Tahir Elçi neden öldürüldü?

Tahir Elçi neden öldürüldü?
Mehveş Evin

Diyarbakır’a, Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği ‘Kadınlara Yönelik Şiddet‘ konferansına katılmak üzere gelmiştim. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin vurularak öldürüldüğü haberini konferans sırasında aldık.
Dehşete kapıldık, ama şok geçirdiğimizi söyleyemem. Zira Türkiye’de, Haziran’dan bu yana sürdürülen ‘yeni‘ savaş hali, barış isteyenlere yönelik sistematik saldırılar (Diyarbakır, Suruç, Ankara), tutuklamalar, vandallıklar, artık en korkunç, en olmayacak, en sinsi olaya bile şaşırma yetimizi elimizden aldı.

Tahir Elçi’yle en son Sansüre Karşı Gazetecilik Platformu’yla birlikte, Ağustos’ta baroda yaptığımız toplantıda görüşmüştük. Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen karamsarlığa kapılmayan, yüzünden sıcak gülümsemesi eksik olmayan Elçi, gerçek anlamda iyi ve dürüst bir insan(dı)… Ayrılırken, bir dahaki sefere daha uzun görüşmek üzere sözleşmiştik.

Bu olaya ‘tesadüf’ ya da ‘kaza’ denebilir mi?
Konferans iptal oldu, biz de doğruca Elçi’nin götürüldüğü Selahattin Eyyubi hastanesine gittik.
Morgda bekleyen gencecik eşinin gözlerinden sicim gibi inen yaşlar ve hıçkırıkları hiç unutmayacağım. “Tahir, kaç kez suikaste uğradı… Kaç kez…” derken, kocasının defalarca tehdit edildiğini, ölümle burun buruna yaşadığını söylüyordu. Böyle bir kötülüğün er ya da geç başına geleceğini bilmesine rağmen büyük şok geçirmişti.

Elçi’nin nasıl öldürüldüğüne dair bir takım görüntü ve yorumlar var, ama kesin olarak ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Ancak olay yerinde inceleme yapan savcı dahi saldırıya uğradığına göre bu cinayet öyle kolay çözülmeyecek.
Belki ‘nasıl‘ sorusundan ziyade ‘neden‘ diye sormalıyız.

Tahir Elçi neden öldürüldü?
Olay tanıkları anlatıyor
Elçi, Çarşamba gecesi kentin en önemli simgelerinden olan, UNESCO kültür mirası listesinde bulunan dört ayaklı tarihi minarenin kurşunlanmasını ‘suikast‘ olarak nitelemişti. Cumartesi, Diyarbakır Barosu adına basın açıklaması yapmak üzere minarenin önünde toplanacakları biliniyordu.

Ne acıdır ki son nefesini o dört ayaklı minarenin önünde verdi. Bu görüntü sokak ortasında, tam da gazetesinin önünde kahpece vurulan Hrant Dink’i hatırlatmıyor mu?
Saldırı esnasında olay yerinde bulunan birkaç yakını ve baro temsilcisiyle konuştum. Kroki çizerek neyin, nerede olduğunu anlatmalarını rica ettim.

Tanıklar, minarenin bulunduğu sokağın başında, Balıkçılarbaşı’ndan silah seslerinin geldiğini ve iki kişinin Elçi’nin ve baro temsilcilerinin bulunduğu yere koştuğunu doğruluyor.
Ancak Mehmet adlı esnafın El Cezire’ye anlattığı gibi, barikattan uzun namlulu silahlarla ateş açılıp bunun Elçi’ye isabet etmesi, matematiksel olarak pek mümkün görünmüyor.

Polis önce havaya, sonra bize doğru ateş açtı

1. Barikat, minarenin bulunduğu sokağın epey ilerisinde, kıvrılarak giden Yenikapı caddesinin sonunda…

2. Görgü tanıkları, Balıkçılarbaşı’nda taksiden inerek bir polisi öldüren, birini yaralayan kişiler kaçarken bölgede farklı noktalarda bulunan polisin önce havaya, ardından sivillerin olduğu yere doğru kaçanlara ateş açtıklarını söylüyor.

3. Bir tanık, silah sesleri üzerine kaçtıklarını, polisin onların koştuğu yöne doğru ateş ettiğini, o sırada bir gazetecinin yaralandığını sandıklarını, ancak asıl vurulanın Tahir Elçi olduğunu sonradan fark ettiklerini belirtti.

Bu bilgilerin ışığında, Elçi’nin bir çatışma ortasında kalması ihtimalinden ziyade, polislerin önlerinden koşarak giden saldırganlara açtıkları ateş sırasında vurulmuş olma ihtimali daha yüksek…
Umarız en kısa zamanda gerçek ortaya çıkacak. Ancak Diyarbakırlıların gözünde, gönlünde, fail belli.
‘Neden‘i anlamak için, hukukçu Kerem Altıparmak’ın hatırlattığı gibi, Tahir Elçi’nin AİHM’e taşıdığı davalara bakmalı.