“Utanç Müzesi” projesi…

“Utanç Müzesi” projesi…
Zülfü Livaneli

İnternette okuduğuma göre; muhalif gösterilerde kullanılan gaz ve tazyikli su yetmemiş, şimdi de yeni bir silahla göstericiler geçici olarak kör edilecekmiş. Bana kalırsa elleri değmişken tam kör etsinler, olsun bitsin bu iş. Çünkü muhalif adam, zaten gördüğü için muhalif olmuş; o da sürüye katılan ötekiler gibi görmeyiversin.

Ama bu körleştirme hadisesi yeni değil. Basın yıllardır bu işlevi görüyor zaten.

Gazetelerin en büyük sermayesi, ne binalarıdır ne makineleri, ne borsadaki hisseleri.

Basın için en büyük sermaye; halkın çoğunluğun unutkanlığı, hesap sormaması ve uyuşturulmuş-uyutulmuş hâlidir. Yoksa kimse bu kadar kolay at oynatamazdı bu memlekette.

Bu durumu anlatan en veciz sözü Demirel söylemiştir: “Dün dündür, bugün bugündür!”

Birçok yazarın tek gerçeği bu. Nasıl olsa insanlar sorgulamıyor, algılamıyor ya. Kıvrak bir dönüş her sorunu çözüverir.

Bugün Erdoğan muhalifi kesilip, eleştiriler döşenenlere bakıyorum. 2002’den bu yana yaptıkları Erdoğan ve AKP övgüsü yan yana dizilse, buradan Brüksel’e, Washington’a yol olur. Bu iktidarı iyice güçlendirdiler, eline her türlü yetkiyi verdiler, şimdi de işlerin çığırından çıkmak üzere olduğunu görünce çark etmeye, “Yahu biz de muhalefet ettik” demeye çalışıyorlar.

Durumları Nasrettin Hoca’nın şu hikâyesini andırmıyor mu sizce:

Hoca bir gün değirmene gitmiş. El âlemin torbasına, çuvalına elini daldırıyor, unu buğdayı kendi çuvalına dolduruyormuş.

Değirmenci “Napıyorsun böyle?” demiş. “Ayıp değil mi?”

Hoca boynunu büküp “Ben bir budala adamım!“ demiş. “Ne yaptığımı bildiğim yok ki.”

Bunun üzerine değirmenci sormuş: “Madem budalasın, ne yaptığını bilmiyorsun o zaman niye hep başkalarının çuvalından kendi çuvalına aktarıyorsun; biraz da kendi çuvalından ötekilere versene.”

Hoca gülmüş; “Budalayım dedim ama” demiş “o kadar da budala değilim.”

Bizimkiler de o kadar budala değil tabii. Yargının, üniversitelerin, cezaevlerinin hâlini görmeye başladılar. Yarın bir gün sorumlu tutulmamak için bir an önce postu öteki yakaya atmaya çalışıyorlar.

Gerekçe de hazır: “Biz onları demokrat sanmıştık ama değillermiş.”

Sık sık pişman olan bir arkadaşa takılır “Yarın bu iktidar için de ‘yanılmışım’ diye yazacak mısın?” derdik, kızardı.

Ama işte yine aynı şey oldu; “Yanılmışım!”

İyi de kardeşim, bu ülkenin aklı başında insanları sizi uyarırken aklınız neredeydi? Niye alay ediyordunuz içi yanan o arkadaşlarınızla?

*****

Artık durum eskisi gibi değil: Yazılar internette duruyor. İleride açılıp bakılacak ve okunacak. Herkesin saçı ak mı kara mı, önüne dökülecek.

Genç arkadaşlara hep bir tavsiyede bulundum. Dedim ki “Kaynaklar elinizin altında, açıp bakın; Türkiye’nin dönemeç noktalarında yani 27 Mayıs’tan başlamak üzere darbe dönemlerinde, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi gibi katliamlarda, çeşitli iktidarlarda, Yaşar Kemal’in yargılanması gibi kritik davalarda, Hrant Dink gibi cinayetlerde, diğer hükümetler gibi AKP icraatları konusunda kim ne yazmış, ne çizmiş, hepsini kitap olarak yayınlayın. İnternette de bunları içeren bir site oluşturun. Ben elimden gelen her türlü desteği vereceğim.”

Bu çağrıma olumlu yanıtlar geldi, bazı arkadaşlar çalışmalara başladı.

Bunu çok ama çok önemli buluyorum; çünkü Türkiye’nin başı yanlış bilgilendirme, yanlış kamuoyu oluşturma belasından çok yandı.

Ekşi hamur yememiş olan korkmasın ama her türlü melaneti işleyip zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışan keratalar, kendi çocuklarının, torunlarının bile utanacağı bir biçimde “Utanç Müzesi”nde yerlerini alsın.

Belki genç kuşaklara ders olur.

Bir cevap yazın