Vicdanı Kararan Bir Ülkede…

Vicdanı Kararan Bir Ülkede…
Işıl Özgentürk

Taşrada küçük bir mahkeme salonu. Davacı, davacı yakınları ve zanlılar. Hâkim mahkemeyi başlatıyor, savcı iddianamesini sunuyor. Davacı genç bir liseli kız. Önce fırıncı olan babasının 55 yaşındaki bir arkadaşının tecavüzüne uğruyor. Olayın ardından kız, ailesine durumu söyleyemiyor ve okuldaki din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninden yardım istiyor. 52 yaşındaki din ve ahlak bilgisi öğretmeni kendisinden yardım isteyen kıza adeta alay eder gibi tecavüz ediyor. Şöyle düşünmüş olabilir: “Kızın zaten tadını almışlar, bir de ben alsam ne çıkar. Akşam iki rekat namaz daha fazla kılar, Tanrı katında günahımı bağışlatırım.”

Küçük yer, taşra, olay duyuluyor. Kızın babası şikâyetçi oluyor ve dava açılıyor. Bu arada şikâyet edilen din ve ahlak bilgisi öğretmeni başka bir kente atanıyor. Öğretmenimiz meğerse daha önce de bir başka taşra kentinde görev yaparken öğrencilerini taciz ettiği gerekçesiyle 6 ay uzaklaştırma cezası almış. Durum bu.
Savcı tüm somut delilleri mahkemeye sunuyor ve mahkeme zanlıların dinlenmesine karar veriyor, küçük kız da orada. Zanlılar suçlarını inkâr ediyorlar. Hâkim, dakikalarca süren açık mahkemeyi sadece kız ifade verirken kapalı hale getiriyor ve savcının sanıkların tutuklanması istemini reddederek davayı şubat ayına bırakıyor.

Bence bu ülkede vicdanları karartan bir virüs dolaşıyor. Hâkim bey, durum çok açık ortada, adam daha önce uzaklaştırma cezası almış, sicili bozuk, neden tutuklamıyorsunuz? Size göre acaba kız yalan mı söylüyor? Çocuğunuz var mı bilmiyorum, bir an tecavüze uğramış kızcağızın yerinde kendi çocuğunuzu düşünün! Davayı açık tutarak kıza nasıl bir eziyet yaptığınızı düşünün! Hiç kimse durup dururken ben tecavüze uğradım demez. Hele bizim ülkemizde hiç demez! Çünkü bu ülkede kadınların büyük çoğunluğu kendilerinin birer kurban olduğunu çok küçük yaşlarda öğrenmişlerdir.

Bu nedenden en haklı oldukları zamanda bile susarlar. Ama kız artık susmamış, siz neden susuyorsunuz? Yoksa kız rızasıyla mı bu işi yaptı? Böyle mi düşünüyorsunuz, bu davalara bakan pek çok hâkim gibi. Bu vicdan karartan virüs bu kadar mı sizi ele geçirdi?
Ülke tuhaf, her yere takım elbiseyle giden Barzani, ülkemize gelirken peşmerge giysisinin daha uygun olacağını düşünmüş. Adama hak vermemek elde değil; kıyafetler, el sıkışmalar, sırt okşamalar diplomatik lisanda sürekli bir şeyleri işaret eder. Barzani de savaş üniformasıyla Diyarbakır surlarını kahraman bir komutan edasıyla selamlamak istemiş. Hayırlı olsun.

Barzani’nin gelişinde yapılan tantana, bana geçen yıl Nevruz’un hemen ardından ikinci gün, surlara yakın bir yerde, yerdeki enjeksiyonları toplayan çocuk yaşındaki bir delikanlıyı anımsattı.
Delikanlının ölümü yakındı, çünkü bir eroin müptelasıydı ve o bölge ne yazık ki eroin kullananların bölgesiydi, taşlı yolda kullanılmış pek çok enjeksiyon vardı. Daha sonra konuştuğum Diyarbakırlılar, gençler arasında uyuşturucunun çok yaygın olduğunu söylediler. Ben de bütün Türkiye’de yaygın olduğunu söyleyecek oldum, itiraz etmişlerdi, “Burada durum başka” demişlerdi, “eroin özellikle bol ve ucuz, sanki bir el piyasaya hiç durmadan eroin sürüyor ve bizim gençlerimizin büyük çoğunluğu işsiz ve umutsuz olduklarından bu belaya çabuk bulaşıyorlar”.

Bunları duyunca epeyce üzülmüştüm; yere atılmış, kullanılmış enjeksiyonları toplayan eroin müptelası çocuk hiç aklımdan gitmedi. Şimdi bu Barzani tantanasına koşarak giden BDP’li milletvekillerini ve Belediye Başkanı’nı görünce, o çocukların neden uyuşturucudan medet umduklarını daha iyi anladım.
Kimselerin Kürt’ün yoksulunu düşünmediğine iyice bir kanaat getirdim, zengin Kürtler zengin Kürtleri ağırlıyor. Yersen!
Not: Bu her iki olay da bu topraklarda oldu. Hayal ürünü değildir.