Yalanım Varsa Adaletsiz Olayım!

Yalanım Varsa Adaletsiz Olayım!
Hikmet Çetinkaya

Beş can ölmüş, 13 kişi tek gözünü kaybetmiş, 16 yaşındaki çocuk beyin kanaması geçirmiş, bilmem kaç kişi yaralanmış…
O tüm bunları görmüyor!..
Durmadan konuşuyor, faiz lobisinden söz ediyor, iç ve dış güçler dilinden düşmüyor…
Onu Mısır ve Suriye ilgilendiriyor, oralarda demokrasi olmadığını anlatıyor sürekli.
Suriye’de 100 bin kişinin öldüğünü, Esad rejiminin baskısını, Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin askerlerce devrildiğini…
Yabancı devletlerin büyükelçilerine açık açık fırça çekiyor, Gezi Direnişi’yle değil, o ülkelerle ilgilenin diyor, ölen insanlarımız için “şiddete başvurdular” deyip işin içinden sıyrılıyor.
Yandaşları da aynı havada…
Gezi Direnişi’ni vandallara, çapulculara, ayyaşlara yükleyenler, şimdilerde “terör örgütü”, “ulusalcı” yaftası yapıştıranlar televizyonlarımızın en seçkin konukları olarak yerlerini alıyor.
Dil aynı dil!
Saldırganlık aynı!
Gezi eylemlerine katılanların tümü, AKP iktidarını yıkmak için, kimi aydın, yazar ve sanatçılarla işbirliği yapmışlar.
Amaçları çok açık:
“AKP iktidarını devirmek için düğmeye basmak!”
İnanmışlar buna!
Oysa demokratik hukuk devletlerinde bu tür eylemler oluyor…
Örneğin İspanya’da, Brezilya’da…
Bu ülkelerde başbakanlar, devlet başkanları televizyon ekranlarına çıkıp şöyle haykırmıyor:
“Faiz lobisinin işi, elimizde istihbarat bilgileri var!”

***

Elinde palayla ortalığa dehşet saçan adam Fas’a kaçmış, Ethem Sarısülük’ü öldüren polis hakkında yargı süreci durdurulmuş.
16 yaşındaki bir lise öğrencisi, doğrudan hedef alınarak gaz kapsülüyle başından vurulmuş, Eskişehir’de Hataylı üniversite öğrencisi Ali İsmail öldürülmüş.
Akıl ve vicdan nerede?
Yok olmuş, uçup gitmiş!
Adaletin olmadığı bir ülkede barış olmaz, hiç yormayın kendinizi.
Masallar anlatılır, insanlar kandırılır, zindanlar doldurulur…
Evler basılır sabaha karşı…
Twitter’da yazışmalar, ders notları, baret, gaz maskesi, kitaplar suç öğesi olarak toplanır.
Devletin ve adaletin görevi gençlerin sesini soluğunu kesmek değil, demokrasiyi, özgürlükleri genişletmektir.

***

2013 yılının Temmuz ayındayız…
Bugün yaşananlar darbe dönemini, özellikle 12 Eylül’ü anımsatıyor…
O zaman da evler basılmış, kitaplar toplanmıştı…
O zaman da şafak vakti öğrenci yurtları basılmıştı…
Aradan 33 yıl geçti.
Aynı fotoğraflar karşımıza çıkıyor!
Yazılı ve görsel merkez medya tam siper!
Patronlar korku içinde!
Gazeteciler ve köşe yazarları işten atılıyor!
Demokrasi ve özgürlükler nanay!
Yabancı diplomatlara zılgıt!
Mısır’da yapılan darbe, Suriye’deki iç savaş…
Ama önce dön, kendi ülkene bak, demokrasi, hukuk, adalet, özgürlük var mı, yok mu?
Var diyeceksin, hem de katmerlisi!
Yandaşlarına var elbet!
Peki, muhaliflere!
Onların canı cehenneme!
Biz darbeye darbe diyenlerdeniz…
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve e-muhtıra…
Sandığa inanırız, demokrasi bilincinin ne olduğunu biliriz.

***

27 Mayıs’ta gazeteci değildim…
Öteki darbelerde gazeteciydim.
Adnan Menderes, Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu ve Namık Gedik’in idamlarına ne kadar içim yandıysa, çocukluk yıllarımda, genç bir gazeteciyken Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un asılmalarına da yandı bilesiniz.
12 Mart ve 12 Eylül’ün acılarını çektik…
Hep dedik ki:
“En kötü demokratik rejim en iyi askeri rejimden iyidir!”
Şimdi de içimiz yanıyor…
Adaletsizliğe, hukuksuzluğa!
Vicdanınızın sesini dinleyin!
Demokrasi, askerlerin siyasetin üzerindeki etkisini ortadan kaldırıp yerine iktidar baskısını getirerek olmaz!
Bilmem anlatabildim mi?
Eğer yalanım varsa adaletsiz olayım!