Şiddeti böyle öğreniyoruz…

Şiddeti böyle öğreniyoruz…
Melike Karakartal

Önce bir otobüste giydiği şort nedeniyle bir hemşire tekmelendi… Çok değil bir hafta sonra bir ufacık “kapı” diyaloğundan ötürü metrobüs diğer araçların üzerine uçtu. Buralara giden yolda nerelerden geçtik, ister misiniz bir geri gidelim? Ne oldu da birbirimize tahammülsüzleştik, kabalaştık, tanımadığımız insanlarla en ufacık iletişimi bile saygı ve nezaket çerçevesinde kuramaz olduk?

İsterseniz “en çok sözü dinlenen” insanlara biraz kulak kabartalım önce. Yani piramidin en tepesinde, en çok gördüğümüz, televizyonlardan evlerimizin içine konuk ettiğimiz, en çok sesi duyulan insanlara. Yani politikacılara.
Bilhassa seçim dönemlerinde, birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını hatırlıyor musunuz? Seçim dönemleri haricinde de pek farklı değiller, ancak seçim dönemlerindeki birbirleriyle “kanlı düşman” halleri, sanki farklı iki ülke için yarışıyormuşçasına nefret dolu sözleri…

Bu durumları, onları izleyenlere “Biz düşmanız” algısı yerleştirdi. Koca bir ülkenin izlediği politikacılar birbirlerine nezaket, saygı çerçevesinde iletişim kuramazken, halk neden kuracaktı sahi? Popüler kültür öğelerine bakın. Televizyonlarda en çok izlenen ve konuşulan tartışma programları ve reality show’lara bakın.

Bir tarafta Türkiye gündemi üzerinden çarpışanlar, öte yanda reality show’larda “üretilmiş” kötü hislerle birbirleriyle savaşa tutuşanlar… Ekranlardan taşan şiddetin her türlüsü, fiziksel ve özellikle sözel şiddet, bunlara maruz kalan izleyicinin birbirleriyle iletişimini de yönetiyor.

Öyle bir hale varıyor ki mesele, “Lütfen yavaş kullanın” dediğiniz taksici “Sıkıntı yok” diye oturduğu yerde gevreyebiliyor, toplu taşıma araçlarında insanlar birbirlerine “Ne var ulan?” gözleriyle bakıyor… “Affedersiniz” diyerek geçtiğin, gülümsediğin insan “Ne gülümsüyor bu?” diye aval aval suratınıza bakıyor…
Herkes her fırsatta kavga çıkarmak, sözlü tartışma yaşamak için fırsat kolluyor gibi… Öyle bir haldeyiz ki, eğer sokakta göz göze geliyorsak, bu ancak haset dolu hisler sebebiyle olabilir. Bu gerginlikle yaşanır mı?

Bu gerilimle, bu öfkeyle, üstelik sebepsiz öfkeyle hayat sürer mi? Kısa dönemde kimsenin söyleminin “yumuşayacağını” zannetmiyorum, bu yine ancak bireysel çabayla, bu çabayı gösterenlerin başka insanlara örnek davranışlarıyla, “değişim, bir kişiyle başlar” yöntemiyle çözülebilir. İnsanız, “ayna” gibiyiz. Birbirimize baktıkça benzeşiyoruz. Böyle öğreniyor, böyle gelişiyoruz. O yüzden “Ben güzel davranacağım da ne olacak?” demeyin. Bir kişinin davranışının değişimine sebep olsanız bile yeter.

Siz yine de sokaktaki insanlara gülümseyin. Günaydın deyin. En laftan anlamaz adamla bile sağduyunuzu ve sakinliğinizi koruyarak iletişim kurun… O laftan anlamaz adamlar, kendileri bile fark etmeden davranışlarını değiştirirler iyi örneklere baktıklarında…