Siyasetin Bilimle Hesaplaşması…

Siyasetin Bilimle Hesaplaşması…
Güray Öz

Yaşadığımız günlerde kararan ufkun ötesinde, iyi şeyler görmek, umutlanmak zor, biliyorum. Yine de geçici olanla, akıp giden insanlık tarihinin genel evriminin olumsuz olduğunu hiç kimse söyleyemez. Evet, gerilik, zamanın hızına karşı koyma eğilimi, statükoculuk kazanıyor. Bizse henüz insana yaraşır bir düzenin denemelerinden, o yönde bir yükselişin diyalektiğine geçişi sağlayamadık. Ama genel gidiş insan doğasına aykırı olanı tasfiye etme yönündedir. Gelişme insanlığı geçmişe değil, geleceğe götürüyor.
Neden bu kadar güvenli konuşuyoruz?
Güvendiğimiz bir şey var da ondan.
O, kuşkudan güç alarak her geçen gün gelişen, kuşkuya yer bırakmayan ideolojiye, dinsel dogmaya güçlü bir şekilde itiraz eden bilimdir.

***

Peki bu gidiş, ivmesi gittikçe hızlanan bu gelişme bize gelecek açısından gerçekten bir garanti veriyor mu? Hayır, bunu söylemek zor. Sistem doğayı bu kadar hor kullanmaya koşullu, doğanın talanı sistemin olmazsa olmazı olmasaydı ya da biz bu düzeni doğa bu kadar ağır yaralar almadan sonlandırmayı, değiştirmeyi başarabilseydik kuşkusuz gelişmenin doğrultusu daha farklı olurdu.
Şimdi karşı karşıya olduğumuz tehlike, tehdit, hayatın kendisine, yaşadığımız dünyanın varlığına yönelmiş durumda. Bu durum sistemin kendisinden, özünden kaynaklanıyor. Bu nedenle hem bize yapılması gerekeni açık bir şekilde gösterdiği için kendimizi şanslı sayabiliriz, hem de doğayla uyumsuzluğu anlamında da tüm dünyayı yok edecek bir çelişkiyi içinde taşıyan acımasız piyasa sistemiyle karşı karşıya olduğumuz için işimiz zordur.

***

Kapitalist sistem bilimsel gelişmeyi iki yönde zorluyor: Birincisi sistemin sözde akıllı, ama tarihsel bilinçten yoksun, günlerle, aylarla, yalnızca kâr güdüsüyle düşünebilen menajerleri bilimi imkânsız bir işe, dinsel ideolojiyle buluşturmaya, ikincisi teknolojik gelişmeye indirgemeye çabalıyorlar. İkisi de uzun erimde olanaksızdır. Onlar nasıl doğanın tahribinden, kemirilmesinden vazgeçemiyorlarsa sömürüden ve yalnızca kâra endeksli yöntemlerinden de vazgeçemiyorlar. Bilim insanları ise sisteme rağmen kazandıkları başarıları, sistemi zorlayabilmelerine, gelişmenin önünde durulmazlığına ve inatlarına borçlular.

***

Peki biz ne durumdayız? Biz bilimin taşrasında yaşıyoruz. Siyasetçilerimiz bilimle ilişkileri olmasın diye yoğun bir çaba içindedirler. Onlara ithal teknoloji ve ara malı üretimi yetiyor. Bu nedenle bilim kuruluşlarını aç susuz bırakmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kurumlar kapatılıyor, işlevsizleştiriliyor, üniversiteler lise düzeyine indirilirken liseler imam hatiplere dönüştürülüyor. Evrim teorisini sanki sınır varmış gibi, sınır dışına sürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bilim insanlarının karşılaştığı zorluklar saymakla bitmez. Hepsinin temelinde bilimi teknoloji düzeyine indirmek ve dine biat ettirme çabası yatıyor.

***

Umut yok mu peki?
Başta söylediğim gibidir. İnsanlığın gelişimi bilimin gelişmesinden güç alıyor. Yaşadığımız günler bu nedenle arızidir, geçicidir. Bu işimizin kolay olduğu anlamına mı geliyor? Hayır. Kolay olsaydı, Dilovası’nda göz göre göre ölüme terk edilen insanları kurtarabilmek için çaba harcayan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu soruşturmaya uğramaz, 4 yıla kadar hapsi istenmezdi.
Bilimin sisteme ve dine boyun eğmesini isteyenlere direnenlerin hikâyesini pazar günü anlatmayı umuyorum. Umuyorum, çünkü ummaktan, ümit etmekten, ütopyalarımızdan vazgeçmemekten ve inatla çabalamaktan başka çıkar yolumuz yoktur bizim.