Taşeron Cumhuriyetinin 1 Mayısı…

Taşeron Cumhuriyetinin 1 Mayıs’ı…
Özlem Yüzak

Yıllardır aynı şey… Sonunda 1 Mayıs’lar Taksim’e indirgeniyor ve tartışma, çatışma bu minvalde sürüp gidiyor. Hükümet açısından hayli kârlı… 11 yıllık AKP iktidarının doğrudan sorumlu olduğu ülkenin en temel sorunlarından biri “İşsizlik ile neredeyse modern köleliğe varan emek sömürüsü arasındaki ince çizgi” ne yazık ki daima Taksim’e kurban veriliyor.
CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, 1 Kasım 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi vermişti.
1. Yüksek oranda kayıt dışılık ve yetersiz yaptırım nedeniyle işgücünün yaklaşık yüzde 40’ının iş hukukunun koruması altında olmadığı tespiti doğru mudur?
2. Fazla mesai ücreti almadan uzun çalışma saatleri, haftalık izinlerin dikkate alınmaması, haksız yere işten çıkarmalar, yıllık izin kullanmama ve kıdem tazminatına getirilen kısıtlamalar ve işgücünün çoğunlukla çalıştığı küçük işletmelerde giderilmediği doğru mudur?
3. Çocuk işçi oranlarının tüm işgücüne göre halen azaltılmadığı doğru mudur?
4. İşyeri kazalarında Avrupa’nın “birincisi”, dünyanın (Çin’den sonra) “ikincisi” olduğumuza ilişkin açıklamalar karşısında bakanlık olarak görevinizi bihakkın yaptığınızı söyleyebiliyor musunuz? Söyleyemiyorsanız ne yapmayı düşünüyorsunuz?
5. Özellikle gemi tersanelerinde pek çok işçinin ölümüne sebep olan iş kazası/cinayeti karşısında alınan önlemler nelerdir?
6. Bu kazalar (!) nedeniyle kusurlu bulunan sorumlu var mıdır? Varsa hangisine ne yaptırım uygulanmıştır?
Yanıt 9 Nisan’da geldi. Soruların hemen hepsi “konunun halen incelenmekte olduğu” tarzı bir cümle ile geçiştirilmiş, tersaneler ile ilgili soruya yanıt bile verilmemişti.
Türkiye’de yıllardır uygulanan neoliberal politikaların sonucu bu. Son 10 yıl içinde ise dozunu artırarak uygulanan ekonomik dönüşüm programlarıyla, serbestleştirme ve özelleştirmeler eşliğinde emek aleyhine süregitti. Mevcut istihdam modeli “sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, sözleşmeli ve sözleşmesiz çalıştırma, ödünç işçilik, kısa süreli iş, sosyal güvenceden yoksunluk, en alt düzeylerde ücret” üzerine kurulu… Ve kimse sesini çıkarmıyor ya da çıkaramıyor. Bu, mavi yakalılarda olduğu kadar beyaz yakalılarda da geçerli… Son derece iyi eğitimli, birkaç lisan bilen gençlere bakıyorum. Çok geç saatlere kadar çalıştıkları gibi işten eve döndüklerinde de, hatta hafta sonları, işyerinden gelen e-postaları yanıtlamak, gerekirse evden çalışmak zorundalar. Başta da dediğim gibi modern köleliğin son versiyonu bu. Hizmet sektörü hızla büyüyor ve günlük hayatımızın tam içinde… Alışveriş merkezlerinde, mağaza ve marketlerde, restoranlarda çalışan satış danışmanları, kasa ve reyon görevlilerine bakalım; çoğu günde 14 saat ve iki haftada bir gün izinle üstelik asgari ücretle durmaksızın çalışıyor.
Kentsel dönüşüm ve AKP’nin inşaat ve rant iştahı ile inşaat sektörü tam gaz gidiyor. Devasa binalar hızla yıkılıp 10 ay gibi kısa sürede teslim ediliyor. Sektördeki kıyasıya rekabet ve müteahhitin en kısa sürede teslim etme sözünün tüm yükünü geçen ise çalışma koşulları giderek ağırlaşan işçiler.
Doktorlar ve sağlık çalışanları da sağlıkta ticarileşmenin kurbanları… Az ücret, fazla mesailer ve bunun yanı sıra can güvenliklerinin olmadığı koşullarda çalışıyor olmalarına hep kulak tıkanıyor…
Ve kadınlar… Nüfusun yarısını oluşturmalarına karşın AKP’nin “evde tutup çocuk doğurma görevi ile sınırladığı”, kreş ve benzeri sosyal politikaları “lafta bıraktığı” için kadınımız ekonomide, istihdamdaki payını bir türlü artıramıyor doğal olarak.
Yarın 1 Mayıs… Her zamanki gibi tüm bu sorunlar yine giderek büyüyen bir yumak halinde halının altına süpürülecek…
Ne diyelim… Yine de Emekçi Bayramımız kutlu olsun.