dinden, her ırktan teröristler çıkıyor ama yaşam tarzı ve din referanslı teröristler niye Müslüman toplumlardan çıkıyor?! Taliban’lar, El Kaide’ler, DAEŞ’ler, Boko Haram’lar, El Nusra’lar neden çoklar?

Dinin siyasallaştırılması, siyasi güç mücadelelerinde araçsallaştırılması, bu yüzden dinin ahlaki ve vicdani özünün boşalması, “herkes tercih ettiği gibi düşünür, konuşur, herkes tercih ettiği gibi yaşar” şeklindeki özgürlük fikrinin bu kültürde yokluğu…
Çok derin bir problem yani…
O kadar derin bir problem ki, Hz. Ali’yi bile “kâfir” diyerek bu kafa şehit etmişti!

TERÖR ve İSLAM
REİNA katliamı DAİŞ’in bu tür eğlence yerlerine, kulüp ve barlara, müzikhollere, turistik tesislere yaptığı saldırılardan biriydi.
DAİŞ Şii camileriyle çeşitli evliya türbelerini de bombalıyor.
Aklınca çeşitli eğlence merkezlerinde ortaya çıkan hayat tarzlarını, farklı mezhepleri ve evliya inanışlarını “küfür” sayıyor, “cihat” yaptığını sanıyor.
Bu konuları aydınlığa kavuşturmak herkesten önce samimi dindarların görevidir.

DİYANET NE DİYOR?
Diyanet’in “DAİŞ’in Temel Felsefesi ve Dini Referansları” adlı 40 sayfalık raporunu muhakkak okumak lazım.
Bu raporda belirtilen perspektife ve bilgilere sahip olmayan bir kimse, terörden din olarak İslam’ın sorumlu olduğunu sanabilir; İslamofobi böyle gelişmektedir.

Veya madalyonun öbür yüzünde, DAİŞ’in Reina katliamını tasvip etmese bile hayatını kaybedenlerin yaşantısına bakarak “oh olsun” anlamında tweet’ler atabilir. Böyle çok tweet atıldığı için Başbakan Binali Yıldırım, “örgütlerin amacına katkı sağlayacak paylaşımlardan” kaçınılmasını istedi.
Dün de Başbakanlık bildirisinde aynı vurgu yapıldı. Numan Kurtulmuş, DAİŞ’in “hayat tarzları, mezhepler, meşrepler arasında ayrım yapmaya” çalıştığına dikkat çekti.

DİNİ ANLAMAK
Çok doğru çünkü hayat tarzları ve değerler üzerinden kutuplaşmış toplumlarda farklı hayat tarzlarını “özgürlük” değil, “küfür” veya “irtica” diye damgalayıp gerilimi körüklemek şiddet potansiyeli yaratır.
Temel mesele buradadır. Müslümanlar “küfür” ve “cihat” gibi kavramlarda erdemli ve hikmetli bir anlayışa ulaşmadıkça maalesef dünyanın en sorunlu toplumları olmaya devam edecekler.
Diyanet’in raporunda DAİŞ türü terör örgütlerinin din anlayışındaki temel hatanın, ayet ve hadislere “lafzi (sözel) yorum” ve “tarihsel bağlamından kopararak” anlam vermeleri olduğu anlatılıyor.

HZ. ALİ ve TERÖRİSTLER
Tipik örnek, bir ayetin “Hüküm Allah’ındır” şeklinde sloganlaştırılmasıdır. Hz. Ali, Müslüman kanı akmasın diye hakeme başvurulmasını kabul ettiğinde “Hariciler” denilen cahil ve öfkeli bir grup “Sen hakemin hükmünü kabul ettin, Allah’ın hükmüne uymadın” diyerek isyan ettiler ve Hz. Ali’yi sabah namazına giderken şehit ettiler!
Halbuki ilgili ayet “kainatın hüküm ve tasarrufu Allah’ındır” anlamında olduğu gibi Kuran’da ihtilafların çatışmaya dönmeden hakemle çözülmesi tavsiye edilir.

Haricilerin kafasında bağlamından koparıp eylem sloganı haline getirmenin sonuçlarını görüyor musunuz?
1988’de yayınlanan “Haricilik ve Şia” adlı kitabımda “İslam Devrimi” kavramını eleştirerek, çatışma psikolojisi gelişirse ortaya din referanslı terör örgütlerinin çıkabileceğini yazmıştım. Pakistanlı âlim merhum Fazlur Rahman’ın “İslam” adlı eserinden esinlenerek…

KÜFÜR VE CİHAT KAVRAMLARI
Zamanımızda Sovyetler’in Afganistan’ı, Amerika’nın Irak’ı işgali çatışma ve şiddet psikolojisini besledi.
“Merhamet” unutuldu, “küfür” ve “cihat” kavramları şiddeti motive etmek için kullanıldı; Taliban’ları DAİŞ’ler takip etti…
Reina saldırısında El Bab’ın intikamını alma hissinin rolü elbette vardır.
Fakat DAİŞ Sultanahmet ve Gaziantep katliamlarını yaparken kahraman askerlerimizin Fırat Kalkanı harekâtı yoktu. Dahası DAİŞ belli bir hayat tarzına göre insanların eğlendiği Reina’ya saldırdı.

Dün Demokrasi Platformu adına Reina’yı ziyaret eden Av. Kezban Hatemi “oh olsun” anlamındaki tweet’leri “ahlaksızca paylaşımlar” olarak niteledi ve “İslam hiç kimsenin yaşam biçimini, inancını, etnik kimliğini sorgulamadan birlikte yaşamanın kurallarını vurgulayan bir dindir” diye konuştu.

HUKUK VE MEDENİYET
Diyanet’in raporunda bugün DAİŞ’lere kaynaklık eden yanlış din anlayışının tarihte Moğol istilası dönemindeki anarşi ve kargaşa ortamında geliştiği anlatılıyor.
Yani hukuksuzluk, düzensizlik, güvensizlik ortamları…
İslam dünyası bugün de böyle.

Rapor’da bugün “İslam’a en büyük zararı IŞİD’in verdiği” belirtiliyor.
Müslümanlar sadece terör eylemlerine değil, bu eylemleri tetikleyen tekfirci ve cihadist anlayışlara karşı çıkmalıdır.
Kişisel özgürlük alanı olan hayat tarzları kutuplaşma konusu olmamalıdır.
Hukuk, üstün bir değer olarak savunulmalı, toplumsal bilinçte yer etmelidir.
İslam’ın tarihte başardığı medeniyet işlevi zihinlere yerleşmelidir.